Neden Hep Onunla Kıyaslanıyorum?

“Yine mi Zeynep?” dedim, sesim titreyerek. Eşim Murat, gözlerini kaçırdı. “Sadece örnek veriyorum, abartıyorsun,” dedi. Ama ben biliyordum, yine eski karısı Zeynep’ten bahsedecekti. Yine onun yaptığı börekten, onun annesine olan saygısından, onun sabrından… Sanki ben bu evde sadece bir gölgeydim, Zeynep’in gölgesi.

O gün mutfakta kayınvalidemle birlikteydik. “Zeynep böreği böyle açmazdı,” dedi kayınvalidem, hamuru elimden alırken. “Onun elleri daha narindi.” İçimden geçenleri söyleyemedim. Yutkundum, sustum. Çünkü Murat’ın annesiyle aram iyi olmalıydı, öyle öğretilmişti bana. Ama her seferinde kendimi daha da küçülmüş hissediyordum.

Evliliğimizin başından beri Murat’ın ağzından Zeynep’in adı düşmüyordu. İlk başlarda önemsememeye çalıştım. “Geçmişte kaldı,” dedim kendi kendime. “Şimdi benimle.” Ama zamanla bu kıyaslamalar bir bıçak gibi saplanmaya başladı kalbime. Her tartışmamızda, her aile yemeğinde, her özel günde Zeynep’in adı bir şekilde gündeme geliyordu.

Bir akşam Murat’la salonda otururken cesaretimi topladım. “Neden sürekli beni onunla kıyaslıyorsun?” diye sordum. Murat başını öne eğdi. “Kıyaslamıyorum,” dedi ama sesi inandırıcı değildi. “Sadece… Annem alışık ona. Sen de biraz çabalasan…”

İşte o an anladım ki, ben ne kadar çabalarsam çabalayayım, asla yeterli olmayacaktım. Çünkü Murat’ın gözünde ben hep Zeynep’in ardından gelen kadın olacaktım.

Bir gün annemi aradım, sesim titriyordu. “Anne, ben burada çok yalnızım,” dedim. Annem sustu bir süre, sonra “Kızım, evlilik sabır ister,” dedi. “Ama kendini kaybetme.” O an gözlerim doldu. Çünkü ben zaten kendimi kaybetmeye başlamıştım.

Kayınvalidemle yaşadığım her anı sorgular oldum. Bir gün mutfakta bana döndü ve “Zeynep’in yaptığı gibi sofrayı kurmayı öğrenmelisin,” dedi. O an elimdeki tabakları bırakıp odama koştum. Kapıyı kapattım ve sessizce ağladım. Aynada kendime baktım; gözlerimdeki ışık sönmüş gibiydi.

Murat’la aramızdaki mesafe giderek açılıyordu. Bir akşam eve geç geldiğinde ona sitem ettim. “Sen de Zeynep gibi anlayışlı olsan…” dedi ve cümlesini tamamlamadan sustu. O an içimde bir şeyler koptu.

Bir gece Murat’la büyük bir kavga ettik. “Ben Zeynep değilim!” diye bağırdım. “Onun gibi olmak istemiyorum! Ben kendi kimliğimle var olmak istiyorum!” Murat şaşkınlıkla bana baktı. “Sen de biraz onun gibi olsan ne olur?” dedi sessizce.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi kendime sordum: Ben kimim? Neden hep başkasıyla kıyaslanmak zorundayım? Neden kendi değerimi göremiyorlar?

Bir sabah kahvaltı sofrasında kayınvalidem yine başladı: “Zeynep bu peyniri çok güzel doğrardı.” Artık dayanamıyordum. “Ben Zeynep değilim,” dedim kararlı bir sesle. Kayınvalidem şaşırdı, Murat ise bana öfkeyle baktı.

O gün ilk defa kendi sınırlarımı çizdim. O günden sonra kayınvalidemle arama mesafe koydum. Murat’la ise konuşmamız gerektiğini söyledim.

Bir akşam Murat’la oturduk ve uzun uzun konuştuk. Ona hissettiklerimi anlattım; ne kadar incindiğimi, ne kadar yalnız hissettiğimi… Murat ilk defa beni gerçekten dinledi. Gözleri doldu, “Farkında bile değildim,” dedi.

Ama bazı yaralar kolay kolay iyileşmiyor. Evliliğimizdeki bu gölge hep aramızda kaldı. Ben ise her gün kendimi yeniden bulmaya çalıştım.

Şimdi bazen aynaya bakıyorum ve kendime soruyorum: Bir kadının değeri neden hep başkasıyla ölçülür? Kendi kimliğimizi savunmak için ne kadar daha savaşmamız gerekiyor? Siz hiç böyle hissettiniz mi?