Bir Durakta Başlayan Umut: Kızımın Hayatını Kurtaran Karşılaşma

“Ne olur, Elif’e bir şey olmasın Allah’ım… Ne olur!” diye içimden haykırırken, gözyaşlarım yanaklarımı yakıyordu. O sabah, Ankara’nın gri ve soğuk havasında, elimde Elif’in minik ellerini tutarak otobüs durağına koştum. Elif’in yüzü bembeyazdı, gözleri kocaman açılmış, nefes almakta zorlanıyordu. Birkaç gündür ateşi düşmüyor, doktorlar ise hâlâ kesin bir teşhis koyamıyordu. Eşim Murat ise işten izin alamadığı için yanımızda değildi; annem ise köydeydi, tek başımaydım.

Otobüs durağında beklerken, yanımdaki yaşlı kadın bana dikkatlice baktı. “Kızın hasta mı yavrum?” dedi, sesi titrek ama şefkatliydi. “Evet teyze, çok hastayız. Hastaneye gidiyoruz ama…” Cümlemi tamamlayamadan boğazım düğümlendi. Kadın çantasından bir mendil çıkarıp bana uzattı. “Allah yardımcın olsun kızım. Benim de oğlum vardı, küçükken çok hastalandı. İnsan çaresiz kalınca dua etmekten başka elinden bir şey gelmiyor.”

Elif’in başı omzuma düştü. Panikle onu sarsmaya başladım. “Elif! Kızım! Uyan!” diye bağırdım. Kadın hemen koluma girdi, “Dur yavrum, sakin ol! Bak nefes alıyor mu?” dedi. Elif’in göğsü hafifçe inip kalkıyordu ama gözleri kapalıydı. O an durağa yanaşan otobüsün kapısı açıldı. Kadın bana “Hemen binelim, ben de seninle geliyorum,” dedi ve beni kolumdan çekerek otobüse bindirdi.

Otobüste herkes bize bakıyordu. Bir adam yerinden kalkıp yerini verdi, başka biri “Ambulans çağırayım mı?” diye sordu. Ben sadece ağlayabiliyordum. Kadın ise Elif’in nabzını kontrol etti, alnındaki teri sildi. “Kızının ateşi çok yüksek, hemen acile gitmelisin,” dedi kararlı bir sesle.

Hastaneye vardığımızda kadın elimden tutup beni acil servise kadar götürdü. Hemşireler Elif’i hemen içeri aldı. Ben kapının önünde dizlerimin üstüne çöktüm, ellerimi başıma koyup ağlamaya başladım. Kadın yanımda diz çöktü, “Bak kızım, güçlü olacaksın. Kızın için ayakta kalacaksın. Ben buradayım, seni yalnız bırakmam,” dedi.

O an içimde bir sıcaklık hissettim; sanki annem yanımdaydı. Kadının adı Fatma’ydı; bana kendi oğlunun hikayesini anlattı. Oğlu Mehmet de küçükken menenjit olmuş, günlerce hastanede yatmıştı. Fatma teyze o günleri anlatırken gözleri doldu: “Ben de senin gibi dua ettim, sabahlara kadar başında bekledim. Allah’tan umut kesilmez kızım.”

Saatler geçti, doktorlar gelip gidiyor, kimse kesin bir şey söylemiyordu. Murat’a haber verdim; işten çıkıp koşarak geldi ama aramızda gerginlik vardı. Murat bana kızgındı: “Neden daha önce doktora götürmedin? Neden ateşi çıktığında hemen hastaneye getirmedin?” diye bağırdı koridorda. Ben ise kendimi savunacak gücü bulamıyordum: “Her şeyi yaptım Murat! Gece gündüz başındaydım! Sen yoktun!” dedim hıçkırarak.

Fatma teyze araya girdi: “Evlatlar için kavga etmeyin yavrum. Şimdi birlik olma zamanı.” Murat sustu; başını öne eğdi.

Gece yarısı doktor geldi: “Kızınızın durumu ciddi ama müdahale ettik, şimdi yoğun bakımda takip ediyoruz,” dedi. O an dünyam başıma yıkıldı sandım; ama Fatma teyze elimi tuttu: “Bak kızım, Allah büyük. Sabretmekten başka çaren yok.”

O gece hastanenin soğuk koridorunda Fatma teyze ile yan yana oturduk. Bana kendi çocukluğunu anlattı; köydeki yoksulluklarını, annesinin nasıl mücadele ettiğini… “Hayatta en zor şey evlat acısıdır,” dedi sessizce.

Sabah olduğunda Elif’in durumu biraz düzelmişti; ateşi düşmüş, gözlerini hafifçe açmıştı. Doktorlar umutlu konuşuyordu artık. Murat yanıma geldi; gözleri dolu doluydu: “Özür dilerim Sevgi… Sana haksızlık ettim,” dedi ve elimi tuttu.

Fatma teyze ise sessizce kalktı; bana sarıldı: “Benim yolum buraya kadardı kızım. Sen artık güçlüsün.” Cebime küçük bir kağıt bıraktı: “İhtiyacın olursa ara,” dedi ve gitti.

Elif günler sonra tamamen iyileşti; taburcu olduk. Eve döndüğümüzde hayatımız değişmişti; Murat’la daha çok konuşuyor, birbirimize destek oluyorduk. Annem köyden geldiğinde Elif’i kucağına aldı ve ağladı: “Allah seni bize bağışladı yavrum,” dedi.

Aylar geçti; Fatma teyzeyi aradım, teşekkür ettim ama o sadece şunu söyledi: “İyilik yapmak insanın kendine yaptığı yatırımdır kızım.”

Şimdi her otobüs durağında beklerken gözlerim etrafta yardım bekleyen birini arıyor; belki ben de bir gün birinin hayatına dokunurum diye umut ediyorum.

Bazen düşünüyorum: Hayatta en çaresiz anımızda karşımıza çıkan insanlar tesadüf mü, yoksa kader mi? Sizce de bazen yabancılar ailemizden daha mı yakın olur?