Kırık Bir Yuvada Kapanmayan Yara: 47 Yaşında Bir Boşanma Hikayesi
“Yeter artık, Sevda! Daha ne kadar susacağım?” diye bağırdım, sesim evin duvarlarında yankılandı. O an, mutfakta bulaşık yıkayan Sevda’nın elleri titredi, suyun sesi bir anda kesildi. Oğlumuz Emre, odasından çıkıp koridorda durdu; gözlerinde korku ve şaşkınlık vardı. O anı asla unutamayacağım. 20 yıllık evliliğimizde ilk defa bu kadar yüksek sesle konuşmuştum. İçimde biriken her şey, o akşam patladı.
Ben Murat. 47 yaşındayım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde büyüdüm. Babam işçi, annem ev hanımıydı. Hayat bana hep mücadele etmeyi öğretti. Sevda ile üniversitede tanıştık; o zamanlar gözlerinde bir ışık vardı, bana umut veriyordu. Birlikte hayaller kurduk: sıcak bir yuva, mutlu çocuklar, huzurlu bir hayat… Ama hayat, hayallerimizi yavaşça kemirdi.
İlk yıllar güzeldi. Sevda ile birlikte küçük bir evde başladık hayata. Her şeyimizi paylaşırdık; dertlerimizi, sevinçlerimizi… Ama zamanla konuşmalarımız azaldı. Önce iş yoğunluğu bahanesiyle eve geç gelmeye başladım. Sonra Sevda’nın sessizliği, bana duvar gibi örüldü. Ne zaman bir şey anlatmaya kalksam, ya telefonuna bakıyor ya da kısa cevaplarla geçiştiriyordu.
Bir gün işten eve döndüğümde Emre’nin odasında ağladığını duydum. Kapıyı araladım, “Oğlum, ne oldu?” dedim. “Baba, siz neden hiç gülmüyorsunuz artık?” diye sordu. O an içimde bir şeyler koptu. Çocuğumun gözünde mutsuz bir adam olmuştum. O gece Sevda’ya yaklaştım, “Biz nereye gidiyoruz?” dedim. Gözlerini kaçırdı, “Bilmiyorum Murat,” dedi sadece.
Yıllar geçti, sorunlarımız büyüdü. Annem hastalandı, ona bakmak için eve taşındı. Sevda ile arası hiç iyi olmadı annemin. Her gün küçük tartışmalar, laf sokmalar… Bir gün annem bana “O kadın seni sevmiyor oğlum,” dediğinde içimdeki şüphe büyüdü. Sevda ise “Senin ailene ben bakmak zorunda değilim!” diye bağırdı. Evimiz savaş alanına döndü.
Bir gece işten geç geldim, mutfakta Sevda’yı ağlarken buldum. “Ne oldu?” dedim. “Hiçbir şey,” dedi. Ama biliyordum; hiçbir şey dediği her zaman çok şeydi. O günden sonra aramızdaki mesafe daha da açıldı. Aynı evde iki yabancıya dönüştük.
Bir gün eski arkadaşım Serkan’la buluştum. O da boşanmıştı birkaç yıl önce. “Kendini düşün Murat,” dedi bana. “Çocuklar büyüyor, hayat geçiyor… Kendini bu hapishanede harcama.” Eve dönerken kafam karmakarışıktı. Boşanmak… Bu kelimeyi ilk defa ciddi ciddi düşündüm.
Ama korkuyordum. Annem ne derdi? Komşular ne derdi? Emre nasıl etkilenirdi? Türk toplumunda boşanmak hâlâ ayıp sayılırdı; hele ki orta yaşta… Bir yandan da içimdeki yalnızlık beni yiyip bitiriyordu.
Bir akşam Emre yanıma geldi. “Baba,” dedi, “Siz ayrılsanız daha mı mutlu olursunuz?” O an gözlerim doldu. Çocuğum bile bizim mutsuzluğumuzu fark etmişti. Sevda ile konuşmaya karar verdim.
O gece oturma odasında karşılıklı oturduk. “Sevda,” dedim, “Biz neden bu kadar uzaklaştık?” O uzun süre sustu, sonra gözleri doldu: “Ben de bilmiyorum Murat… Belki de çok yorulduk.”
“Boşanalım mı?” dedim titreyen bir sesle.
Sevda başını eğdi: “Belki de en doğrusu bu…”
O an içimde hem bir rahatlama hem de büyük bir korku hissettim. 20 yıl… Onca anı… Hepsi bir anda gözümün önünden geçti.
Ertesi gün anneme söyledim: “Anne, Sevda ile ayrılmaya karar verdik.” Annem ağlamaya başladı: “Oğlum, aile dediğin kolay kurulmaz! Herkes boşanıyor şimdi; siz de mi?”
Komşuların bakışları değişti; bazıları selamı kesti, bazıları arkamdan konuştu. İş yerinde bile insanlar fısıldaşıyordu: “Murat Bey’in eşiyle arası bozulmuş…”
Ama en çok Emre’yi düşündüm. Onun için güçlü olmam gerekiyordu.
Boşanma süreci sancılı geçti; avukatlar, mahkemeler… Her şey resmiye dökülünce insanın içi daha da acıyor. Sevda ile son kez birlikte kahve içtik; göz göze geldik, ikimiz de ağladık.
Şimdi yalnız yaşıyorum. Ev sessiz… Akşamları Emre’yi arıyorum; bazen geliyor, bazen gelmiyor. Annem hâlâ bana kırgın.
Ama şunu biliyorum: Hayatta bazen en zor kararlar en doğru olanlar oluyor.
Peki siz olsanız ne yapardınız? 20 yılın hatrına susar mıydınız yoksa kendi mutluluğunuz için cesurca adım atar mıydınız?