Annemin Gölgesinde Kalan Hayatım: Kendi Yolumu Bulmak

“Yeter artık anne! Lütfen, bir kere de benim kararlarıma saygı duy!” diye bağırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken. Annem, mutfak masasının başında ellerini kavuşturmuş, bana küçümseyici bir bakış fırlattı. “Senin iyiliğin için söylüyorum Elif. Sen daha neyin doğru olduğunu bilmiyorsun,” dedi. O an, yıllardır içimde biriken öfke ve çaresizlik bir anda patladı. Eşim Murat, salondan sesimizi duyup yanımıza geldiğinde, ikimizin de gözlerinde aynı acı vardı: Annemin gölgesinde sıkışıp kalmış bir hayatın yorgunluğu.

Çocukluğumdan beri annem her şeyimi kontrol ederdi. Hangi arkadaşlarımla görüşeceğime, hangi okula gideceğime, ne giyeceğime o karar verirdi. Babam erken yaşta vefat edince, annem benim için hem anne hem baba oldu ama bu rolü öyle bir sahiplenmişti ki, nefes almama bile izin vermiyordu. “Senin yerin burası Elif, İstanbul’da ne işin var?” diye sormuştu üniversiteyi kazanıp başka bir şehirde okumak istediğimde. Oysa ben özgür olmak, kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyordum. Ama onun gözyaşlarına dayanamadım, İstanbul’da kalıp evimizin yakınındaki üniversiteye yazıldım.

Yıllar geçti, Murat’la tanıştım. O bana ilk defa kendim olma şansı verdi. Onun yanında konuşmak, gülmek, hata yapmak bile özgür hissettiriyordu. Annem ise Murat’ı başından beri istemedi. “O çocuk sana göre değil kızım,” dediğinde içimden bir ses ona karşı çıkmam gerektiğini söylüyordu ama yine sustum. Düğün hazırlıklarında bile her şey onun istediği gibi oldu; gelinliğimden davetli listesine kadar. Murat’la evlendikten sonra bile annem her gün aradı, eve geldi, hayatımıza müdahale etti.

Bir gün Murat bana dönüp “Elif, ben seninle mi evliyim yoksa annenle mi?” diye sorduğunda içim cız etti. Haklıydı. Annemin gölgesinde kendi hayatımı kuramamıştım. Her tartışmamızda annem araya giriyor, bana Murat’ın yanlışlarını anlatıyordu. Bir süre sonra Murat’la aramızda soğukluk başladı. Evde huzur kalmadı. Annem ise bunu fırsat bilip “Ben sana demiştim” diyerek beni daha çok kendine çekmeye çalıştı.

Bir gece sabaha kadar ağladım. Kendi hayatımı yaşayamadan geçen yılları düşündüm. Annemin sevgisiyle boğulmuş, kendi kararlarımı verememiştim. Sabah olduğunda Murat’a dönüp “Ben annemle arama mesafe koymak istiyorum,” dedim. Gözlerinde bir umut parladı. “Bunu birlikte başarabiliriz,” dedi.

O günden sonra anneme haftada bir kez telefon açmaya başladım. Evimize gelmesini azalttım. Başta çok zorlandım; vicdan azabı çektim, kendimi kötü hissettim. Annem ise her seferinde “Beni yalnız bırakıyorsun Elif,” diyerek beni suçladı. Ama Murat’la ilişkimiz düzelmeye başladı. Kendi kararlarımızı almaya başladık; hafta sonları nereye gideceğimize, evimizde ne yapacağımıza birlikte karar verdik.

Bir gün annem hastalandı. Hastaneye kaldırıldığında hemen yanına koştum. Yatakta güçsüzce yatarken bana “Ben sadece senin iyiliğini istedim Elif,” dedi. Gözlerim doldu ama artık onun sevgisinin boğucu olduğunu biliyordum. “Anne, ben de seni çok seviyorum ama kendi hayatımı yaşamak istiyorum,” dedim.

O günden sonra ilişkimiz değişti. Annem hâlâ zaman zaman beni kontrol etmeye çalışıyor ama artık sınırlarımı koruyabiliyorum. Murat’la daha huzurluyuz; kendi ailemizi kurduk ve ben ilk defa gerçekten nefes alabiliyorum.

Bazen düşünüyorum: Bir anne sevgisi ne zaman boğucu olur? Kendi hayatımızı kurmak için sevdiklerimizle aramıza mesafe koymak zorunda mıyız? Siz olsanız ne yapardınız?