Bir Markette Kırılan Hayaller: Eşimin ve En Yakın Arkadaşımın İhaneti

“Ne yapıyorsun burada?” diye sordu Ayşe, sesi titrek ve suçlu bir tınıyla. Elindeki alışveriş sepeti yere düşerken, gözleri panikle eşime kaydı. O an, marketin ortasında zaman dondu sanki. Rafların arasında, çocukluğumdan beri tanıdığım en yakın arkadaşım Ayşe ve dört yıldır hayatımı paylaştığım eşim Murat, birbirlerine sarılmış halde karşımdaydı.

O an içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Sanki göğsümün ortasında bir cam çatladı ve her nefes alışımda daha da derinleşti. “Ne oluyor burada?” dedim, sesim neredeyse fısıltıydı ama marketin uğultusunda bile yankılandı. Murat hemen geri çekildi, yüzünde yakalanmış bir çocuğun mahcupluğu vardı. Ayşe ise gözlerini kaçırıyordu, elleri titriyordu.

Dört yıldır evliyiz Murat’la. Hiç büyük bir tartışmamız olmadı. Hatta çoğu zaman arkadaşlarım bana imrenerek bakardı; “Senin gibi huzurlu bir evlilik hayalimiz,” derlerdi. Son aylarda çocuk sahibi olmayı konuşuyorduk. Doktorlar hormonal dengesizliğim olduğunu söylediğinde Murat bana sarılmış, “Seninle yaşlanmak istiyorum, çocuk olmasa da olur,” demişti. O an ona olan sevgim ve güvenim daha da artmıştı.

Ama şimdi, marketin soğuk floresan ışıkları altında, her şey yalan gibi geliyordu.

Ayşe’yle çocukluğumuzdan beri kardeş gibiydik. Aynı mahallede büyüdük, aynı okullara gittik. Üniversitede bile aynı yurtta kalmıştık. Evlendiğimde nikah şahidimdi. Hatta Murat’la tanışmamı sağlayan da oydu. Birbirimizin her sırrını bilirdik… Ya da ben öyle sanıyordum.

Murat konuşmaya çalıştı: “Zeynep… Açıklayabilirim.”

“Ne açıklayacaksın Murat? Ne anlatacaksın bana?” Sesim yükselmişti artık, marketteki birkaç kişi dönüp bakıyordu ama umurumda değildi. Ayşe hala susuyordu. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama ona acımak istemiyordum.

O an içimdeki öfke ve hayal kırıklığı birbirine karıştı. “Kaç zamandır?” dedim, gözlerimi Murat’a diktim. “Kaç zamandır arkamdan iş çeviriyorsunuz?”

Murat başını eğdi, sesi kısık çıktı: “Bir ay kadar… Sadece bir hata…”

Ayşe araya girdi: “Zeynep, yemin ederim böyle olmasını istemedim. Çok pişmanım.”

O an marketteki rafların arasında küçüldüğümü hissettim. İnsanların bakışları üzerimdeydi ama ben sadece ikisinin yüzüne bakıyordum. Dört yıl boyunca inşa ettiğim güven, dostluk ve sevgi bir anda yerle bir olmuştu.

Ağlamamak için kendimi zor tuttum. “Siz benim ailemdiniz,” dedim. “Siz benim her şeyimdi.”

Murat yaklaşmaya çalıştı ama geri çekildim. “Bana dokunma,” dedim soğuk bir sesle.

O an marketten çıkıp koşmak istedim ama ayaklarım sanki yere çivilenmişti. Ayşe’nin gözyaşları, Murat’ın suçluluğu… Hepsi bana ihanetin ne kadar acımasız olduğunu gösteriyordu.

Eve döndüğümde annemi aradım. Annem telefonda sesimi duyunca hemen anladı bir şeylerin ters gittiğini. “Kızım ne oldu?” dedi telaşla.

“Anne… Murat ve Ayşe… Beni aldattılar.”

Annemin sesi titredi: “Yavrum… Gel hemen buraya.”

O gece annemin yanında kaldım. Bütün gece uyuyamadım. Tavanı izlerken aklımdan geçen tek şey şuydu: Nerede hata yaptım? Neden ben? Ayşe’ye güvenmiştim, Murat’a güvenmiştim… Şimdi ikisi de hayatımdan çıkmış gibiydi.

Ertesi gün Murat aradı, defalarca mesaj attı. “Konuşmamız lazım,” diyordu ama hiçbirine cevap vermedim. Ayşe de yazdı: “Sana nasıl bunu yaptım bilmiyorum, affet beni.”

Ama affetmek… O kadar kolay mıydı? Bir insan hem eşini hem de en yakın arkadaşını aynı anda kaybedince nasıl toparlanırdı?

Annem sabah kahvaltısında elimi tuttu: “Kızım, bazen insanlar en güvendiklerinden en büyük darbeyi yerler. Sen güçlü bir kadınsın.”

Ama güçlü hissetmiyordum. Sanki içimde koca bir boşluk vardı.

İki hafta boyunca evden çıkmadım neredeyse. İşe gitmek zorunda olduğum günlerde ise yüzüme sahte bir gülümseme takıp insanlara hiçbir şey olmamış gibi davrandım. Ama içimde fırtınalar kopuyordu.

Bir akşam babam yanıma oturdu: “Zeynep,” dedi, “Hayatta bazen en yakınlarımız bile bizi yaralar. Ama unutma, senin değerini onlar belirleyemez.”

Babamın sözleri biraz olsun içimi rahatlattı ama yine de geceleri uyuyamıyordum. Her şeyin üstüne çocuk sahibi olma hayalim de yıkılmıştı sanki.

Bir gün cesaretimi topladım ve Murat’la buluşmayı kabul ettim. Bir kafede oturduk karşılıklı. Gözleri şişmişti, belli ki o da perişandı.

“Zeynep,” dedi, “Sana ne desem bilmiyorum. Bin kere pişmanım.”

“Pişmanlık neyi değiştirir Murat?” dedim sessizce.

“Sana yalan söyledim, seni üzdüm… Ama inan bana, Ayşe’yle aramızda olan şey sadece bir anlık zayıflıktı.”

“Bir anlık zayıflık mı?” dedim acı acı gülerek. “Ben yıllarca sana güvendim Murat.”

Başını eğdi, gözleri doldu: “Biliyorum… Sana bunu yaşattığım için kendimi affedemiyorum.”

O an anladım ki, bazı yaralar asla tam olarak iyileşmiyor. İnsan affetse bile unutamıyor.

Ayşe’yle hiç konuşmadım bir daha. O da mahalleden taşındı zaten. Murat’la ise boşanma sürecimiz başladı.

Şimdi her sabah aynaya baktığımda kendime şunu soruyorum: Bir insan en çok kimi sevmeli? Kendini mi, yoksa başkalarını mı? Siz olsanız ne yapardınız? Affedebilir miydiniz?