Oğlumla Aramızdaki Sessizlik: Bir Anne Yüreğinin Çığlığı
“Anne, lütfen… Yine mi başlıyoruz?” dedi Oğuz, gözlerini kaçırarak. Salonun ortasında, eski koltuğun ucunda oturuyordu. Ben ise ellerim titreyerek çay bardağını masaya bırakmaya çalışıyordum. Sanki bardağın içindeki çay değil de, yıllardır içimde biriktirdiğim gözyaşları dökülüyordu masaya.
“Başlamıyorum oğlum, sadece… Sadece konuşmak istiyorum. Eskisi gibi, hani küçükken bana her şeyi anlatırdın ya…” dedim, sesim çatallaştı. Oğuz başını öne eğdi, parmaklarıyla telefonunu oynadı. O an anladım; oğlum bana yabancı olmuştu. Ne zaman oldu bu? Hangi ara aramıza bu kadar mesafe girdi?
Benim biricik oğlum… Hayatımı ona adadım. Kocamdan ayrıldığımda Oğuz daha beş yaşındaydı. O günden sonra tek başıma hem anne hem baba oldum. Geceleri uykusuz kalıp çalıştım, gündüzleri terzi dükkanında elimi makasa vurdum, parmaklarım kanadı ama yılmadım. Oğuz’a güzel bir hayat sunmak için her şeyi yaptım. Okuldan döndüğünde sıcak yemek bulsun diye koştum, hasta olduğunda başında sabahladım. Onun bir gülüşüyle dünyaları unuttum.
Ama şimdi… Şimdi karşımda oturan adam, benim oğlum mu gerçekten? Yabancı biri gibi bakıyor bana. Konuşmak istemiyor, dertleşmek istemiyor. Sanki ben onun hayatında fazlalık olmuşum gibi.
Geçen hafta doğum günümde aramadı bile. Akşam üstü ben dayanamayıp aradım; “Çok yoğunum anne, sonra konuşalım” dedi. Sonra da günlerce ses çıkmadı. İçimden bir şeyler koptu o an. Oğuz’un çocukluğundan beri ilk defa doğum günümde yanımda olmadı.
Bir gün cesaretimi topladım, evine gittim. Kapıyı gelini açtı; Zeynep. Yüzünde hafif bir şaşkınlık vardı. “Ayşe teyze, haber vermediniz… Oğuz işte, birazdan gelir,” dedi. İçeri girdim, ev tertemizdi ama bana soğuk geldi duvarlar. Oğuz geldiğinde yüzünde yorgun bir ifade vardı.
“Anne, neden haber vermedin?” dedi hafif sitemle. “Sana sürpriz yapmak istedim oğlum,” dedim gülümsemeye çalışarak. Ama o gülümsemedi. Akşam yemeğinde Zeynep’le fısıldaştılar, ben ise masada fazlalık gibi hissettim kendimi.
Yemekten sonra salonda otururken dayanamadım: “Oğlum, bana neden böyle davranıyorsun? Bir derdin mi var? Ben sana bir şey mi yaptım?”
Oğuz derin bir nefes aldı: “Anne… Bak, büyüdüm artık. Kendi ailem var. Her şeye karışmanı istemiyorum. Sürekli araman, sormanın beni yoruyor.”
O an içimde bir şeyler yıkıldı. Ben sadece onun iyi olmasını istiyordum. Onun hayatına karışmak değil, yanında olmak istiyordum. Ama galiba bunu yanlış yapmıştım.
O gece eve dönerken sokak lambalarının altında yürüdüm. Ayaklarım ağırlaştı, kalbim daha da ağırdı. Eve girince eski fotoğraf albümünü açtım; Oğuz’un bebeklik fotoğrafları, ilkokul müsameresindeki hali… Hepsinde bana sarılmış, gözleri ışıl ışıl parlıyor.
Şimdi ise aramızda koca bir duvar var. Ne zaman ördük bu duvarı? Ben mi fazla koruyucu oldum? Onu kendi hayatına bırakmayı mı beceremedim?
Bir sabah komşum Şerife Hanım uğradı; “Ayşe abla, oğlunla aranız nasıl?” diye sordu. Gözlerim doldu; “Eskisi gibi değil Şerife… Sanki başka biri oldu,” dedim. O da kendi oğlundan dert yandı; “Bizimkiler de öyle… Şimdi gençler farklı,” dedi.
Ama ben kabullenemiyorum. Oğuz benim tek evladım, canımın yarısı… Onunla konuşmadan geçen her gün içimde bir yara açıyor.
Bir gün cesaretimi topladım ve Oğuz’u tekrar aradım: “Oğlum, seninle konuşmam lazım.”
“Anne, işim var sonra konuşalım,” dedi yine aceleyle.
“Bak oğlum,” dedim titreyen sesimle, “Ben sana yük olmak istemiyorum. Sadece bilmeni isterim ki seni çok seviyorum ve özlüyorum.”
Telefonun ucunda sessizlik oldu. Sonra Oğuz’un sesi kısık geldi: “Biliyorum anne… Ama bazen boğuluyorum.”
O an anladım ki oğlumun da kendi yükleri varmış. Belki ben sevgimi yanlış gösterdim; belki de ona nefes alacak alan bırakmadım.
Bir akşam televizyon açıkken kendi kendime konuştum: “Ayşe, sen iyi bir anne miydin? Yoksa sevgini baskı mı yaptın?”
Oğuz’la aramızdaki bu sessizlik beni her geçen gün biraz daha yalnızlaştırıyor. Komşuların çocuklarıyla olan ilişkilerine bakıp iç geçiriyorum; bazısı annesini her hafta arıyor, bazısı ayda yılda bir uğruyor.
Ben ise her gece dua ediyorum: Allah’ım, oğluma sağlık ver ama beni de unutmasın…
Bazen düşünüyorum; acaba Türkiye’de anneler ve çocuklar neden böyle uzaklaşıyor? Eskiden mahalle kültürü vardı, herkes birbirine yakındı. Şimdi herkes kendi derdine düşmüş.
Bir gün Oğuz’dan mesaj geldi: “Anne, nasılsın?”
Gözlerim doldu; hemen cevap yazdım: “İyiyim oğlum, sen nasılsın?”
Kısa bir sohbet oldu ama içimde umut yeşerdi. Belki de zamanla aramızdaki mesafe azalır… Belki de ben de biraz geri çekilmeyi öğrenmeliyim.
Ama yine de soruyorum kendime: Bir anne sevgisi fazla olursa zarar mı verir? Yoksa asıl sorun sevgiyi nasıl gösterdiğimizde mi? Sizce ben nerede hata yaptım?