Annem Aradı: “Misafirimiz Var!” – Bu Kez Farklı Bir Şey Yapmaya Karar Verdım
“Zeynep, akşam misafirimiz var, erken gel!” Annemin sesi telefonda yankılandı, tıpkı çocukluğumda olduğu gibi. O an, içimde eski bir yara yeniden sızladı. Yıllardır köydeki evimizde kendimi hep fazlalık gibi hissetmiş, aile toplantılarında hep bir kenara itilmişimdir. Annemin sesiyle birlikte, o eski korkular ve burukluklar yeniden canlandı. Ama bu kez kaçmayacaktım. Bu kez, geçmişimle yüzleşmeye karar verdim.
Telefonu kapattıktan sonra bir süre öylece oturdum. Ellerim titriyordu. İstanbul’da kurduğum hayat, köydeki evimizin ağır havasından çok uzaktı. Orada her şeyin bir kuralı, her davranışın bir anlamı vardı. Ben ise hiçbir zaman o kurallara tam olarak uymamıştım. Babamın sert bakışları, halamın iğneleyici sözleri, annemin çaresiz suskunluğu… Hepsi birden üzerime çöktü.
O akşam yola çıkarken içimde bir fırtına vardı. Otobüs camından dışarı bakarken, çocukluğumun geçtiği tarlaları, toprak yolları izledim. Her köşe başında bir anı saklıydı; bazıları güzel, çoğu ise acıydı. “Bu kez farklı olacak,” dedim kendime. “Bu kez kendimi saklamayacağım.”
Köy meydanına vardığımda hava kararmıştı. Evimizin ışıkları uzaktan görünüyordu. Kapıyı açtığımda annem mutfakta telaşla yemek hazırlıyordu. Beni görünce yüzünde kısa bir gülümseme belirdi ama gözleri hemen yere kaydı.
“Hoş geldin kızım,” dedi sessizce.
“Hoş bulduk anne,” dedim ve ona sarıldım. Sarılırken bile aramızda görünmez bir mesafe vardı.
“Kim geliyor bu akşam?” diye sordum.
“Dayınlar… Bir de komşumuz Ayşe Hanım’ın oğlu Murat,” dedi annem, sesi biraz titrekti.
Murat’ın adı geçince içimde başka bir sızı hissettim. Çocukken Murat’la iyi anlaşırdık ama ergenliğe girince aramızda garip bir mesafe oluşmuştu. O, köyde kalıp ailesinin işini devralmıştı; ben ise üniversite için şehre gitmiş, sonra da dönmemiştim.
Akşam yemeği için hazırlık yaparken annemle aramızda sessiz bir iş bölümü oluştu. O çorbayı karıştırırken ben salata yaptım. Bir ara cesaretimi toplayıp sordum:
“Anne… Sen hiç başka bir yerde yaşamak istedin mi?”
Annem bir an durdu, kaşığı elinden bıraktı. “Benim zamanımda öyle şeyler düşünülmezdi kızım,” dedi ve gözlerini kaçırdı.
O an anladım ki annem de kendi hayatının misafiriydi belki de…
Misafirler geldiğinde evdeki hava değişti. Dayım yüksek sesle konuşuyor, halam sürekli bana bakıp “İstanbul’da yalnız başına nasıl yaşıyorsun?” diye soruyordu. Murat ise köşede sessizce oturuyordu. Herkes sofrada yerini alınca babam söze girdi:
“Zeynep, İstanbul’da ne iş yapıyorsun şimdi?”
“Bir yayınevinde editörüm baba,” dedim.
Dayım hemen atıldı: “Kız kısmı tek başına şehirde ne yapar? Evlenmedin mi hâlâ?”
İçimde bir şeyler kırıldı o anda. Yıllardır duyduğum bu sorulara artık cevap vermek istemiyordum. Ama bu kez susmadım.
“Evlenmek zorunda mıyım dayı? Kendi ayaklarımın üzerinde duruyorum, bu size yetmiyor mu?” dedim.
O an sofrada bir sessizlik oldu. Annem gözlerini yere indirdi, babam kaşlarını çattı. Halam dudak büktü.
Murat ise bana baktı ve hafifçe gülümsedi. “Zeynep’in yaptığı iş önemli,” dedi sessizce. “Herkesin yolu farklıdır.”
O gece yemek boyunca içimde fırtınalar koptu. Herkes kendi doğrularını bana dayatmaya çalışırken, ben ilk kez kendimi savunuyordum. Annem ise arada bana bakıyor, gözleriyle özür diliyordu sanki.
Yemekten sonra Murat bahçeye çıkmamı teklif etti. Havanın serinliğinde yan yana yürüdük.
“Zeynep,” dedi Murat, “Köyde herkes birbirine benzer; farklı olana alışık değiller. Ama senin cesaretine hayran kaldım.”
Gözlerim doldu. “Bazen çok yalnız hissediyorum Murat,” dedim. “Burada da şehirde de… Sanki hiçbir yere ait değilim.”
Murat durdu, bana döndü: “Belki de ait olmak zorunda değilsin. Kendi yolunu çiziyorsun ve bu çok değerli.”
O gece odama çekildiğimde pencereden yıldızlara baktım. İçimde hâlâ bir burukluk vardı ama ilk defa kendimle gurur duydum. Annemin kapımı hafifçe tıklatıp içeri girdiğini fark ettim.
“Zeynep,” dedi sessizce, “Biliyorum sana kolay olmadı burada büyümek… Ben de çoğu zaman kendimi yalnız hissettim bu evde.”
Gözlerimden yaşlar süzüldü. Annem yanıma oturdu, elimi tuttu.
“Seninle gurur duyuyorum kızım,” dedi titrek bir sesle.
O an yılların yükü üzerimden kalktı sanki. Annemin sevgisini ilk kez bu kadar açık hissettim.
Sabah olduğunda köyün sessizliğinde yürüyüşe çıktım. Her şey aynıydı ama ben değişmiştim artık. Geçmişimin acılarıyla yüzleşmiş, kendi yolumu savunmuştum.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç ailenizin içinde yabancı hissettiniz mi? Kendi yolunuzu seçmek için neleri göze aldınız?