Bir Anneye Veda: Gözyaşları ve Sessizlik Arasında
“Nasıl yani? Annemi toprağa vermeyecek miyiz?” diye bağırdım, sesim titriyordu. Kardeşim Emre gözlerini kaçırdı, ablam Zeynep ise sessizce ağlıyordu. O an, annemin hastane odasında cansız bedeniyle baş başa kaldığımda hissettiğim çaresizlik yeniden boğazıma düğümlendi. Hemşire Ayşe Hanım kapıda bekliyordu, gözlerinde acıma ve öfke karışımı bir bakış vardı. “Beyefendi, kararınızı vermeniz gerekiyor. Hastane daha fazla bekleyemez,” dedi, sesi yorgundu.
O an içimdeki öfke ve suçluluk birbirine karıştı. Annem Hatice Hanım, hayatı boyunca bizi bir arada tutmak için uğraşmıştı. Babamı küçük yaşta kaybettik; annem hem anne hem baba oldu bize. Ama biz, büyüdükçe birbirimizden uzaklaştık. Emre iş bulup İstanbul’a taşındı, Zeynep evlenip Bursa’ya gitti. Ben ise Ankara’da, kendi küçük dünyamda kaybolmuştum. Annem hep arardı, “Oğlum, kardeşlerinle konuşuyor musun?” derdi. Ben de her seferinde “Tabii anne” diye yalan söylerdim.
Ama şimdi, annemin cansız bedeni önümüzdeyken, hiçbirimiz ne yapacağımızı bilmiyorduk. Emre cebinden sigara paketini çıkardı, hastane koridorunda sigara yakmaya çalıştı. Ayşe Hanım hemen müdahale etti: “Burada sigara içmek yasak!” Emre sinirle sigarayı yere attı, ayağıyla ezdi. “Ben bu yükü tek başıma taşıyamam,” dedi bana bakmadan. Zeynep ise ellerini yüzüne kapatıp hıçkırarak ağlamaya başladı.
O an çocukluğumuzdan bir sahne gözümde canlandı: Annem mutfakta yemek yaparken biz üç kardeş kavga ederdik. Annem araya girer, “Birbirinizi üzmeyin, ben öldükten sonra birbirinize sahip çıkın,” derdi. O zamanlar bu sözler bize uzak gelirdi; ölüm sanki sadece yaşlı komşulara uğrayan bir misafir gibiydi.
Ama şimdi ölüm bizim evimize gelmişti ve biz annemin vasiyetini yerine getiremiyorduk. Cenaze işleriyle ilgilenmek için kimin arayacağı konusunda bile kavga ettik. Emre, “Benim param yok,” dedi. Zeynep, “Benim eşim izin vermez,” diye mırıldandı. Ben ise içimdeki korkaklığı bastırmaya çalışarak, “Birlikte hallederiz,” dedim ama sesim inandırıcı değildi.
Ayşe Hanım tekrar içeri girdi: “Bakın, Hatice Hanım’ın cenazesini ya siz alırsınız ya da belediye ilgilenir.” Bu sözler içimi delip geçti. Annem belediye mezarlığına mı bırakılacaktı? O kadının yıllarca bizim için yaptığı fedakarlıklar buna mı değmişti?
Emre bana döndü: “Sen Ankara’da yaşıyorsun, sen ilgilen.”
“Ben tek başıma nasıl yapayım? Hepimiz burada olmalıyız,” dedim.
Zeynep gözyaşları içinde fısıldadı: “Keşke daha çok yanında olsaydık.”
O an annemin yüzünü son kez görmek istedim. Odaya girdim; annem sanki birazdan uyanacakmış gibi huzurlu yatıyordu. Elini tuttum, soğuktu. İçimde bir şeyler koptu o an. “Anne… Affet bizi,” dedim sessizce.
Dışarı çıktığımda Emre ve Zeynep birbirlerine sırtlarını dönmüşlerdi. Aramızdaki mesafe sadece fiziksel değildi; yılların biriktirdiği kırgınlıklar, yanlış anlaşılmalar ve gurur duvarları vardı aramızda.
Cenaze işlemlerini üstlenmeye karar verdim. Belediyeyi aradım, işlemler başladı. Emre ve Zeynep son anda mezarlığa geldiler ama birbirleriyle tek kelime konuşmadılar. Annemin mezarı başında imam dua okurken, gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü. Çocukluğumuzun geçtiği o eski ev, annemin sesi, mutfaktan yayılan yemek kokuları… Hepsi bir anda üzerime çöktü.
Cenaze sonrası eve döndüğümüzde sessizlik hâkimdi. Zeynep mutfağa geçti, çay demledi ama kimse içmedi. Emre balkona çıktı, telefonuyla oynadı. Ben ise annemin eski sandığını açtım; içinde çocukluk fotoğraflarımız vardı. Bir fotoğrafta üçümüz annemin kucağında gülüyorduk. O an anladım ki; zamanla sadece annemi değil, birbirimizi de kaybetmişiz.
Gece olunca herkes kendi köşesine çekildi. Ben annemin odasında uyudum o gece; kokusu hala yastığındaydı. Sabaha karşı bir rüya gördüm: Annem bana bakıp gülümsüyordu, “Birbirinizi bırakmayın,” diyordu.
Sabah kahvaltıda kimse konuşmadı. Zeynep valizini topladı, “Gitmem lazım,” dedi sessizce. Emre de aceleyle çıktı evden. Kapıdan çıkarken bana dönüp “Kendine iyi bak,” dedi ama gözlerinde pişmanlık vardı.
Evde tek başıma kaldığımda duvarlar üstüme üstüme geldi sanki. Annemin yokluğu her köşede hissediliyordu. Kendi kendime sordum: Biz ne zaman bu kadar yabancı olduk? Annemin mezarı başında verdiğimiz sözleri tutabilecek miyiz?
Şimdi burada, annemin mezarı başında otururken düşünüyorum: Bir aileyi ayakta tutan gerçekten sadece anne mi? Biz neden birbirimize bu kadar uzaklaştık? Siz olsaydınız ne yapardınız? Annemin yerinde başka biri olsaydı, siz kardeşlerinizle nasıl davranırdınız?