Kızlarımız İçin Her Şeyi Feda Ettik: Şimdi Neden Yabancı Gibi Oldular?
“Anne, lütfen artık karışma!” diye bağırdı Elif, gözleri dolu dolu bana bakarken. O an içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Mutfağın köşesinde, ellerim bulaşık deteranında, gözlerim ise Elif’in öfkesinde donup kaldı. Kocam Cemal ise salondan gelen bu sesi duyunca televizyonun sesini kıstı, ama hiçbir şey söylemedi. Sanki yıllardır biriktirdiğimiz tüm fedakarlıklar, o tek cümlede silinip gitmişti.
Ben Hatice. Kırk sekiz yaşındayım. Hayatım boyunca hep çalıştım, hep koşturdum. Cemal’le evlendiğimizde cebimizde beş kuruşumuz yoktu. O zamanlar Kayseri’nin kenar mahallelerinden birinde, tek göz odalı bir evde başladık hayata. Cemal bir tekstil fabrikasında işçi, ben de aynı fabrikanın ütü bölümünde çalışıyordum. Sabah altıda kalkar, kızlar uyanmadan evden çıkardık. Onları komşu Ayşe ablanın kapısına bırakırdım. Akşam eve döndüğümüzde ise yorgunluktan ayakta duracak halimiz kalmazdı.
Ama her şeye rağmen, kızlarımız Zeynep ve Elif için elimizden gelenin fazlasını yaptık. Onlar iyi okusun, bizim gibi yoksulluk çekmesinler diye her kuruşumuzu biriktirdik. Kendi giyeceğimizi, yiyeceğimizi kısmaktan hiç gocunmadık. Zeynep’in okulda arkadaşlarıyla dalga geçilmesin diye ona marka ayakkabı aldığım günü hatırlıyorum da… O ayakkabıyı almak için üç ay boyunca öğle yemeklerinde sadece simit yedim. Elif’in keman kursuna yazılması için Cemal’in fazla mesaiye kalıp sırtını ağrıtmasını unutamam.
Yıllar geçti, kızlarımız büyüdü. Zeynep üniversiteyi kazandı, İstanbul’a gitti. Elif ise burada, Kayseri’de bir devlet üniversitesinde okudu. Biz de biraz olsun rahatlarız diye düşünmüştük ama işler hiç de öyle olmadı. Zeynep İstanbul’a gidince bambaşka biri oldu sanki. Telefonlarımızı açmaz, aradığımızda “Anneciğim çok yoğunum” der geçiştirirdi. Elif ise evdeyken bile odasından çıkmaz oldu; akşam yemeklerinde bile telefonundan başını kaldırmazdı.
Bir gün Cemal’le otururken, “Hatice, biz nerede yanlış yaptık?” diye sordu bana. Cevap veremedim. Çünkü ben de bilmiyordum. Kızlarımız için her şeyi feda etmiştik; kendi gençliğimizi, sağlığımızı, hayallerimizi… Onlar okusun, iyi yerlere gelsinler diye gece gündüz çalışmıştık. Şimdi ise bize karşı soğuklar, saygısızlar ve sanki biz onların yüküymüşüz gibi davranıyorlar.
Geçen hafta Elif’in odasına girdim. “Kızım, biraz konuşalım mı?” dedim. Gözlerini devirdi, “Anne, sınavım var, sonra konuşuruz.” dedi. Ama o ‘sonra’ hiç gelmedi. Akşam yemeğinde Cemal’le birlikte sofraya oturduk; Elif yine yoktu. Dayanamadım, kapısını çaldım: “Elif, sofraya gelsene kızım.”
“Anne ya! Aç değilim dedim ya! Neden anlamıyorsun?”
O an içimdeki bütün umutlar sanki bir anda söndü. O kadar yılın emeği, gözyaşı ve fedakarlığı… Hepsi bir çırpıda yok olmuştu sanki.
Bir gece Zeynep aradı; nadiren arar zaten. “Anne, yurtta kalamıyorum artık, eve çıkacağım ama kira çok pahalı.” dedi. “Kızım, babanla konuşuruz, elimizden geleni yaparız.” dedim hemen. Cemal’in yüzü asıldı ama bir şey demedi. Ertesi gün maaşımızdan arttırıp Zeynep’e para gönderdik. O parayı gönderirken kendi faturalarımızı nasıl ödeyeceğimizi düşünmedik bile.
Bir akşam Cemal işten eve geldiğinde elinde bir zarf vardı. “Hatice,” dedi sessizce, “Fabrikada küçülmeye gidiyorlarmış… Beni çıkardılar.” O an dünyam başıma yıkıldı sandım. Ne yapacaktık şimdi? Zeynep’in kirası, Elif’in okul masrafları… Biz ne olacaktık? Cemal’in gözlerinde o çaresizliği ilk defa gördüm.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Sabah Elif’e durumu anlatmaya çalıştım: “Kızım, babanın işi yok artık… Biraz idare etmemiz lazım.”
Elif başını kaldırmadan “Benim sınavlarım var anne, şimdi bunlarla uğraşamam.” dedi.
İşte o an anladım ki; biz kızlarımız için her şeyi feda ederken, onlar bizim ne yaşadığımızı hiç anlamamışlar. Belki de biz onları fazla koruduk, fazla üstlerine titredik… Belki de hayatın zorluklarını hiç göstermedik ki şimdi bu kadar bencil oldular.
Bir gün komşu Ayşe abla uğradı; halimi görünce “Hatice, çocuklar büyüyünce anne-babayı unutuyorlar işte… Senin suçun yok.” dedi. Ama içimde bir yerlerde hep bir suçluluk duygusu var. Acaba onları yetiştirirken nerede hata yaptık? Onlara sevgimizi verirken kendimizi unuttuk mu?
Cemal günlerdir içine kapanık; akşamları televizyonun karşısında sessizce oturuyor. Ben ise mutfakta tek başıma ağlıyorum bazen; kimse duymasın diye yastığa gömüp sesimi bastırıyorum.
Bir pazar günü Elif’le yine tartıştık. “Kızım,” dedim titreyen sesimle, “Biz sizin için her şeyi yaptık… Biraz anlayış beklemek çok mu?”
Elif gözlerini kaçırdı: “Anne herkes kendi hayatını yaşıyor artık… Siz de biraz kendinize bakın.”
O an içimdeki bütün umutlar paramparça oldu.
Şimdi düşünüyorum da… Biz kızlarımız için her şeyi feda ettik ama sonunda elimizde ne kaldı? Onların sevgisini ve saygısını kaybetmiş olmak mı? Yoksa onları hayata hazırlarken kendimizi unuttuğumuz için mi bu hale geldik?
Sizce biz nerede yanlış yaptık? Anne-baba olmak gerçekten bu kadar acı verici mi olmalı?