Bir Anne, Bir Bebek ve Bir Yalnızlık: Evime Döndüğümde Beni Ne Bekliyordu?
“Nerede bu çocuk bezi? Nerede battaniye? Allah’ım, bu nasıl bir sessizlik?” diye içimden geçirirken, oğlumun cılız ağlaması yankılandı evin duvarlarında. Kapıdan içeri adımımı attığımda, hastanenin o steril kokusundan sonra evin havası bana ağır geldi. Annemler köydeydi, kayınvalidem ise ‘işim var’ diyerek gelmemişti. Serkan ise… O da yine işteydi. Sanki bu eve yeni doğmuş bir bebekle değil de, tek başıma dönmüş gibiydim.
Oğlum Emir’i kucağımdan bırakmaya kıyamadan, gözümle evi taradım. Ne bir beşik vardı ne de bir tane temiz zıbın. Oysa Serkan’a defalarca söylemiştim: “Bak, beşik lazım, alt değiştirme masası lazım, en azından birkaç takım body al.” Hep aynı cevabı alıyordum: “Sen merak etme, hallederiz.” Ama ortada halledilmiş hiçbir şey yoktu.
Emir’in ağlaması yükseldi. Onu kanepeye yatırıp, çantadan bir bez çıkarmaya çalıştım. Bez bitmişti. Gözlerim doldu. “Ben bunu nasıl yapacağım?” dedim kendi kendime. O an, anneliğin ne kadar yalnız bir yolculuk olabileceğini iliklerime kadar hissettim.
Telefonu elime aldım, Serkan’ı aradım. Açmadı. Bir daha aradım. Nihayet açtı:
— Ne oldu Zeynep?
— Serkan, evde hiçbir şey yok! Bez yok, beşik yok, kıyafet yok! Emir ağlıyor, ben ne yapacağım?
— Zeynep, işteyim şimdi. Akşam bakarız.
— Akşam mı? Şimdi lazım diyorum sana!
— Abartıyorsun ya… Biraz sabret.
Telefonu kapattıktan sonra duvara bakakaldım. O an içimde bir şeyler kırıldı. Hayatım boyunca güçlü olmaya çalışmıştım ama şimdi gücüm tükenmiş gibiydi. Annem hep derdi: “Evlenince her şey değişir kızım.” Ama bana göre hiçbir şey değişmemişti; yine yalnızdım.
Emir’in altını eski bir havluyla sardım. Sonra mutfağa gidip kendime bir bardak su koydum ama ellerim titriyordu. Gözyaşlarımı tutamadım. “Ben bu çocuğu tek başıma mı büyüteceğim?” dedim kendi kendime.
Akşam oldu, Serkan geldi. Elinde bir poşet vardı; içinde marketten alınmış rastgele birkaç bebek bezi ve ucuz bir zıbın. Yorgun görünüyordu ama ben daha yorgundum.
— Zeynep, bak getirdim işte. Ne bu surat?
— Serkan, ben sana haftalardır söylüyorum! Hazırlık yok, yardım yok! Ben tek başıma kaldım burada!
— Abartıyorsun ya… Herkes anne oluyor, sen de olacaksın işte.
O an içimdeki öfke patladı:
— Herkesin yanında biri var! Benim yanımda kimse yok! Sen de yoksun!
Serkan sustu, televizyonu açtı. Ben ise Emir’i kucağıma alıp odama çekildim. O gece hiç uyuyamadım. Emir’in nefesini dinledim; minik göğsü inip kalkarken ben de onunla birlikte nefes almaya çalıştım.
Ertesi sabah Serkan erkenden çıktı evden. Bir not bırakmıştı: “İşe gidiyorum, akşama görüşürüz.” Sanki hayatında hiçbir şey değişmemişti; sanki evde yeni doğmuş bir bebek yoktu.
O gün komşum Ayşe abla uğradı. Beni perişan halde görünce hemen mutfağa geçti:
— Kızım sen iyi misin? Rengin solmuş.
— Hiç iyi değilim abla… Her şey üstüme geliyor.
— Bak yavrum, erkekler anlamaz böyle şeyleri. Ama sen güçlü olacaksın. Ben sana biraz bebek kıyafeti getireyim, kızımınkilerden kalanlar var.
Ayşe ablanın getirdiği minik tulumları görünce gözlerim doldu. Bir yabancıdan gördüğüm ilgi, eşimden göremediğim desteği hissettirdi bana.
Günler böyle geçti. Serkan’ın ilgisizliği devam etti; akşamları eve geç geliyor, bazen hiç konuşmadan uyuyordu. Ben ise Emir’le baş başa kaldıkça hem ona hem de kendime daha çok sarıldım.
Bir gece Emir ateşlendi. Panik içinde Serkan’ı aradım:
— Serkan hemen gel! Emir’in ateşi çok yüksek!
— Zeynep ben toplantıdayım, ambulans çağır istersen.
O an anladım ki gerçekten yalnızdım. Komşum Ayşe ablayı aradım; hemen geldi, beni hastaneye götürdü. Emir’i acilde yatırdılar; ben sabaha kadar başında bekledim. O gece hastane koridorunda otururken içimdeki korku ve yalnızlık birbirine karıştı.
Sabah olunca Serkan hastaneye geldi ama yüzünde endişeden çok yorgunluk vardı:
— Ne oldu şimdi?
— Emir’in enfeksiyonu varmış… Birkaç gün burada kalacakmışız.
— Tamam işte, doktorlar bakıyor zaten.
O an ona bakarken içimdeki sevginin yerini kırgınlık aldı. “Bu adam gerçekten baba mı oldu?” diye düşündüm.
Hastaneden eve döndüğümüzde her şey aynıydı; yine dağınık bir ev, yine yalnızlık… Ama artık ben değişmiştim. Ayşe ablanın desteğiyle biraz daha güçlendim; annemi köyden çağırdım, o da geldi ve bana moral verdi.
Serkan ise hâlâ kendi dünyasında yaşıyordu; bazen günlerce tek kelime etmeden geçiyordu akşamlarımız. Bir gün ona açıkça sordum:
— Serkan, neden hiç ilgilenmiyorsun? Bu çocuk sadece benim mi?
— Zeynep ben çalışıyorum! Evin geçimini sağlamak kolay mı sanıyorsun?
— Ama ben de çalışıyordum! Şimdi izinliyim diye her şeyi tek başıma mı yapacağım?
Cevap vermedi; gözlerini kaçırdı. O an anladım ki bazı insanlar değişmiyor.
Aylar geçti; Emir büyüdü, ben de büyüdüm aslında… Yalnızlığımı kabullendim ama ona teslim olmadım. Kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrendim; komşularımla dayanıştım, annemle dertleştim.
Şimdi Emir uyurken ona bakıyorum ve düşünüyorum: “Bir anne ne kadar yalnız kalabilir? Bir ailede sevgi olmadan sadece sorumluluk yeter mi?”
Sizce bir kadın yalnızca anne olduğu için her şeyi tek başına sırtlamak zorunda mı? Yoksa aile dediğimiz şey gerçekten paylaşmak mıdır?