Artık Dayanamıyorum: Bir Kayınvalideyle Aynı Çatının Altında
“Yeter artık, Zeynep! Benim evimde benim kurallarıma uyacaksın!” diye bağırdı kayınvalidem, mutfakta elimdeki bardağı neredeyse yere düşürecek kadar irkilmeme sebep olarak. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Sanki boğazıma bir düğüm oturdu, gözlerim doldu ama ağlayamadım. Eşim Murat ise salonda televizyonun sesini biraz daha açtı, sanki hiçbir şey duymamış gibi. O an, bu evde artık bana yer olmadığını anladım.
Her şey, kayınpederimin ani vefatıyla başladı. O güne kadar, kendi küçük çekirdek ailemizde huzurlu bir hayatımız vardı. Murat’la on yıl önce evlendik; iki çocuğumuz var: Elif ve Ali. Kayınvalidem Emine Hanım, eşinin ölümünden sonra yalnız kalınca Murat “Annemizi yalnız bırakamayız,” dedi. Ben de, içimden geçen tüm endişelere rağmen, “Tabii ki,” dedim. Sonuçta Türk ailesinde büyüğe sahip çıkmak kutsaldır, öyle değil mi?
Ama Emine Hanım’ın eve taşınmasıyla birlikte her şey değişti. Önce mutfağa el attı; benim yıllardır kullandığım düzeni altüst etti. “Bu tencere burada durmaz, kızım,” dediğinde gülümsedim, ama içimde bir huzursuzluk başladı. Sonra çocukların odasına karışmaya başladı: “Elif’in saçını böyle toplamamalısın, Ali’ye bu kadar izin verme.” Her şeye müdahale ediyordu. Murat ise annesinin söylediklerini haklı buluyor, bana “O da alışacak,” diyordu.
Bir akşam, Elif ödevini yaparken Emine Hanım yanına oturdu ve “Senin annen sana yardım etmeyi bilmiyor galiba,” dedi. Elif’in gözleri doldu, ben ise öfkemden titredim. O gece Murat’la tartıştık. “Senin annen bana saygı duymuyor!” dedim. “Abartıyorsun Zeynep, annem yaşlı kadın işte,” dedi Murat. O an ilk defa Murat’la aramızda görünmez bir duvar örüldüğünü hissettim.
Günler geçtikçe Emine Hanım’ın baskısı arttı. Sabahları kahvaltı hazırlarken bile “Benim oğlum böyle şey yemezdi,” diyerek tabakları önüme fırlatıyordu. Bir gün, işten yorgun argın döndüğümde çocukların odasında Emine Hanım’ı Elif’e bağırırken buldum: “Sen anneni dinleme, ben sana doğrusunu öğretirim!” O an dayanamadım: “Yeter artık! Bu evde iki anne yok!” diye bağırdım. Emine Hanım ağlamaya başladı, Murat ise bana öfkeyle baktı: “Annemin kalbini kırdın!”
O gece çocuklar korkudan yanıma geldiler. Elif fısıldadı: “Anne, neden babaannem bizi sevmiyor?” Ali ise sessizce ağladı. Onları kucağıma aldım ve içimdeki çaresizliği saklamaya çalıştım. O an anladım ki bu ev artık bizim yuvamız değil; bir savaş alanına dönmüştü.
Bir sabah işe gitmek için hazırlanırken Emine Hanım mutfağa girdi ve alaycı bir sesle, “Çocukları bana bırakıp yine mi işe gidiyorsun? Anneliği de bilmiyorsun zaten,” dedi. Gözlerim doldu ama cevap vermedim. İş yerinde gün boyu aklım evdeydi; çocuklarım ne durumda, yine neler oldu diye düşünmekten kendimi alamadım.
Bir akşam Murat’la baş başa konuşmak istedim. “Murat, böyle devam edemem. Annene saygım var ama bu şekilde yaşayamam. Ya birlikte bir çözüm buluruz ya da ben çocukları alıp giderim,” dedim. Murat’ın gözleri doldu ama yine de annesinden yana oldu: “O bizim annemiz Zeynep, onu sokağa mı atacağız?”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin bana küçükken söylediği sözler aklıma geldi: “Evlat, kendi yuvanı kurduğunda sınırlarını iyi çiz.” Ama ben o sınırları çoktan kaybetmiştim.
Bir gün işten eve döndüğümde Elif’in saçları kısacık kesilmişti. Şaşkınlıkla sordum: “Ne oldu Elif?” Elif başını eğdi: “Babaanne kesti, uzun saç mikrop toplar dedi.” O an içimdeki tüm sabır tükendi. Emine Hanım’a döndüm: “Artık yeter! Bu evde benim de sözüm geçecek!” dedim. Emine Hanım ise bana küçümseyici bir bakış attı: “Sen bu eve gelin geldin kızım, hanım olamazsın.”
O gece valizimi hazırladım. Çocuklarımı yanıma aldım ve Murat’a son kez baktım: “Beni ya da anneni seçmek zorunda değilsin ama ben artık kendimi seçiyorum.”
Şimdi annemin evindeyim; çocuklar yanımda ama içimde tarifsiz bir boşluk var. Her gece kendime soruyorum: Bir aileyi ayakta tutmak için ne kadar fedakârlık gerekir? Peki ya insan kendi mutluluğundan ne zaman vazgeçmeli? Siz olsaydınız ne yapardınız?