Bir Yılda Üç Çocuk: Hayatımın En Karanlık ve En Güçlü Yılı
“Sen ne yaptın Zeynep? Üç çocuk mu? Hem de bir yılda! İnsan biraz düşünmez mi?” Annemin sesi mutfağın duvarlarında yankılanırken, ellerim titreyerek çay bardağını masaya bıraktım. O an, hayatımın en büyük fırtınasının tam ortasında olduğumu anladım. Bir yıl önce, kucağımda ilk oğlum Emir’le hastaneden eve dönerken, her şeyin bu kadar zor olacağını bilmiyordum. Ama şimdi, üç çocukla ve tek başıma, annemin gözlerindeki hayal kırıklığıyla yüzleşiyordum.
Her şey, eşim Serkan’ın işsiz kalmasıyla başladı. Önce sessizliğe gömüldü, sonra öfkeye. Evdeki huzur yerini tartışmalara bıraktı. İkinci hamileliğimi öğrendiğimde Serkan’ın yüzünde ne bir sevinç ne de bir umut vardı. “Bir çocuk yetmiyor mu Zeynep? Bu evde nasıl geçineceğiz?” dediğinde, içimdeki umut kırıntıları da sanki yere düştü. Ama hayat devam etti; karnım büyüdü, Emir büyüdü, Serkan ise küçüldü, uzaklaştı.
İkinci çocuğum Elif doğduğunda Serkan artık evde yoktu. Bir sabah sessizce eşyalarını topladı ve gitti. Kapının kapanma sesi hâlâ kulaklarımda. O günden sonra annemle babamın evine döndüm. Ama orada da huzur bulamadım. Annem her fırsatta “Bak gördün mü, ben sana demiştim!” derken, babam ise sessizce gazetesini okur, göz göze gelmekten kaçınırdı. Kardeşim Ayşe ise bana acıyarak bakar, çocuklarımla oynarken bile içindeki öfkeyi saklayamazdı.
Üçüncü hamileliğimi öğrendiğimde ise dünya başıma yıkıldı. O gün mutfakta yere çöktüm, ellerimle yüzümü kapattım ve saatlerce ağladım. “Allah’ım, ben bu yükün altından nasıl kalkacağım?” dedim defalarca. Anneme söylediğimde yüzüme bile bakmadı. “Senin aklın yok mu Zeynep? İnsan biraz düşünür!” dedi ve arkasını döndü.
Geceleri çocuklarımı uyuttuktan sonra mutfağa geçer, eski fotoğraflara bakardım. Serkan’la ilk tanıştığımız günleri hatırlardım; o zamanlar her şey ne kadar kolaydı. Şimdi ise her sabah üç çocuğu doyurmak, altlarını değiştirmek, ağlamalarını dindirmek ve aynı zamanda ailemin yargılayıcı bakışlarına dayanmak zorundaydım.
Bir gün Ayşe ile tartıştık. “Senin yüzünden annem de babam da hasta oldu! Herkes sana bakmak zorunda mı?” diye bağırdı bana. O an içimde bir şeyler koptu. “Ben de istemezdim böyle olmasını Ayşe! Ama ben de senin kadar çaresizim!” dedim gözyaşları içinde.
Mahallede de durum farklı değildi. Komşular fısıldaşıyor, markette arkamdan konuşuyorlardı. “Kocası terk etti, üç çocukla ortada kaldı,” diyorlardı. Bazen markette kasiyer bile bana acıyarak bakıyordu. O bakışlar beni daha da küçültüyordu.
Ama çocuklarım… Onlar bana güç veriyordu. Emir’in uykulu gözleriyle bana sarılması, Elif’in ilk gülüşü, en küçüğüm Defne’nin minik elleriyle parmağımı tutması… Onlar için ayakta kalmalıydım.
Bir gün belediyeye gidip sosyal yardım başvurusu yaptım. Oradaki memur bile bana yukarıdan bakarak “Üç çocukla tek başına… Kolay değil tabii,” dedi. O an utandım ama aynı zamanda öfkelendim de. Neden ben utanıyordum? Suçum neydi ki?
Geceleri uyuyamaz oldum. Kafamda bin bir düşünce: Çocuklarımı nasıl büyüteceğim? Onlara nasıl iyi bir hayat sunacağım? Annemle babam daha ne kadar dayanacak? Bir gün mutfakta otururken babam yanıma geldi. Sessizce elimi tuttu: “Kızım, hayat bazen insanı sınar. Sen güçlü olacaksın.” O an ilk defa babamın gözlerinde bana dair bir umut gördüm.
Ama en büyük sınavım Elif hastalandığında oldu. Gece yarısı ateşi yükseldi, nefes alamıyordu. Panikle hastaneye koştum; doktorlar hemen müdahale etti. O an hastane koridorunda dua ettim: “Allah’ım, çocuklarımı benden alma.” Sabaha karşı Elif’in ateşi düştü; onu kucağıma aldığımda dünyalar benim oldu.
O günden sonra kendime söz verdim: Kim ne derse desin, çocuklarım için ayakta duracağım. Annemin yargılayıcı sözlerine kulaklarımı tıkadım; Ayşe’nin öfkesine aldırmadım; komşuların dedikodularına sırtımı döndüm.
Bir gün Emir yanıma gelip “Anne, neden hep üzgünsün?” diye sorduğunda gözlerim doldu. Ona sarıldım: “Anne üzgün değil oğlum, sadece biraz yorgun.” dedim ama içimde fırtınalar kopuyordu.
Zamanla çocuklar büyüdü; ben de büyüdüm aslında… Güçlendim. Belediyeden aldığım yardımla küçük bir ev tuttum; annemle babamdan ayrıldım. İlk defa kendi evimde çocuklarımla baş başa kaldığımda korktum ama aynı zamanda özgür hissettim.
Her sabah yeni bir mücadeleyle uyanıyorum ama artık biliyorum ki yalnız değilim; çocuklarım var yanımda ve içimde hiç bilmediğim bir güç var.
Şimdi size soruyorum: Hiç çaresizlik içinde umut buldunuz mu? Yalnız kaldığınızda sizi ayakta tutan neydi?