Hiçbir Kelime Etmeden Kayınvalidemi Evden Gönderdim: Bir Ailenin Sessiz Fırtınası
“Yine mi mercimek çorbası, Gülseren Hanım?” diye içimden geçirirken, kaşığımı tabağa bıraktım. Sofrada çıt çıkmıyordu. Elif göz ucuyla bana bakıyor, annesi ise her zamanki gibi sessizce çorbasını karıştırıyordu. O an, evimizin havasında bir ağırlık hissettim; sanki yıllardır biriken kelimeler boğazıma düğümlenmişti.
Evliliğimizin ilk yılında, kayınvalidem Gülseren Hanım’ın bizimle yaşaması bana hiç sorun gibi gelmemişti. Hatta Elif’in işten geç saatlerde gelmesi, benim de yoğun çalışmam nedeniyle, evde birinin olması rahatlatıcıydı. Gülseren Hanım, sabahları çayımı demleyip, akşamları sofrayı kurardı. Ama zamanla, onun sessizliği ve her şeye olan müdahalesizliği beni huzursuz etmeye başladı. Çünkü bu sessizlikte gizli bir güç vardı; ne zaman Elif’le tartışsak, annesi araya girmeden sadece bakışlarıyla taraf tutardı.
Bir akşam, işten yorgun argın döndüğümde, salonun ortasında Gülseren Hanım’ı Elif’le fısıldaşırken buldum. Ben içeri girince sustular. O an içimde bir kıskançlık dalgası yükseldi. Elif’in bana bakışı değişmişti; sanki annesinin yanında ben yabancıydım. “Bir şey mi konuşuyordunuz?” dedim. Elif başını salladı: “Yok, annem eski komşusundan bahsediyordu.” Ama gözlerindeki tereddütü gördüm.
O günden sonra, evdeki huzurum kaçtı. Gülseren Hanım’ın varlığı gölgem gibi peşimdeydi. Sabahları banyoya girdiğimde havluların yerinin değiştiğini fark ettim. Akşamları televizyonun sesi kısık olurdu; çünkü Gülseren Hanım uyurdu. Elif’le baş başa kalmak istediğimde, annesi hep aramızda olurdu; bazen bir çay tepsisiyle, bazen de sessizce örgü örerek.
Bir gece, Elif’le tartıştık. “Artık bu evde üç kişi değiliz Elif, sanki ben fazlayım!” dedim. Elif’in gözleri doldu: “Annem nereye gitsin? Babam yıllar önce öldü, başka kimsesi yok.” O an sustum. Çünkü haklıydı; ama ben de haklıydım. Kendi evimde yabancı gibi hissetmekten yorulmuştum.
Geceleri uykum kaçtı. Yatakta dönüp dururken, Gülseren Hanım’ın sabah erken kalkıp mutfağı topladığını duyardım. Bir sabah, mutfağa indiğimde onu pencere önünde ağlarken gördüm. Sessizce geri döndüm; çünkü ne diyeceğimi bilemedim.
Bir gün işten erken geldim. Kapıyı açtığımda evde derin bir sessizlik vardı. Gülseren Hanım odasında dua ediyordu; kapı aralıktı, içeriden hafif bir hıçkırık sesi geliyordu. O an karar verdim: Bu sessiz savaşı bitirmeliydim.
O akşam sofrada hiç konuşmadım. Yemeği bitirdikten sonra kalkıp odama geçtim. Elif peşimden geldi: “Ne oldu sana?” dedi. Sadece başımı salladım. O gece hiçbir şey konuşmadık.
Ertesi sabah, işe gitmeden önce ceketimi giyerken Gülseren Hanım kapının önünde belirdi. “Evladım,” dedi titrek bir sesle, “ben bu evde yük oldum galiba.” Gözlerime baktı; ama ben ona bakamadım. Sadece ayakkabılarımı giyip çıktım.
O gün işte hiçbir şeye konsantre olamadım. Akşam eve döndüğümde Gülseren Hanım’ın odası boştu; yatağı toplanmış, dolabı açık ve birkaç parça eşyası gitmişti. Elif salonda oturuyordu; gözleri şişmişti ağlamaktan.
“Annem gitti,” dedi fısıltıyla. “Hiçbir şey söylemeden… Sadece bir not bırakmış.” Notu elime verdi: “Evladım, sizin mutluluğunuz için bazen sessizce çekilmek gerekir. Hakkınızı helal edin.”
O an içimde bir boşluk oluştu; ne sevinç ne de rahatlama… Sadece derin bir pişmanlık ve suçluluk duygusu vardı. Elif’e sarıldım; ama o kaskatıydı.
Günler geçti, evimizdeki sessizlik daha da derinleşti. Akşam yemeklerinde konuşacak konu bulamaz olduk. Elif’in gözleri hep uzaklara dalıyordu; ben ise kendi içimde kaybolmuştum.
Bir gün annemi aradım; ona hiçbir şey anlatamadım ama sesini duymak iyi geldi. O an anladım ki, aile denen şey sadece kan bağı değilmiş; bazen bir yabancının sessizliği bile insanın hayatında büyük izler bırakabiliyormuş.
Şimdi her sabah mutfağa indiğimde, pencere önünde duran boş sandalyeye bakıyorum ve kendi kendime soruyorum: Sessizce çekip gitmek mi daha doğruydu, yoksa konuşup çözmek mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?