Bir Hediye Her Şeyi Değiştirir: Düğün, Aile ve Kırık Hayaller
“Gaja, bak! Annemler ne yaptı biliyor musun?” Leszek’in – ya da bizim mahalledeki adıyla Levent’in – gözleri heyecandan parlıyordu. O an, nişanlımın elinde tuttuğu anahtarları gördüğümde içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Salonda, herkesin önünde, annesiyle babası gururla gülümsüyordu. “Size ev aldık! Hem de tam merkezde!” dedi kayınvalidem, sesi bütün apartmanı inletecek kadar yüksek ve kendinden emindi.
O an herkes alkışladı. Levent’in gözleri doldu, bana döndü: “Hayalimdi Gaja, hep merkezde yaşamak istedim. Artık kendi evimiz olacak!”
Ben ise sadece gülümsedim. O gülümsemenin ardında ise içimde fırtınalar kopuyordu. Çünkü bu hediye, bana ait olmayan bir karardı. Çünkü ben, Levent’le birlikte yeni bir hayat kurmak isterken, ailelerin gölgesinde kalmak istemiyordum. Çünkü o anahtarlar, özgürlüğümün değil, başkalarının hayallerinin anahtarıydı.
O akşam eve döndüğümüzde Levent hâlâ heyecanlıydı. “Gaja, annemler ne kadar düşünceli değil mi? Hem de borçsuz! Kim böyle bir fırsatı geri çevirir ki?”
Bir an sustum. Sonra içimdeki sesi bastıramadım: “Levent, bu bizim kararımız olmalıydı. Nerede yaşayacağımıza biz karar vermeliydik. Ailenden bağımsız bir hayat kurmak istemiyor musun?”
Levent’in yüzü asıldı. “Ama onlar sadece yardım etmek istiyorlar. Hem, ben de hep merkezde yaşamak istedim.”
“Ben istemedim mi sanıyorsun? Ama bu şekilde değil! Kendi emeğimizle, kendi seçimimizle… Başkalarının hediyesiyle değil.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemle babamı düşündüm. Onlar da düğün için ellerinden geleni yapıyorlardı ama hiçbir zaman hayatımıza bu kadar müdahale etmemişlerdi. Annem hep derdi: “Kızım, kendi yuvanı kendin kur. Başkasının verdiğiyle gelen huzur, bir gün elinden alınır.”
Ertesi gün kayınvalidem aradı. “Gaja’cığım, evi görmeye ne zaman geliyorsunuz? Perdeciyle konuştum, senin zevkine uygun tüller bakacağız.”
Sustum. Çünkü benim zevkim hiç sorulmamıştı ki…
Düğün hazırlıkları devam ederken her şey daha da karmaşık hale geldi. Levent’in ailesi her detaya karışıyordu: Hangi mobilya alınacak, hangi renk duvar boyanacak… Bir gün Levent’e patladım:
“Bizim hiç söz hakkımız yok mu? Bu bizim evimiz mi yoksa onların mı?”
Levent başını öne eğdi: “Onlar iyi niyetli… Kırmak istemiyorum.”
Ben de kırılmak istemiyordum ama her geçen gün biraz daha yalnız hissediyordum.
Düğün günü geldiğinde bile içimde burukluk vardı. Nikah masasında Levent’in elini tutarken gözlerim annesine takıldı. Gözlerinde zafer dolu bir bakış vardı sanki. O an anladım ki bu evlilikte sadece iki kişi değiliz; ailelerimiz de bizimle birlikte yaşıyor olacak.
Balayından döndükten sonra yeni eve taşındık. Her köşede kayınvalidemin seçtiği eşyalar vardı. Perdeler, halılar, hatta mutfak takımı bile onun zevkine göreydi. Bir sabah kahvaltı hazırlarken Levent’e sordum:
“Gerçekten mutlu musun burada?”
Levent omuz silkti: “Alışırız… Zamanla sen de seversin.”
Ama ben alışamadım. Her sabah o anahtarları elime aldığımda özgürlüğümden biraz daha uzaklaştığımı hissettim.
Bir gün annem ziyarete geldi. Evin içinde dolaştı, her köşeye baktı. Sonra bana döndü:
“Kızım, senin kokun yok bu evde.”
O an gözlerim doldu. Annemin haklı olduğunu biliyordum.
Aylar geçti. Levent’le aramızda mesafe büyüdü. Her tartışmada konu dönüp dolaşıp ailelere geliyordu. Bir akşam dayanamadım:
“Levent, ben bu şekilde devam edemem! Kendi hayatımızı kurmak istiyorum. Ya birlikte başka bir yere taşınırız ya da…”
Levent sustu. Sonra ilk kez bana karşı çıktı:
“Ben ailemi bırakmam! Onlar olmasa bu evimiz olmazdı!”
O gece bavulumu topladım ve annemin evine döndüm.
Şimdi odamda otururken düşünüyorum: Bir hediye insanın hayatını ne kadar değiştirebilir? Kendi seçimlerimiz olmadan kurulan bir yuva gerçekten yuva mıdır? Siz olsanız ne yapardınız?