Aşkın Yaşı Olmaz mı?

“Sen aklını mı kaçırdın Elif?” Annemin sesi mutfakta yankılandı. O an, ellerim titreyerek çay bardağını masaya bıraktım. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu ama annemin öfkesi karşısında ağlamamı gizlemeye çalıştım. “Anne, lütfen… Kemal’i bir kez olsun tanısan…”

Sözümü bitiremeden babam araya girdi: “O adam senden 25 yaş büyük! Bizim yüzümüzü yere eğdirme.”

İşte o an, hayatımın en zor kararını verdiğimi anladım. Kalbim, aklımın önüne geçmişti. Kemal’le tanışmam tamamen tesadüftü. O gün Kadıköy’deki küçük bir sahaf dükkânında eski kitaplara bakıyordum. Rafların arasında bir kitap yere düştü. Eğilip almak isterken aynı anda bir el daha uzandı. Başımı kaldırdığımda, Kemal’in gözleriyle karşılaştım. Gözlerinde bir sıcaklık, bir huzur vardı. O an, içimde bir şeylerin değiştiğini hissettim.

Kemal’in sesi yumuşaktı: “Sanırım aynı kitabı beğendik.”

Gülümsedim. “Siz alın, ben başka bir kitap bulurum.”

“Hayır, birlikte okuyabiliriz belki,” dedi ve o an, hayatımın en güzel sohbeti başladı.

Kemal’in yaşı ilk başta dikkatimi çekmişti elbette. Saçlarında kırlar vardı, yüzünde yılların izleri… Ama konuşurken öyle genç, öyle canlıydı ki! Onunla geçirdiğim her dakika, bana kendimi daha iyi hissettiriyordu. Birlikte İstanbul’un ara sokaklarında yürüdük, vapurda martılara simit attık, eski filmler izledik. Her anı dolu dolu yaşadık.

Ama mutluluğumuz uzun sürmedi. Aileme Kemal’den bahsettiğimde, annem önce sessiz kaldı. Sonra gözleri doldu: “Kızım, senin yaşında bir adamla ne konuşacaksın? Yarın bir gün pişman olursun.”

Babam ise daha sertti: “O adam seni kandırıyor olmasın? Yaşı senden büyük diye sana sahip çıkacak sanıyorsun ama yarın hastalanırsa ne yapacaksın?”

Onlara anlatmaya çalıştım: “Kemal bana hayatı öğretti baba. Onun yanında kendimi değerli hissediyorum.”

Ama kimse anlamak istemedi. Arkadaşlarım bile arkamdan konuşmaya başladı. “Elif delirdi,” dediler. “Parası için mi birlikte acaba?” diyenler oldu. Oysa Kemal’in ne parası vardı ne de gösterişli bir hayatı… Sadece sevgisi vardı bana sunduğu.

Bir gece, Kemal’le Moda’da yürüyorduk. Elimi tuttu ve durdu: “Bak Elif, bu yol kolay değil. Herkes karşımıza çıkacak. Emin misin?”

Gözlerine baktım: “Senin yanında olmaktan hiç korkmadım Kemal.”

Ama içimde fırtınalar kopuyordu. Ailemle aram açılmıştı. Annem günlerce benimle konuşmadı. Babam ise eve geç gelmeye başladı, surat asıyordu. Evdeki o huzur gitmişti.

Bir gün annem odama geldi. Yatağımda oturuyordum, gözlerim şişmişti ağlamaktan.

“Bak kızım,” dedi yavaşça, “Ben senin iyiliğini isterim. Ama bu adamla mutlu olamazsın. İnsanlar konuşacak, akrabalar soracak… Biz ne diyeceğiz?”

İşte o an anladım; annem benim mutluluğumdan çok insanların ne diyeceğini düşünüyordu.

Kemal’le buluştuğumda ona her şeyi anlattım. O da kendi ailesinden bahsetti; ilk evliliği başarısız olmuştu, bir oğlu vardı ama görüşmüyorlardı. “Ben de çok hata yaptım Elif,” dedi hüzünle, “Ama seninle yeniden başlamak istiyorum.”

Birlikte yeni bir hayat kurmaya karar verdik. Ama kolay olmadı. Ev tutmak için para biriktirdik, eski eşyalarla döşedik küçük evimizi. İlk gecemizde elektrikler kesildi; mum ışığında birbirimize sarıldık ve güldük.

Ama dışarıdaki dünya acımasızdı. Komşular fısıldaşıyordu: “Kız gençmiş, adam yaşlıymış…” İş yerinde arkadaşlarım yüzüme gülüp arkamdan konuşuyordu.

Bir gün işten eve dönerken annemi kapının önünde gördüm. Gözleri doluydu.

“Elif,” dedi titrek bir sesle, “Baban hastaneye kaldırıldı.”

O an dünyam başıma yıkıldı. Hemen hastaneye koştum. Babam kalp krizi geçirmişti. Yanına girdiğimde gözlerini açtı ve bana baktı:

“Mutlu musun?” diye sordu kısık bir sesle.

Gözyaşlarımı tutamadım: “Baba… Ben sadece sevdim.”

Babam başını çevirdi, gözlerinden yaş aktı.

O günden sonra ailemle aramda görünmez bir duvar oluştu. Annem beni affetmedi, babam ise sessizliğe gömüldü.

Kemal’le hayatımız devam etti ama içimde hep bir eksiklik vardı; ailemin sevgisi olmadan tam anlamıyla mutlu olamıyordum.

Bir gün Kemal bana döndü ve dedi ki: “Belki de aşkımızı herkese kanıtlamak zorunda değiliz Elif. Biz birbirimizi biliyoruz ya…”

Haklıydı belki de… Ama yine de içimdeki boşluk dinmedi.

Şimdi bu satırları yazarken düşünüyorum: Aşk gerçekten yaşı tanır mı? Yoksa toplumun baskısı mı bizi mutsuz ediyor? Siz olsanız benim yerimde ne yapardınız?