“Görmüyor musun, annen oğlumuzu sevmiyor?” – Bir Annenin Ailesi İçin Verdiği Sessiz Savaş

“Yeter artık, Emre! Görmüyor musun, annen oğlumuzu sevmiyor?” diye bağırdım, sesim titreyerek. Salonda, eski halının üzerinde Kerem’in oyuncak arabaları dağılmıştı. Emre ise yine gözlerini kaçırıyordu, her zamanki gibi. O an, içimde yıllardır biriken öfke ve çaresizlik bir anda patladı.

On yıl önce Emre’yle evlendiğimde, hayalimde sıcacık bir aile vardı. Ama gerçekler bambaşkaydı. Kayınvalidem Şükran Hanım, daha ilk günden beni kabullenmemişti. “Bizim ailede herkes üniversite mezunudur,” demişti tanıştığımızda, ben ise küçük bir kasabadan gelen, açıköğretim okuyan bir kızdım. Emre ise annesinin sözlerine hep sessiz kalırdı. “Boş ver, annem öyledir,” der geçiştirirdi. Ama ben her gün biraz daha küçülüyordum onun yanında.

Kerem doğduğunda umutlanmıştım. Belki torunu olunca Şükran Hanım’ın kalbi yumuşar diye düşünmüştüm. Ama yanılmışım. Kerem üç yaşındayken, Şükran Hanım’ın evinde bir akşam yemeğinde, “Bizim Emre çocukken daha akıllıydı,” dediğini duydum. O an Kerem’in gözleri dolmuştu. Oğlumun küçücük kalbinde ilk yarayı o gün açtı kayınvalidem.

Yıllar geçti, Kerem büyüdü ama Şükran Hanım’ın soğukluğu hiç değişmedi. Her bayramda, her aile buluşmasında oğlumu başka torunlarla kıyasladı. “Bak, Zeynep’in notları yine pekiyiymiş. Kerem’in karnesi nasıl?” diye sorardı yüksek sesle. Kerem içine kapanık bir çocuk oldu. Okuldan geldiğinde bazen sessizce odasına çekilirdi. Bir gün, “Anne, ben neden babaannem gibi olamıyorum?” diye sorduğunda içim parçalandı.

Emre ise hep arada kaldı. Annemle aramı bozmak istemediğini söylerdi. “Sen de biraz alttan alsan?” derdi bana. Ama ben her geçen gün daha fazla yalnızlaştım bu evde. Kendi evimde misafir gibiydim artık.

Bir gün okuldan aradılar; Kerem’in derslerinde düşüş varmış, öğretmeni konuşmak istiyormuş. O akşam sofrada konuyu açtığımda Şükran Hanım hemen atıldı: “Bizim ailede kimse böyle tembel olmadı.” Emre ise yine sustu. O an içimde bir şeyler koptu.

O gece Kerem’in odasına girdim. Yorganın altında sessizce ağlıyordu. Yanına uzandım, saçlarını okşadım. “Oğlum, kim ne derse desin sen çok değerlisin,” dedim ama sesim titriyordu.

Kış geldiğinde işler daha da kötüleşti. Şükran Hanım hastalandı diye her hafta sonu evine gitmemiz gerekiyordu. Orada yine aynı soğuk bakışlar, aynı kıyaslamalar… Bir gün Kerem eve döner dönmez “Anne, babaanneme gitmek istemiyorum,” dedi. O an kararımı verdim: Artık susmayacaktım.

O akşam Emre işten gelince karşısına geçtim. “Emre, yeter! Oğlumuzun psikolojisi bozuluyor. Annenin tavırları yüzünden Kerem kendini değersiz hissediyor.” Emre başını öne eğdi. “Ne yapabilirim ki? Annemi değiştiremeyiz,” dedi sessizce.

“Belki değiştiremeyiz ama oğlumuzu koruyabiliriz!” dedim gözyaşlarımı tutamayarak. “Senin sessizliğin yüzünden oğlumuz her gün biraz daha içine kapanıyor.”

Emre ilk kez bana bu kadar uzun baktı. Sonra kalkıp balkona çıktı, sigarasını yaktı. Ben mutfakta ağlarken Kerem yanıma geldi: “Anne, babam bizi bırakacak mı?”

O an içimdeki korku büyüdü. Ailem dağılacak mıydı? Yıllarca susmamın bedelini şimdi mi ödeyecektim?

Ertesi sabah Emre işe gitmeden önce yanıma geldi. “Belki haklısın,” dedi yorgun bir sesle. “Ama annemi de bırakamam.”

O gün boyunca ne yapacağımı düşündüm. Akşam olunca Kerem’le birlikte Şükran Hanım’ın evine gitmek zorunda kaldık yine. Kapıyı açtığında yüzünde o tanıdık soğuk ifade vardı.

Kerem içeri girmek istemedi, elimi sımsıkı tuttu. O an dayanamadım:

“Şükran Hanım, lütfen artık oğlumu başka çocuklarla kıyaslamayın! Onun da duyguları var!” dedim titreyen bir sesle.

Şükran Hanım şaşırdı, ilk kez bana uzun uzun baktı. “Ben sadece iyi olmasını istiyorum,” dedi sertçe.

“İyi olması için sevgiye ihtiyacı var!” dedim gözyaşlarımı tutamayarak.

O an salonda bir sessizlik oldu. Emre başını eğdi, Kerem bana sarıldı.

O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Şükran Hanım bana daha mesafeli davrandı ama en azından Kerem’e karşı daha dikkatli olmaya başladı. Emre ise arada kalmaya devam etti ama en azından artık beni anlamaya çalışıyordu.

Bazen düşünüyorum: On yıl boyunca neden sustum? Kendi evimde neden bu kadar yalnız kaldım? Belki de en büyük savaşımızı en sevdiklerimize karşı veriyoruz…

Siz olsaydınız ne yapardınız? Aileniz için susar mıydınız yoksa sonunda kendiniz için ayağa kalkar mıydınız?