Anne ile Eş Arasında: Bir Kadının Kırılma Noktası
“Yeter artık, Ayşe! Annem yalnız, ona bakmak zorundayım!” diye bağırdı Mehmet, gözleri öfkeyle dolu. O an, mutfakta elimdeki çay bardağı titredi. Sanki bütün ev, Mehmet’in sesiyle sarsıldı. İçimde bir yerler kırıldı, ama sesimi çıkaramadım. Yıllardır süren sabrım, bir anda duvara çarpmıştı.
Mehmet’le evlendiğimizde, hayalini kurduğum sıcak bir yuvamız olacaktı. Kendi evimizde, kendi düzenimizde yaşayacaktık. Ama evliliğimizin daha ilk yılında, kayınvalidem Hatice Hanım’ın hastalığı bahanesiyle onun evine taşındık. “Anneciğim yalnız kalamaz,” dedi Mehmet. Ben de başta anlamaya çalıştım, sonuçta insan annesini bırakmazdı. Ama zaman geçtikçe, Hatice Hanım’ın hastalığından çok, bana olan soğukluğu ve sürekli Mehmet’i bana karşı doldurmasıyla baş başa kaldım.
Bir akşam sofrada, Hatice Hanım yine başladı: “Ayşe kızım, pilavı çok yağlı yapmışsın. Mehmet’in midesi rahatsız olur.” Mehmet ise annesinin yanında bana hiç sahip çıkmazdı. “Ayşe, annem doğru söylüyor. Biraz daha dikkat etsen ya.” O an içimden geçenleri anlatamam; hem suçlu hem de değersiz hissettim.
Geceleri odama çekildiğimde, yastığa sessizce gözyaşı dökerdim. Annemi aramak isterdim ama ona da yük olmak istemezdim. Kendi ailemden uzakta, bir başıma kalmıştım. Mehmet’le konuşmaya çalıştığımda ise hep aynı cevabı alıyordum: “Sen anlamıyorsun Ayşe, annem benim her şeyim.” Peki ben neydim? Benim hislerim, benim hayallerim ne olacaktı?
Bir gün annem aradı: “Kızım, sesin hiç iyi gelmiyor. Bir derdin mi var?” Dayanamadım, ağlamaya başladım. Annem telefonda uzun uzun sustu, sonra “Kızım, bazen insan kendi yolunu çizmek zorunda kalır,” dedi. O gece sabaha kadar düşündüm. Ben ne istiyordum? Bu evde kendimi misafir gibi hissetmekten yorulmuştum.
Bir sabah kahvaltıda Hatice Hanım yine başladı: “Ayşe, dün gece Mehmet geç geldi. Sen hiç ilgilenmiyorsun oğlumla.” Mehmet ise başını salladı: “Haklısın anne.” O an içimde bir şey koptu. “Mehmet,” dedim titreyen bir sesle, “Ben bu evde kendimi hiç ait hissetmiyorum. Seninle konuşmak istiyorum.”
Mehmet yüzüme bile bakmadan, “Şimdi sırası mı Ayşe?” dedi. Hatice Hanım ise sinsice gülümsedi. O gün evi terk etmeyi düşündüm ama cesaret edemedim.
Günler geçtikçe aramızdaki mesafe büyüdü. Mehmet’in annesine olan bağlılığı, bana olan sevgisinin önüne geçti. Bir akşam yine tartışırken Mehmet bağırdı: “Sen annemi istemiyorsun! Ben de seni istemiyorum o zaman!” O an eşyalarımı topladım ve annemin evine döndüm.
Annem kapıyı açınca gözlerime baktı ve beni sıkıca sarıldı. “Kızım, bazen insanın en büyük savaşı kendi içinde olur,” dedi. O gece ilk defa huzurla uyudum.
Mehmet’ten günlerce haber alamadım. Sonunda bir mesaj attı: “Ayşe, annem sensiz daha rahat ettiğini söylüyor. Sen de mutluysan böyle kalsın.” O mesajı okuduğumda içimde bir boşluk oluştu ama aynı zamanda hafifledim.
Aylar geçti. Kendime yeni bir hayat kurmaya başladım. İş buldum, arkadaşlar edindim. Annemle birlikte küçük ama huzurlu bir evimiz oldu. Bazen geceleri eski günleri düşünüyorum; acaba başka türlü olamaz mıydı? Mehmet’le konuşup anlaşamaz mıydık? Ama sonra aynaya bakıp kendime soruyorum: “Sen mutlu musun Ayşe?”
Belki de en büyük cesaret, kendi mutluluğunu seçmekti. Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Sevdiğiniz adam için kendinizden vazgeçer miydiniz?