Bizi Utanıyor: Oğlumun Kim Olduğunu Unutması
Kapının zili çaldığında elimdeki çay bardağı titredi. Oğlum Emir’in yeni evindeydim; on birinci kattaki bu lüks rezidans, bana hep yabancı gelmişti. Beyaz mutfak tezgahı, pırıl pırıl camlar, her şey kusursuzdu. Emir ise mutfağın köşesinde, pahalı bir fincandan kahvesini yudumluyordu. Üzerinde ütülü bir takım elbise, saçları jöleli, yüzünde alışık olmadığım bir soğukluk vardı. Oğlumdu bu, ama sanki başka birinin hayatına bakıyordum.
Zil ikinci kez çaldı. Emir gözlerini devirdi, “Anne, sen açar mısın? Ben toplantıya geç kalacağım,” dedi. Sesi öyle mesafeli ve buyurgandı ki, içim burkuldu. Kapıya yürüdüm; elim kapı kolunda titredi. Açtığımda karşıda komşusu vardı, elinde bir koliyle. “Merhaba, Emir Bey evde mi?” diye sordu kadın. “Evde kızım, buyurun,” dedim. Kadın bana şöyle bir baktı; üstümdeki eski hırkayı, başımdaki tülbenti süzdü. Sonra içeriye seslendi: “Emir Bey, kargonuz geldi!”
Emir hızla yanımıza geldi, kadına gülümsedi. “Çok teşekkür ederim Ayşe Hanım, zahmet oldu,” dedi. Kadın ona başka bir gözle bakıyordu; saygılı, biraz da hayran. Ben ise orada fazlalık gibi hissediyordum kendimi. Kadın gittikten sonra Emir bana döndü: “Anne, keşke biraz daha düzgün giyinseydin. Burada insanlar farklı… Biliyorsun işim gereği…”
Sözleri boğazımda düğümlendi. “Oğlum, ben senin annenim. Ne giydiğimden utanacak ne var?” dedim kısık sesle. Gözlerini kaçırdı. “Anne, yanlış anlama… Sadece… Burada insanlar farklı işte. Sen de alışsan iyi olur.”
O an anladım ki oğlum artık bambaşka bir dünyanın insanı olmuştu. Onu büyütürken çektiğim yokluklar, gece gündüz çalışmam, babası vefat ettiğinde tek başıma verdiğim mücadele… Hepsi sanki silinmişti onun gözünde.
Bir hafta önce aramıştı beni: “Anne, yeni evime taşındım. Gel de gör, birlikte kahvaltı yaparız.” Sevinçten ağlamıştım telefonda. Sabah erkenden kalkıp börekler açtım, poğaçalar yaptım. Eski usul sepetime koyup otobüse bindim. Rezidansın kapısında güvenlik beni durdurdu: “Kimi aramıştınız teyze?” “Oğlum Emir burada oturuyor,” dedim gururla. Güvenlik şaşkın şaşkın baktı bana; sonra aradı Emir’i.
Emir aşağı indiğinde yüzünde hafif bir telaş vardı. “Anne, keşke haber verseydin gelmeden önce,” dedi fısıltıyla. “Oğlum sürpriz yapmak istedim sana,” dedim mahcupça. Sepetimi görünce yüzü kızardı sanki. “Bunları yukarıda açmayalım anne, burada bekle ben alayım,” dedi ve sepeti aldı elimden.
Eve çıktığımızda sofrayı hazırladım; börekleri koydum tabaklara. Emir’in eşi Zeynep geldi mutfağa; bana selam verdi ama gözlerinde bir soğukluk vardı. “Anneciğim, ellerine sağlık ama biz genelde dışarıdan kahvaltı söylüyoruz,” dedi hafifçe gülerek. O an içimde bir şeyler kırıldı.
Kahvaltı boyunca Emir işle ilgili konuştu; yeni projelerinden, yurt dışı seyahatlerinden bahsetti. Ben ise eski günlerden söz açmak istedim: “Hatırlıyor musun oğlum, ilkokulda sana ilk defa ayakkabı almıştım da sabaha kadar başucunda bekletmiştin?” Emir hafifçe güldü: “Anne ya, şimdi bunları konuşmayalım lütfen.” Zeynep de ekledi: “Emir çocukluğunu pek anlatmaz zaten.” İçimdeki gurur yerini utanca bıraktı.
O gün eve dönerken otobüste camdan dışarı bakarken gözyaşlarımı tutamadım. Oğlumun başarılarıyla gurur duymak isterdim ama aramızdaki mesafe büyüdükçe büyüyordu.
Bir akşam Emir aradı: “Anne, şirkette aile günü var; istersen gelme bu sene. Zaten çok kalabalık olacak.” Sesi öyle soğuktu ki… “Oğlum, sen istemiyorsan gelmem tabii,” dedim kırık bir sesle.
Kardeşi Elif’le konuştum sonra: “Anneciğim, abim seni utanıyor galiba,” dedi üzgünce. “Yok kızım, öyle şey olur mu? Sadece işleri yoğun,” dedim ama içimde fırtınalar kopuyordu.
Bir gün mahallede komşularla otururken konu açıldı: “Emir’in yeni evi çok güzelmiş diyorlar,” dedi Fatma abla. “Evet abla, Allah daha çok versin,” dedim gülümsemeye çalışarak. Ama içimde bir sızı vardı; oğlumun hayatında bana yer yoktu artık.
Bir akşam cesaretimi topladım ve Emir’i aradım: “Oğlum, ben sana yük mü oldum? Beni yanında istemiyor musun?” Sessizlik oldu telefonda; sonra kısık bir sesle: “Anne… Lütfen böyle konuşma… Sadece… Hayatım çok değişti… Senin alışman zor olur…”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Oğlumu ben büyüttüm; her zorluğu onun için göğüsledim. Şimdi ise onun hayatında fazlalık gibiyim.
Bir gün Emir’in iş yerinin önünden geçerken onu gördüm; yanında takım elbiseli arkadaşları vardı. Beni fark etti ama yanıma gelmedi; uzaktan başını eğdi geçti gitti. O an içimdeki acı tarifsizdi.
Şimdi evimde yalnız otururken düşünüyorum: Bir anne olarak oğluma ne eksik verdim de beni yanında istemez oldu? Başarıya ulaşınca geçmişini unutmak mı gerek? Yoksa biz anneler mi fazla fedakarlık yapıyoruz da çocuklarımız bizi utanç kaynağı görüyor?
Sizce oğlumun yaptığı doğru mu? Bir insan annesinden utanır mı gerçekten?