Sadece Bir Gün – Ve Bizi Kapının Önüne Koydu: Kayınvalidemle Bir Hafta Sonu
“Yeter artık! Bu evde huzur kalmadı!” Kayınvalidemin sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. O an elimdeki çay bardağı titredi, gözlerim çocuklarımı aradı. Eymen ve Defne, salonda birbirlerini kovalamaktan nefes nefese kalmışlardı. Eşim Serkan ise, annesinin bu ani patlaması karşısında donup kalmıştı.
Aslında bu hafta sonu için kayınvalidem Nermin Hanım’ın daveti geldiğinde içimde bir huzursuzluk vardı. Onunla ilişkimiz hiçbir zaman sıcak olmadı; ne kavga ettik, ne de gerçekten yakınlaştık. Hep mesafeli, hep kontrollüydü. Serkan’ın babası vefat ettiğinden beri yalnız yaşıyor, arada sırada arayıp çocukları soruyordu. Ama bu sefer, “Gelin, hafta sonu beraber olalım” dediğinde, belki de bir şeyler değişir diye umutlanmıştım.
Cuma akşamı İstanbul’dan yola çıktık. Çocuklar arka koltukta heyecanlıydı; Defne sürekli “Anne, babaannem bize kek yapacak mı?” diye soruyordu. Eymen ise “Babaannemin bahçesinde futbol oynayabilir miyim?” diye Serkan’a takıldı. Ben ise sessizce camdan dışarı bakıyor, içimdeki endişeyi bastırmaya çalışıyordum.
Nermin Hanım kapıda bizi karşıladı. Yüzünde zoraki bir gülümseme vardı. “Hoş geldiniz,” dedi kısaca. Çocuklar hemen içeri daldı, ayakkabılarını fırlatıp salona koştular. Ben ise onların peşinden gitmek yerine, Nermin Hanım’la göz göze geldim. Gözlerinde bir yorgunluk, bir sabırsızlık vardı sanki.
Akşam yemeğinde masada sessizlik hakimdi. Çocuklar sürekli konuşuyor, birbirlerine laf atıyorlardı. Defne tabağındaki bezelyeleri ayıklamaya çalışırken Nermin Hanım’ın kaşı çatıldı. “Bizim zamanımızda çocuklar böyle şımarmazdı,” dedi alçak sesle. Serkan hemen lafa girdi: “Anne, çocuk bunlar işte.” Ama Nermin Hanım’ın bakışları bana çevrilmişti; sanki çocukların davranışlarından ben sorumluymuşum gibi.
Gece olunca çocukları yatırdık. Defne uyumakta zorlandı; yeni bir yerde olmanın huzursuzluğuyla sürekli yanıma geliyordu. Eymen ise yatağında zıplamaktan vazgeçmedi. Nermin Hanım’ın odasından gelen homurtuları duyabiliyordum.
Sabah kahvaltısında gerginlik tavan yaptı. Eymen reçeli masaya döktü, Defne sütünü devirdi. Nermin Hanım bir anda ayağa fırladı: “Ben bu kadar dağınıklığı çekemem! Siz çocuklara hiç söz geçiremiyor musunuz?”
Serkan utançla başını öne eğdi. Ben ise derin bir nefes aldım: “Çocuklar küçük anne, ellerinde değil.”
Nermin Hanım’ın sabrı taşmıştı: “Benim evimde böyle olmaz! Bir gün daha dayanamayacağım. Lütfen toplanın ve gidin.”
O an zaman durdu sanki. Çocuklar ne olduğunu anlamadan bana baktılar. Serkan’ın gözleri doldu; annesine bir şey söylemek istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi.
Eşyalarımızı toplarken Defne ağlamaya başladı: “Anne, biz kötü bir şey mi yaptık?” Eymen ise sessizce pencereden dışarı bakıyordu.
Arabaya bindiğimizde Serkan direksiyona yumruğunu vurdu: “Ben annemi böyle bilmiyordum.”
Yolda uzun süre kimse konuşmadı. Ben içimden sürekli aynı soruyu sordum: Biz mi yanlışız? Çocuklarımız çok mu yaramaz? Yoksa Nermin Hanım’ın yalnızlığı mı onu bu kadar tahammülsüz yaptı?
Eve döndüğümüzde çocuklar hemen odalarına çekildi. Ben ise mutfakta oturup ağladım. Serkan yanıma geldi, elimi tuttu: “Belki de annemle mesafemizi korumamız gerekiyor.”
O gece uyuyamadım. Kafamda Nermin Hanım’ın sözleri dönüp durdu: “Bizim zamanımızda çocuklar böyle şımarmazdı.” Gerçekten öyle miydi? Yoksa biz mi çocuklarımızı anlamakta zorlanıyoruz? Aile olmak bazen neden bu kadar zor?
Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Kayınvalidenizle ilişkinizde sınırları nasıl çizersiniz? Çocukların hareketliliği gerçekten bu kadar büyük bir sorun mu?