Bir Ayda Hayatımın Altüst Oluşu: “Bir Ayın Var, Çıkıp Gideceksin!”
“Bir ayın var, çıkıp gideceksin bu evden!” Kayınvalidem Fatma Hanım’ın sesi, sabahın köründe mutfağın duvarlarında yankılandı. O an elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Murat ise gözlerini yere dikmiş, hiçbir şey söylemeden masadaki ekmek kırıntılarını topluyordu. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. İki yıldır Murat’la bu eski kasaba evinde, Fatma Hanım’ın gölgesinde yaşamaya çalışıyorduk. Ama şimdi, bir ay içinde çıkıp gitmemiz gerekiyordu.
“Anne, bak… Biz zaten iş arıyoruz, biraz daha zaman…” diyecek oldum, Fatma Hanım elini havaya kaldırdı. “Yeter! İki yıldır burada bedavaya oturuyorsunuz. Benim de sabrım bir yere kadar. Komşular ne der? Herkes konuşuyor!” dedi. Gözlerim doldu, ama ağlamamaya çalıştım. Murat’ın sessizliği ise içimi daha çok acıttı. Oysa ben, bu kasabada yeni bir hayat kuracağımıza inanmıştım. İstanbul’dan buraya taşındığımızda, her şeyin daha kolay olacağını sanmıştım. Ama iş bulmak zordu, hele ki pandemi sonrası… Murat’ın inşaat işi durmuştu, ben de öğretmenlik ataması bekliyordum.
Fatma Hanım’ın sözleri kulağımda çınlarken, geçmişe gittim. Annem hep “Kızım, evlenince kendi eviniz olsun” derdi. Ama Murat’ın babası vefat edince, kayınvalidem yalnız kalmasın diye onun yanına taşındık. İlk başlarda iyi anlaşıyorduk; bana hamur işi tarifleri veriyor, akşamları birlikte dizi izliyorduk. Ama zamanla işler değişti. İşsizlik, parasızlık ve kasabanın dar sokaklarında dönen dedikodular aramıza girdi. Fatma Hanım her fırsatta “Benim oğlumun hali ne olacak?” diye söylenmeye başladı.
O gün akşam Murat’la odada baş başa kaldığımızda, “Ne yapacağız?” diye sordum. O ise yine sessizdi. “Belki İstanbul’a döneriz,” dedi sonunda. “Ama orada da iş yok ki…” dedim. Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Benim suçum mu?” dedi Murat birden öfkeyle. “Ben elimden geleni yapıyorum!”
O an anladım ki; sadece kayınvalidemle değil, Murat’la da aramızda görünmez bir duvar örülmüştü. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemi aramak istedim ama ona da yük olmak istemedim. Sabah olunca kasabanın küçük parkına çıktım. Bankta otururken yanımdan geçen komşu Ayşe Teyze bana acıyarak baktı. “Kızım, annenle konuşsan iyi olur,” dedi usulca.
Eve döndüğümde Fatma Hanım mutfakta yine yüksek sesle telefonda konuşuyordu: “Yok kızım, bunlar burada kalamaz artık! Herkes bana soruyor…” Sanki ben yokmuşum gibi davranıyordu. İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım ama başaramadım.
O günün akşamı Murat eve geç geldi. Yorgun ve moralsizdi. “Bir iş buldum galiba,” dedi umutsuzca. “Ama asgari ücret… Yetmez ki.” Yine de umutlandık biraz. Belki bir oda kiralarız diye düşündük.
Bir hafta boyunca kasabanın her köşesini dolaştık; eski apartmanlarda rutubet kokulu odalar, penceresiz küçük daireler… Hiçbiri bize uygun değildi ya da paramız yetmiyordu. Her akşam eve döndüğümüzde Fatma Hanım’ın bakışları daha da sertleşiyordu.
Bir gün annemi aradım sonunda. “Anne, galiba İstanbul’a dönmem gerekecek,” dedim ağlayarak. Annem telefonda uzun süre sessiz kaldı. Sonra “Kızım, burası senin de evin,” dedi ama sesinde bir yorgunluk vardı.
O gece Murat’la kavga ettik ilk defa. “Senin ailene gidelim,” dedim. O ise “Ben annemi bırakıp gidemem!” diye bağırdı. “Peki ya ben? Ben ne olacağım?” dedim çaresizce.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Murat odadan çıktı, salonda annesiyle uzun uzun konuştular. Kapı aralığından duyduklarım içimi parçaladı:
Fatma Hanım: “Bak oğlum, bu kız seni aşağı çekiyor! Eskiden ne güzel çalışıyordun.”
Murat: “Anne, o benim karım!”
Fatma Hanım: “O zaman ya o gider ya ben!”
Sabah olduğunda Murat’ın gözleri şişmişti. “Karar verdim,” dedi kısık sesle. “Sen annenin yanına git bir süre… Ben burada kalacağım.”
Dünya başıma yıkıldı o an. İki yıl önce el ele tutuşup çıktığımız bu yolda şimdi yalnız kalıyordum.
Bir hafta sonra eşyalarımı topladım; birkaç parça kıyafet, annemin ördüğü battaniye ve Murat’la ilk fotoğrafımız… Fatma Hanım kapının önünde durdu; ne bir veda ne de bir iyi dilek… Sadece soğuk bir bakış.
Otobüsle İstanbul’a dönerken camdan dışarı baktım; kasabanın dar sokakları geride kalırken içimde bir boşluk vardı.
Şimdi annemin evindeyim; iş arıyorum, hayata yeniden tutunmaya çalışıyorum. Murat’la arada mesajlaşıyoruz ama aramızdaki mesafe her geçen gün büyüyor.
Bazen düşünüyorum: Bir kadının kendi ayakları üzerinde durması neden bu kadar zor? Aileler neden gençlerin hayatına bu kadar müdahale ediyor? Sevgiye ve emeğe rağmen neden bazen hiçbir şey yetmiyor?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Aileniz ve eşiniz arasında kalsaydınız hangi yolu seçerdiniz?