Bir Odanın Ardında Saklanan Hayatlar: Gizem’in Hikayesi

“Merhaba… Oda ilanı için aramıştım. Hâlâ boş mu?” Sesim titriyordu, elimdeki eski telefonun ekranı terden kayganlaşmıştı. Karşımdaki kadın, kısa bir sessizlikten sonra, “Evet, gel bak istersen,” dedi. O an, hayatımda yeni bir sayfa açılacağını hissetmiştim ama bunun ne kadar sancılı olacağını bilmiyordum.

İstanbul’a ilk gelişim değildi ama bu sefer her şey farklıydı. Annemle babamın evinden, tartışmalar ve gözyaşları arasında ayrılmıştım. Babam, “Kız başına İstanbul’da ne işin var?” diye bağırırken, annem sessizce ağlamıştı. Ama ben, üniversiteyi bitirmiş, iş arayan bir genç kadın olarak kendi ayaklarım üzerinde durmak istiyordum. Fakat gerçekler hayallerimden çok daha sertti: İş bulmak zordu, cebimdeki para ise hızla tükeniyordu.

O gün, Kadıköy’deki eski bir apartmanın kapısını çaldım. Kapıyı açan kadın – adının Elif olduğunu sonradan öğrendim – beni baştan aşağı süzdü. Üzerimde yıpranmış kot pantolon, solmuş bir tişört ve eski spor ayakkabılar vardı. Saçlarımı aceleyle toplamıştım; makyaj yapacak ne vaktim ne de isteğim vardı. Elif’in bakışlarında hafif bir şüphe sezdim ama içeri buyur etti.

Ev küçük ve biraz dağınıktı. Salonun köşesinde eski bir kanepe, mutfakta ise bulaşıklar yığılmıştı. Elif bana odayı gösterdi: Küçük, penceresiz ve rutubet kokuyordu. Ama başka seçeneğim yoktu. “Kira peşin,” dedi Elif, “Bir de depozito.” Cebimdeki son parayı sayarken ellerim titredi. “Yarın ödeyebilirim,” dedim kısık sesle.

İlk geceyi odada geçirdiğimde, duvarların arasındaki sessizlikte kendi iç sesimi duydum: “Buraya kadar geldin Gizem, pes edemezsin.” Ama ertesi sabah Elif’in mutfakta yüksek sesle telefonda konuştuğunu duydum: “Yine işsiz biri geldi, bakalım ne kadar dayanacak…” O an içimde bir şeyler kırıldı. Yabancı bir evde, yabancı bir kadının yanında, kendimi daha da yalnız hissettim.

Günler geçtikçe Elif’le aramızda mesafe hiç kapanmadı. O hep mesafeli ve soğuktu. Bazen mutfakta karşılaştığımızda göz göze gelmemeye çalışırdı. Bir gün iş görüşmesinden moralsiz döndüğümde, salonda oturmuş televizyon izliyordu. Yanına oturup biraz sohbet etmek istedim:

“Elif, burada yaşamak zor mu sence?”

Bana kısa bir bakış attı: “İstanbul’da herkes zorlanıyor. Kimse kimseye güvenemez.”

O an anladım ki bu şehirde herkes kendi derdindeydi ve kimse kimseye sırtını dayayamıyordu.

Bir akşam eve döndüğümde odamın kapısının aralık olduğunu fark ettim. İçeri girdiğimde çantamın yeri değişmişti. Elif’e sorduğumda yüzüme bakmadan “Temizlik yaparken dokunmuşumdur,” dedi. Ama içimdeki huzursuzluk büyüdü. O günden sonra eşyalarımı kilit altında tutmaya başladım.

Ailemle aram ise her geçen gün daha da açılıyordu. Annem aradığında sesini duymak bile istemiyordum; çünkü her seferinde “Dön artık kızım,” diyordu. Babam ise hiç aramıyordu bile. Bir gece yatağımda ağlarken kendime sordum: “Neden bu kadar yalnızım?”

Bir sabah Elif’in kapısını çaldılar. Polislerdi. Meğer Elif’in eski sevgilisi ona şiddet uygulamış ve uzaklaştırma kararı aldırmıştı. O gün Elif’i ilk kez ağlarken gördüm. Yanına gidip omzuna dokundum:

“Yardım ister misin?”

Gözleri dolu dolu bana baktı: “Kimseye güvenemiyorum Gizem… Herkes sırtımdan vurdu.”

O an anladım ki Elif de benim gibi yalnızdı ve korkuyordu.

Birbirimize yavaş yavaş açılmaya başladık. Akşamları birlikte çay içip dertleşiyorduk artık. Ben iş bulma umudumu anlatırken o da geçmişte yaşadığı hayal kırıklıklarını paylaşıyordu. Birlikte ağladık, birlikte güldük.

Ama hayat yine beklenmedik bir darbe vurdu: Ev sahibi kirayı artırdı ve ikimizin de ödeyecek gücü yoktu. Elif ailesine dönmek zorunda kaldı; ben ise başka bir oda aramaya başladım.

O son gece birlikte balkonda otururken Elif bana sarıldı:

“Belki de bu şehirde tek gerçek dostluğum sendin.”

Gözlerim doldu; çünkü ben de aynı şeyi hissediyordum.

Şimdi başka bir evde, başka yabancıların arasında yine ayakta kalmaya çalışıyorum. Hayatın bana öğrettiği en büyük ders şu oldu: Yalnızlık bazen paylaşıldığında hafifliyor ama güvensizlik asla tam olarak geçmiyor.

Sizce İstanbul gibi büyük şehirlerde insanlar neden bu kadar yalnız ve güvensiz? Yoksa hepimiz birbirimizden mi korkuyoruz?