“Anne, Şurada Hâlâ Kir Var!” – Kendini Unutan Bir Kadının Hikâyesi

“Anne, şurada hâlâ kir var! Şu köşeyi de sil lütfen.”

Gelinim Elif’in sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimdeki bezle tezgâhı silerken bir an duraksadım. Ellerim titriyordu; yaşımın getirdiği yorgunlukla değil, içimde biriken kırgınlıkla. Oğlum Murat ise salonda televizyonun sesini biraz daha açtı, sanki hiçbir şey duymamış gibi. İçimden geçenleri kimseye anlatamıyordum; çünkü bu evde benim duygularımın bir önemi yoktu artık.

Ben Gülten. Yetmiş yaşındayım. Eşim vefat ettikten sonra oğlumun yanına taşındım, çünkü yalnız kalmak istemedim. Murat da “Anne, burada başımızın üstünde yerin var,” demişti. O zamanlar ne kadar mutlu olmuştum! Birlikte kahvaltı edeceğiz, akşamları sohbet edeceğiz diye hayal etmiştim. Ama gerçekler hayallerden çok farklıydı.

İlk zamanlar Elif’le iyi anlaşıyorduk. Bana “Anneciğim” der, çayımı getirirdi. Ama zamanla işler değişti. Elif’in çalışmaya başlamasıyla evin tüm yükü bana kaldı. Sabahları ilk ben kalkar, kahvaltıyı hazırlar, Murat’ı işe, Elif’i de servise uğurlardım. Sonra evi temizler, çamaşırları yıkar, akşam yemeğini düşünürdüm. Her gün aynı döngü…

Bir gün Elif işten yorgun geldiğinde bana “Bugün de mercimek çorbası mı yaptın?” diye sitem etti. O an içimde bir şeyler kırıldı. Benim için yemek yapmak bir görev değil, sevgiydi. Ama Elif’in gözünde ben sadece bir hizmetçiydim artık.

Murat ise hep arada kalmayı seçti. Ne zaman Elif’le tartışsak, “Anne, idare et işte, gençler böyle,” derdi. Oğlumun gözünde de ben sadece evin düzenini sağlayan biriydim. Kendi isteklerimden, hayallerimden vazgeçmiştim; yeter ki onların huzuru kaçmasın.

Bugün ise bambaşka bir gündü. Sabah erkenden kalkıp evi baştan aşağı temizledim. Elif’in annesi gelecekmiş, her şey pırıl pırıl olmalıymış. Ellerim deterjandan çatladı, dizlerim ağrıdı ama sesimi çıkarmadım. Saat öğleni geçtiğinde Elif mutfağa girdi ve o cümleyi söyledi: “Anne, şurada hâlâ kir var!”

Bir an göz göze geldik. Onun gözlerinde memnuniyetsizlik, benimkilerde ise yorgunluk ve kırgınlık vardı. O an içimde yıllardır biriktirdiğim tüm duygular patladı.

“Elif,” dedim titrek bir sesle, “Ben bu evde hizmetçi değilim. Ben de insanım, ben de yoruluyorum.”

Elif şaşkınlıkla bana baktı. İlk defa ona karşı sesimi yükselttim belki de.

“Ne demek istiyorsun anne?” dedi soğuk bir ifadeyle.

“Yıllardır sizin için her şeyi yapıyorum ama kimse bana ‘Nasılsın?’ bile demiyor. Ben de üzülüyorum, ben de yoruluyorum. Bir gün olsun teşekkür etmediniz.”

O sırada Murat salondan çıktı, “Ne oluyor burada?” dedi.

“Elif bana yine emir veriyor Murat! Ben bu evde köle miyim?”

Murat sustu, gözlerini kaçırdı. Her zamanki gibi tarafsız kalmayı seçti.

Elif ise “Ben çalışıyorum, sen bütün gün evdesin!” diye bağırdı.

“Evde olmak demek dinlenmek demek değil Elif! Ben de yaşlandım, ben de insanım!”

O an gözlerim doldu. Yıllardır içime attığım her şey dökülüyordu.

“Ben sizin annenizim! Sadece temizlik yapan biri değil!”

Bir sessizlik oldu. O an anladım ki bu evde bana değer verilmiyor. Oğlumun gözünde ben sadece bir yüküm belki de…

O gece odama çekildim ve eski fotoğraflara baktım. Gençliğimde ne hayallerim vardı… Eşimle birlikte küçük bir kasabada yaşarken her şey daha kolaydı sanki. Şimdi ise koca şehirde, kalabalıklar içinde yalnız hissediyordum.

Ertesi sabah kahvaltıya inmedim. Elif ve Murat şaşkınlıkla kapımı çaldılar.

“Anne iyi misin?” dedi Murat.

“İyi değilim oğlum,” dedim sessizce. “Yıllardır kendimi unuttum sizin için… Ama artık yoruldum.”

Elif sessizce mutfağa geçti, Murat ise yanıma oturdu.

“Anne, biz seni üzmek istemedik…”

“Biliyorum oğlum ama bazen insan istemeden de olsa kırıyor karşısındakini.”

O gün ilk defa Murat bana sarıldı ve ağladı.

“Sen bizim annemizsin, sana böyle hissettirdiğimiz için özür dileriz.”

Elif de yanıma geldi ve elimi tuttu.

“Anneciğim, haklısın… Bazen işin stresiyle seni unutuyoruz. Ama sen bizim için çok kıymetlisin.”

O an içimde bir huzur hissettim ama kırgınlığım hemen geçmedi tabii ki… Yılların yükü bir günde silinmiyor.

Şimdi düşünüyorum da… Bir kadın olarak kendi sınırlarımı çizmem neden bu kadar zor oldu? Neden hep başkalarını mutlu etmek için kendimi unuttum? Sizce anneler gerçekten kendilerini feda etmek zorunda mı? Yoksa önce kendimizi mi düşünmeliyiz?