Kırk Yıllık Hayatımın En Sessiz Gecesi

“Gidiyorum, Zeynep. Artık böyle devam edemem.”

Bu cümle, otuz beş yıllık evliliğimin sonu oldu. O gece, mutfakta çaydanlığın altı hâlâ yanıyordu. Masada iki kişilik kahvaltı hazırlamıştım, ama o sadece anahtarlığını aldı ve kapıyı çekip gitti. Arkasından bakarken, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Sanki yıllardır içimde tuttuğum bütün duygular, o kapının kapanışıyla birlikte serbest kaldı.

Mehmet’le genç yaşta evlendik. O zamanlar hayallerim vardı; üniversiteye gitmek, öğretmen olmak istiyordum. Ama annem, “Kız kısmı çok okursa koca bulamaz,” dediğinde sustum. Mehmet’in ailesi de acele etti, nişanlandık. Düğünümüz kalabalıktı, herkes mutluydu. Ben de mutluydum sanırım; ya da öyle olmam gerektiğini düşündüm.

Yıllar geçti, iki çocuğumuz oldu: Elif ve Burak. Onlar için yaşadım. Mehmet işten geç gelse de, bazen eve sinirli dönse de, hep sabrettim. “Erkek adamdır, yorulmuştur,” dedim. Kendi isteklerimi, hayallerimi hep erteledim. Elif’in okul gösterisine tek başıma gittim; Burak’ın hastane gecelerinde Mehmet yine yoktu. Ama ben hep onun yanında oldum.

Bir gün Elif bana, “Anne, sen hiç kendin için bir şey yaptın mı?” diye sorduğunda cevap veremedim. Çünkü gerçekten yapmamıştım. Saçımı nasıl istersem öyle kestirmemiştim mesela; Mehmet kısa saç sevmezdi. Kendi sevdiğim yemeği pişirmemiştim; Mehmet bamya yemezdi. Hatta bazen hangi rengi sevdiğimi bile unuttum.

O gece Mehmet’in gidişiyle evde bir sessizlik başladı. Çocuklar büyümüş, kendi hayatlarını kurmuştu. Elif İzmir’deydi, Burak Ankara’da. Evde sadece ben ve duvar saatinin tik takları kaldık. İlk günler ağladım, hem de öyle sessizce değil; hıçkıra hıçkıra ağladım. Sonra komşular aradı, “Başın sağ olsun” der gibi konuştu herkes. Sanki biri ölmüştü de ben yas tutuyordum.

Bir hafta sonra Mehmet’in başka bir kadınla olduğunu öğrendim. Adı Ayşe’ymiş; benden gençmiş, güzelmiş… İnsanlar fısıldaşıyordu: “Zeynep Hanım’ın kocası genç birine gitmiş.” Utandım, sanki suçlu benmişim gibi. Annem aradı: “Kızım, ne eksik yaptın?” dedi. O an anladım ki, yıllarca sadece başkalarını memnun etmeye çalışmışım.

Bir akşam Elif aradı: “Anne, iyi misin?”

“İyiyim kızım,” dedim ama sesim titredi.

“Bak anne,” dedi Elif, “Baba gitti diye hayatın bitmedi. Senin de hakkın var mutlu olmaya.”

O gece düşündüm: Ben kimim? Ne isterim? İlk defa kendime bu soruları sordum.

Ertesi sabah aynaya baktım. Gözlerimin altı morarmıştı; saçlarım dağınıktı. Ama ilk defa kendimi dikkatlice inceledim. Zeynep kimdi? Sadece bir anne mi? Sadece bir eş mi? Yoksa kendi başına ayakta durabilen bir kadın mı?

Bir cesaretle eski sandığı açtım; gençlik fotoğraflarım çıktı karşıma. Üniversite sınavına hazırlandığım yıllardan kalma bir defter buldum. İçinde hayallerimi yazmışım: “Bir gün kendi ayaklarım üzerinde duracağım.” O defteri okurken ağladım; çünkü o Zeynep’i çoktan unutmuştum.

Sonra karar verdim: Artık kendim için yaşayacaktım.

İlk iş olarak mutfağa girdim ve bamya yemeği yaptım. Yıllardır pişirmemiştim; çünkü Mehmet sevmezdi. O gün kendi sevdiğim yemeği pişirmenin mutluluğunu yaşadım. Ardından kuaföre gittim ve saçımı istediğim gibi kısa kestirdim. Kuaför şaşırdı: “Emin misiniz?” dedi.

“Evet,” dedim, “ilk defa kendim için bir şey yapıyorum.”

Mahalledeki kadınlar konuşmaya başladı: “Zeynep Hanım değişmiş.” Kimisi ayıpladı, kimisi takdir etti. Ama umurumda değildi artık.

Bir gün eski arkadaşım Emine aradı: “Zeynep, gel bizim kadınlar gününe katıl.”

Önce çekindim; yıllardır sosyal ortamlara girmemiştim. Ama sonra gittim. Kadınlar arasında otururken ilk defa yalnız hissetmedim. Herkesin bir derdi vardı; kimi kocasından şikayetçi, kimi çocuklarından… Ama hepsi güçlüydü.

Bir akşam Burak geldi ziyarete. Beni mutlu görünce şaşırdı:

“Anne, sen iyi misin gerçekten?”

“İyiyim oğlum,” dedim gülerek, “ilk defa kendimi buluyorum.”

Burak sarıldı bana; gözleri doldu.

Zamanla yalnızlığa alıştım. Akşamları kitap okumaya başladım; gençken okumak istediğim romanları… Sonra belediyenin açtığı resim kursuna yazıldım. İlk gün çok heyecanlandım; ellerim titredi fırçayı tutarken. Ama her fırça darbesinde içimdeki Zeynep’i yeniden keşfettim.

Mehmet bazen arıyor hâlâ; pişman mı bilmiyorum ama artık umurumda değil. Ayşe’yle mutlu mu? Belki… Ama ben ilk defa kendimi mutlu hissediyorum.

Bazen düşünüyorum: Neden yıllarca kendimi bu kadar unuttum? Neden hep başkalarını mutlu etmeye çalıştım? Şimdi kırk yaşımı çoktan geçtim ama ilk defa gerçekten yaşıyorum.

Siz hiç kendinizi unuttuğunuz oldu mu? Hayatınızda bir kere olsun sadece kendiniz için yaşadınız mı?