Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Eski Nişanlının Gölgesinde Bir Evlilik
“Yeter artık, Zeynep! Bunu bana nasıl yapar?”
Kocam Murat, kapıdan içeri girdiği anda evin havası değişti. Anahtarlarını öfkeyle vestiyere fırlattı, ceketini koltuğa savurdu. Gözleri öfke ve hayal kırıklığıyla doluydu. O an anladım ki, yine eski nişanlısı Elif’le ilgili bir şey olmuştu. İçimde bir yer sızladı; çünkü bu öfkenin bana değil, geçmişine ait olduğunu biliyordum ama yine de üzerime yağan yağmurdan kaçamıyordum.
“Ne oldu Murat?” dedim, sesim titrek. O ise gözlerini kaçırdı.
“Elif evleniyormuş. Hem de bu hafta sonu! Sanki bana inat yapar gibi…”
Bir an sustu. Odanın içinde volta atmaya başladı. Ben ise mutfağın kapısında, ellerim birbirine kenetlenmiş, ne diyeceğimi bilemeden duruyordum. İçimde bir acı, bir utanç… Kendi evimde, kendi kocamın eski nişanlısının gölgesinde kalmıştım.
Murat’ın öfkesi büyüdükçe ben küçülüyordum. “Bunu bana nasıl yapar? Daha geçen yıl bana dönmek için ağlamadı mı? Şimdi kalkmış başkasıyla evleniyor!”
O an içimden geçenleri anlatamam. Bir kadın olarak, bir eş olarak, kendimi değersiz hissettim. Sanki ben onun hayatında bir yedekmişim gibi… Sanki Elif’in kararı onun hayatını benden daha çok etkiliyormuş gibi…
“Murat,” dedim usulca, “Beni neden bu kadar etkiliyor bu durum? Biz evliyiz. Sen benim kocamsın.”
Bana döndü, gözlerinde öfke ve şaşkınlık vardı. “Sen anlamazsın Zeynep! O benim geçmişim. Onunla yaşadıklarım… Şimdi kalkmış başkasıyla mutlu olacak!”
O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır süren sessizliğim, sabrım, anlayışım… Hepsi bir anda yok oldu. “Ben de senin hayatında bir geçmiş miyim Murat? Yoksa sadece Elif’in boşluğunu doldurmak için mi buradayım?”
Bir anlık sessizlik oldu. Murat’ın yüzü asıldı. “Saçmalama Zeynep,” dedi ama sesi o kadar cılızdı ki…
O gece evde iki yabancı gibi oturduk. Televizyon açıktı ama kimse izlemiyordu. Ben mutfakta çay doldururken gözlerim doldu. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kızım, erkekler bazen geçmişlerini unutamazlar ama sen kendini ezdirme.”
Kendi kendime sordum: Ben neydim Murat’ın hayatında? Bir eş mi, yoksa sadece bir teselli mi?
Gece yarısı Murat salonda uyuyakaldı. Yanına gittim, üstünü örttüm. Yüzünde hâlâ öfkenin izleri vardı. O an ona hem acıdım hem de kızdım. Çünkü onun geçmişiyle savaşıp dururken ben kendi kadınlığımı kaybediyordum.
Ertesi sabah kahvaltıda annem aradı. Sesimi duyunca hemen anladı bir şeylerin yolunda gitmediğini.
“Zeynep, kızım… Murat yine mi eski nişanlısını düşünüyor?”
Bir anda gözlerimden yaşlar aktı. “Anne, ben ne yapmalıyım? Onun geçmişiyle nasıl başa çıkacağım?”
Annem derin bir nefes aldı. “Kızım, bazen erkekler geçmişte kalır ama sen bugünsün. Kendini ezdirme. Gerekirse konuş, hislerini açıkça söyle.”
Telefonu kapattıktan sonra Murat’a döndüm. “Murat, konuşmamız lazım.”
Başını kaldırdı, gözlerinde yorgunluk vardı.
“Bak,” dedim, “Ben senin geçmişini değiştiremem ama bugünün ve geleceğin benimle olacaksa bunu bilmek isterim. Eğer hâlâ Elif’in gölgesinde yaşıyorsan, ben bu evlilikte kendimi bulamam.”
Murat sustu. Uzun bir süre hiçbir şey söylemedi. Sonra başını eğdi.
“Zeynep… Ben seni seviyorum ama bazen insan geçmişini unutamıyor işte.”
O an anladım ki mesele Elif değil; mesele Murat’ın kendiyle olan savaşıydı. Ama ben de kendi savaşımı vermeliydim.
O gün akşam eve döndüğümde Murat hâlâ sessizdi. Yemek masasında otururken ona baktım.
“Murat, ben seninle yaşlanmak istiyorum ama geçmişinin gölgesinde değil.”
Gözleri doldu. İlk defa bu kadar kırılgan gördüm onu.
“Bilmiyorum Zeynep… Bazen kendime bile kızıyorum. Ama seni kaybetmek istemem.”
O gece uzun uzun konuştuk. Ben ona hislerimi anlattım; o da bana korkularını… İlk defa birbirimizi gerçekten dinledik.
Ama içimde hâlâ bir yara var. Çünkü biliyorum ki bazı yaralar kolay kolay kapanmıyor.
Şimdi size soruyorum: Bir kadın olarak, eşinizin geçmişiyle nasıl başa çıkarsınız? Kendi değerinizi nasıl korursunuz? Yoksa bazı gölgelerden asla kurtulmak mümkün değil mi?