Her Gün Beş Kere Çorap Değiştiren Adam: Bir Evliliğin Sessiz Çöküşü
“Elif, lütfen! Yine mi aynı çoraplarla dolaşıyorsun evin içinde?” Murat’ın sesi, sabahın köründe mutfağın kapısından yükseldi. Gözlerimi ovuşturarak döndüm, elimdeki çay bardağını tezgâha bıraktım. “Daha yeni giydim Murat, ne var bunda?” dedim, ama sesimdeki yorgunluğu saklayamadım.
O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Evliliğimizin ilk yıllarında Murat’ın titizliğini sevimli bulurdum. Annem hep, “Temiz adam iyidir kızım, rahat edersin,” derdi. Ama kimse bana bir insanın günde beş kere çorap değiştirebileceğini, banyodan çıkınca bile ellerini defalarca yıkayabileceğini söylememişti.
İlk başlarda şakayla karışık geçiştiriyordum. “Murat Bey’in çorap koleksiyonu yine iş başında!” diye takılırdım. Ama zamanla bu alışkanlık bir takıntıya dönüştü. Her sabah işe gitmeden önce, öğle arasında eve uğrayıp çoraplarını değiştiriyor, akşam eve geldiğinde yine banyoya koşuyordu. Hatta geceleri uykudan uyanıp sessizce çoraplarını değiştirirken yakaladığımda, gözlerinde bir korku görüyordum.
Bir gün annem bize kahvaltıya geldi. Masada sessizce otururken Murat aniden kalktı, “Bir dakika, hemen geliyorum,” dedi ve odasına gitti. Annem bana eğildi: “Kızım, bu adamda bir tuhaflık var. Her şey yolunda mı?”
O an annemin gözlerinde gördüğüm endişe, içimdeki huzursuzluğu büyüttü. “Her şey yolunda anne,” dedim ama sesim titriyordu. Oysa hiçbir şey yolunda değildi.
Murat’ın temizlik takıntısı sadece kendisini değil, beni de esir almıştı. Eve misafir çağırmaya korkar olmuştum. Bir gün çocukluk arkadaşım Zeynep’i davet ettim. Zeynep’in oğlu halının üstüne biraz kek dökünce Murat’ın yüzü bembeyaz oldu. Hemen elektrikli süpürgeyi kaptı, halıyı defalarca süpürdü. Zeynep bana bakıp gözlerini devirdi ama ben sadece utançtan yere bakabildim.
Bir akşam Murat’la tartıştık. “Bak Murat,” dedim, “Bu şekilde yaşayamam. Sürekli temizlik, sürekli çorap değiştirmek… Evimizde huzur kalmadı.”
Murat’ın gözleri doldu. “Elif, ben de istemiyorum böyle olmayı. Ama dayanamıyorum. Ayağımda o çoraplar varken sanki bütün pislik bana bulaşıyor gibi hissediyorum.”
O gece sabaha kadar düşündüm. Murat’ı seviyordum ama bu hayat bana ağır geliyordu. Ertesi gün iş yerinde dalgın dalgın otururken patronum Ayşe Hanım yanıma geldi: “Elif, iyi misin?”
“İyiyim,” dedim ama gözlerim doldu. O an dayanamadım ve her şeyi anlattım. Ayşe Hanım sessizce dinledi, sonra elimi tuttu: “Bak Elif, bu bir hastalık olabilir. Murat’ın yardım alması gerek.”
O akşam eve döndüğümde Murat’ı salonda buldum. Yine çoraplarını değiştiriyordu. Yanına oturdum ve elini tuttum: “Murat, yardım alalım mı? Bak, bu sadece seni değil beni de yoruyor.”
Başını öne eğdi. Uzun süre sustu. Sonra fısıldadı: “Biliyorum Elif… Ama utanıyorum.”
Birlikte bir psikoloğa gitmeye karar verdik. İlk seansımızda Murat neredeyse hiç konuşmadı. Psikolog Hanife Hanım sabırla dinledi ve bize obsesif kompulsif bozukluk (OKB) teşhisi koydu.
Tedaviye başladık ama süreç zordu. Murat bazen öfkelendi, bazen ağladı. Ben de çoğu zaman çaresiz hissettim. Annem arayıp duruyordu: “Kızım, boşanmayı düşünmüyor musun? Gençsin daha.”
Ama ben hemen pes etmek istemedim. Birlikte mücadele etmeye karar verdik.
Aylar geçti. Murat’ın takıntıları azalmaya başladı ama tamamen geçmedi. Artık günde beş kere değil, iki kere çorap değiştiriyordu. Evimizde biraz daha huzur vardı ama eski günlere dönmek imkânsızdı.
Bir akşam balkonumuzda otururken Murat bana döndü: “Biliyor musun Elif, bazen kendimi çok yalnız hissediyorum. Sanki kimse beni anlamıyor.”
Elini tuttum: “Ben buradayım Murat. Ama sen de beni anlamaya çalışmalısın.”
Hayatımız hiçbir zaman mükemmel olmadı; belki de hiçbir evlilik mükemmel değildir zaten.
Şimdi size soruyorum: Sevgi her şeyi affeder mi? Yoksa bazı alışkanlıklar gerçekten de aşkı öldürür mü? Siz olsaydınız ne yapardınız?