Bir Tencere Çorbanın Ardında Saklanan Yalnızlık
“Zeynep, bu kadar zor geliyorsa yemek yapmak, belki de hiç uğraşma. Hatta… belki de gitmelisin. Biz sensiz de gayet iyi idare ederiz.” Kayınvalidemin sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimdeki tencereyi bırakırken içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. O an, eşim Murat’ın gözlerine baktım; bir umut, bir destek aradım. Ama o sadece başını salladı, “Annem haklı, Zeynep. Sürekli şikayet ediyorsun. Herkes yoruluyor, ama kimse bu kadar büyütmüyor.” dedi.
O an sanki dünya başıma yıkıldı. On iki yıldır bu evde, bu ailede kendime bir yer açmaya çalışıyordum. Her sabah erkenden kalkıp kahvaltı hazırlıyor, çocukları okula gönderiyor, kayınpederimin ilaçlarını veriyor, akşam yemeklerinde herkesin sevdiği yemekleri yapmaya çalışıyordum. Ama ne yapsam eksikti; ya tuzu fazla olurdu ya da pilav tane tane olmazdı. Bir gün bile “eline sağlık” diyen olmadı. Şimdi ise, bir tencere çorbanın tuzu yüzünden evden gitmem isteniyordu.
O gece çocuklar odalarında sessizce ödev yaparken ben mutfakta gözyaşlarımı saklamaya çalıştım. Annemi aramak istedim ama ona da yük olmak istemedim. Babamı küçük yaşta kaybettim; annem tek başına büyüttü beni. Hep güçlü olmamı öğütledi. “Zeynep, kimseye muhtaç olma.” derdi. Ama şimdi, kendi evimde, kendi ailemde bu kadar yalnız hissetmek…
Ertesi sabah Murat’la konuşmak istedim. “Murat, dün söylediklerin çok ağırdı. Ben bu evin geliniyim, eşinim, çocuklarının annesiyim. Bir hata yaptım diye hemen gitmem mi gerekiyor?” dedim. Yüzüme bile bakmadan, “Zeynep, annem yaşlı. Onunla tartışma. Zaten son zamanlarda çok gerginsin.” dedi. O an anladım ki, bu evde ben sadece bir hizmetçiydim; duygularımın, yorgunluğumun hiçbir önemi yoktu.
Kayınvalidem ise sabah kahvaltısında yine laf sokmadan duramadı: “Bizim zamanımızda kadınlar hiç şikayet etmezdi. Şimdi herkesin elinde telefon, sosyal medya… Herkes mutsuz!” dedi. İçimden bağırmak geldi: “Ben mutsuzum! Çünkü kimse beni görmüyor, duymuyor!” Ama sustum. Çünkü sustukça daha az yara alacağımı sanıyordum.
O gün çocukları okula bırakırken küçük kızım Elif arka koltuktan sordu: “Anne, sen neden üzgünsün?” Gözlerim doldu ama ona belli etmemeye çalıştım: “Yok bir şey kızım.” dedim. Ama çocuklar her şeyi hissediyor; annelerinin gözlerindeki hüznü en iyi onlar anlıyor.
Akşam eve döndüğümde kayınvalidem komşu Ayşe Hanım’la oturuyordu. Ben içeri girince Ayşe Hanım gülerek, “Zeynep Hanım, sizin yemeklerinizin kokusu mahalleye yayılıyor vallahi!” dedi. Kayınvalidem ise hemen atıldı: “Ayşe abla, Zeynep’in yemekleri güzel olur da bazen tuzu fazla kaçar işte!” O an utançtan yerin dibine girdim.
Gece Murat’la tekrar konuşmak istedim: “Murat, ben bu evde kendimi yabancı gibi hissediyorum. Seninle konuşamıyorum bile.” dedim. O ise televizyonun sesini açıp bana sırtını döndü: “Zeynep, abartıyorsun.”
Bir hafta boyunca evdeki hava daha da soğudu. Kayınvalidem her fırsatta laf sokuyor, Murat ise tamamen içine kapanmıştı. Bir akşam çocuklar uyuduktan sonra mutfağa geçtim ve annemi aradım. Sesimi duyunca hemen anladı: “Kızım ne oldu?” dedi. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Annem uzun uzun sustu sonra dedi ki: “Zeynep, senin mutluluğun önemli. Kimse için kendini feda etme.”
O gece sabaha kadar düşündüm. Bu evde kalırsam çocuklarım için mi kalacağım yoksa korktuğum için mi? Sabah olduğunda Murat’a dedim ki: “Ben biraz anneme gideceğim.” O ise umursamazca başını salladı: “Git tabii.”
Annemin evine gittiğimde ilk defa derin bir nefes aldım. Annem bana sarıldı: “Kızım, hayat kısa… Kimse için kendini harcama.” dedi.
Bir hafta boyunca annemin yanında kaldım; kafamı topladım, ne istediğimi düşündüm. Çocuklarımı özledim ama onlara mutsuz bir anne olarak örnek olmak istemedim.
Bir gün Murat aradı: “Ne zaman döneceksin?” dedi. Ona dedim ki: “Murat, ben dönmek istemiyorum. Seninle konuşmak istiyorum ama sen beni duymuyorsun.” O ise yine aynı soğuklukla: “Sen bilirsin.”
O an anladım ki; bazen en büyük ihanet dışarıdan değil, en yakından gelir. Bir kadının emeği görülmediğinde, sevgisi karşılık bulmadığında o ev artık yuva olmaktan çıkar.
Şimdi yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum; iş buldum, çocuklarımı hafta sonları görüyorum. Kolay mı? Hayır! Ama en azından artık kendi değerimi biliyorum.
Bazen düşünüyorum; bir tencere çorbanın tuzu mu bu kadar önemliydi? Yoksa yıllarca görmezden gelinen emeğim mi?
Siz olsanız ne yapardınız? Bir kadın olarak kendi değerinizi nasıl koruyorsunuz? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın…