Bir Hastane Kapısında Çöken Hayat: İkinci Kadın Ben Miyim?

“İkinci hanım zaten geldi, buyurun siz de geçin.” Hemşirenin bu cümlesi, hastane koridorunda yankılandı. O an, elimdeki çantam yere düştü, kalbim sanki göğsümden dışarı fırlayacak gibi oldu. Gözlerim hemşireye kilitlendi, dudaklarım titredi. “Nasıl yani? Ben… Ben Ayşe Yılmaz, Mehmet Yılmaz’ın eşiyim,” dedim, sesim çatallandı. Hemşire başını kaldırıp bana baktı, yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi. “Aa… Pardon hanımefendi, ben… Diğer hanımefendi de eşiyim dedi… Buyurun, lütfen sakin olun.”

O an içimde bir şeyler koptu. Mehmet’in hastaneye kaldırıldığı haberini aldığımda, panikle taksiye atlayıp gelmiştim. Onca yılın ardından, onun başına bir şey gelirse diye korkmuştum. Ama şimdi, burada, bu soğuk koridorda, bambaşka bir korku sardı içimi: Ya ben onun tek eşi değilsem?

Kapının önünde beklerken ellerim titriyordu. İçeriden bir kadın sesi geliyordu; ağlamaklı, telaşlı. Kapı aralandı ve genççe bir kadın çıktı. Saçları düzgünce toplanmış, gözleri kıpkırmızı. Göz göze geldik. Bir anlık sessizlik… Sonra kadın başını eğdi, hızla yanımdan geçti. Hemşire bana bakıp fısıldadı: “O da eşi olduğunu söyledi… Çok üzgündü.”

İçeri girdiğimde Mehmet’in yüzü solgundu. Gözlerini açtı, beni görünce irkildi. “Ayşe… Sen geldin mi?” dedi kısık bir sesle. Gözlerimi ondan ayırmadan yaklaştım. “Mehmet,” dedim, “Az önce buradan çıkan kadın kimdi?”

Mehmet’in gözleri büyüdü, dudakları titredi. “Ayşe… Lütfen şimdi değil…”

“Şimdi değilse ne zaman Mehmet? Hemşire bana ‘İkinci hanım zaten geldi’ dedi! Ne oluyor burada? Kim o kadın?”

Mehmet gözlerini kaçırdı. O an içimde yıllardır bastırdığım tüm şüpheler, geceleri uykusuz bırakan o küçük endişeler birer birer su yüzüne çıktı. İş seyahatleri, geç saatlere kadar süren toplantılar, telefonunu asla yanımdan ayırmaması… Hepsi bir anda anlam kazandı.

“Bak Ayşe…” dedi Mehmet, sesi titrek ve yorgundu. “Sana anlatacaktım… Ama zaman bulamadım… Her şey çok karışık.”

O an öyle bir öfke ve çaresizlik hissettim ki, gözyaşlarımı tutamadım. “Kaç yıl oldu Mehmet? Kaç yıl aynı yastığa baş koyduk? Kaç yıl çocuklarımızı birlikte büyüttük? Ben senin her şeyini bildiğimi sanıyordum!”

Mehmet başını ellerinin arasına aldı. “Sana yemin ederim, seni hiç bırakmak istemedim… Ama işler öyle bir noktaya geldi ki…”

Odaya kısa boylu, yaşlıca bir adam girdi; Mehmet’in amcası Hasan amca. Bize baktı, sonra kapıyı kapattı. “Ayşe kızım… Biliyorum çok zor ama şimdi tartışmanın zamanı değil. Mehmet’in durumu ciddi.”

Ama ben artık hiçbir şey duymuyordum. Kafamda yankılanan tek cümle: ‘İkinci hanım zaten geldi.’

Hastane koridorunda otururken annemi aradım. “Anne,” dedim ağlayarak, “Mehmet’in başka bir kadını varmış… Hemşire bana ikinci hanım dedi…” Annem telefonda sessiz kaldı. Sonra derin bir iç çekti: “Kızım… Bazen erkekler hata yapar… Ama çocukların için güçlü olman lazım.”

O an annemin sözleriyle daha da yıkıldım. Hepimizin bildiği ama konuşmadığı o sessiz gerçek: Türkiye’de nice kadın, kocasının ihanetini sineye çekiyor; çocukları için, aile düzeni için susuyor.

Ertesi gün hastaneye tekrar gittiğimde o kadın yine oradaydı. Bu kez bana yaklaştı. “Merhaba,” dedi kısık bir sesle, “Ben Zeynep.”

Birbirimize baktık; iki yabancı ama aynı adamın hayatında iki kadın. “Ne zamandır?” diye sordum.

Zeynep gözlerini yere indirdi. “Beş yıl oldu… Mehmet bana evli olduğunu söyledi ama boşanacağını söyledi… Hiçbir zaman tam olarak inanmadım ama… Onu çok sevdim.”

İçimdeki öfke yerini tarifsiz bir hüzne bıraktı. Zeynep de kandırılmıştı; o da benim gibi yaralıydı.

Mehmet taburcu olduğunda evde büyük bir hesaplaşma yaşandı. Çocuklar odalarına kapanmıştı; ben ve Mehmet mutfakta karşı karşıya oturduk.

“Beni affetmeni beklemiyorum,” dedi Mehmet sessizce. “Ama çocuklarımız için bu durumu birlikte yönetmemiz lazım.”

“Çocuklar için mi?” dedim acı acı gülerek. “Onlara nasıl anlatacağım? Babalarının iki hayatı olduğunu nasıl söyleyeceğim?”

Mehmet başını eğdi. “Bilmiyorum Ayşe… Ama ne istersen yapmaya hazırım.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: Ben şimdi ne yapacağım? Onca yılın ardından her şey yalan mıydı? Çocuklarımı korumak için susmalı mıyım yoksa kendi yolumu mu çizmeliyim?

Ertesi sabah kahvaltıda çocuklar masaya oturduğunda gözlerimi kaçırdım. Kızım Elif sessizce sordu: “Anne… Babam neden bu kadar üzgün?”

O an boğazım düğümlendi. Onlara gerçeği söylemeye cesaret edemedim.

Şimdi günler geçiyor ve ben hâlâ karar veremedim: Ailemi korumak için susmalı mıyım yoksa kendi hayatımı mı kurmalıyım? Siz olsanız ne yapardınız? Bir kadının ihaneti sineye çekmesi mi doğru yoksa kendi yolunu çizmesi mi?