Oğlumun Gözlerinde Kaybolmak: Bir Annenin Sessiz Çığlığı
“Oğlum, gözlerime bakar mısın? Lütfen… Sadece bir kez, eskisi gibi bak.” Sesim titredi, boğazımda bir düğüm. O ise başını öne eğdi, dudaklarının kenarında yorgun bir çizgi. Salonda ağır bir sessizlik vardı; duvarda asılı eski aile fotoğrafımız bile sanki bize küsmüştü.
Oğlum Emre, benim canım, gözümün nuru… Şimdi karşımda oturuyor ama sanki bambaşka biri. Onu bana yabancılaştıran ise hayatındaki kadın: Elif. Oğlumun üniversiteden tanıştığı, ilk başta çok sevdiğimiz, hatta ailemize yakıştırdığımız Elif. Ama zamanla her şey değişti. Oğlumun gözlerinde o eski parıltı yok artık. Sanki ruhu yavaş yavaş soluyor.
İlk zamanlar Elif’in soğukluğunu, mesafeli tavırlarını anlamlandıramamıştım. “Belki de çekingen,” demiştim kendi kendime. Ama zamanla Emre’nin üzerindeki etkisini fark ettim. Oğlum eve daha az gelmeye başladı; geldiğinde ise hep gergin, hep düşünceli… Bir gün mutfakta çay koyarken, “Anne, Elif’le biraz uzak kalmak istiyorum,” demişti fısıltıyla. O an içimde bir umut yeşermişti. Ama ertesi gün Elif’in arayıp ağladığını, Emre’nin de hemen yanına koştuğunu öğrendim.
Bir akşam Emre’yle baş başa konuşmak istedim. “Oğlum, iyi misin? Gözlerin eskisi gibi parlamıyor,” dedim. Bana bakmadan, “İyiyim anne,” dedi kısık sesle. “Elif’le aranızda bir sorun mu var?” diye sordum. Yutkundu, “Her ilişkide olur böyle şeyler,” dedi geçiştirerek. Ama ben anladım; oğlumun sesi bile değişmişti.
Bir gün Elif’le karşılaştık pazarda. Selam verdim, yüzüme bile bakmadı. Arkasından fısıldaşan komşuların bakışlarını hissettim. Eve döndüğümde Emre’ye anlattım; “Anne, abartıyorsun,” dedi sinirli bir şekilde. O an ilk defa bana sesini yükseltti. Kalbim kırıldı ama sustum.
Geceleri uyuyamaz oldum. Oğlumun çocukluğunu düşündüm; bana sarılıp “Anneciğim, seni hiç bırakmayacağım,” dediği günleri… Şimdi ise bana yabancı biri gibi davranıyor. Eşim Mehmet de bu durumdan rahatsızdı ama o da oğluna söz geçiremiyordu. Bir akşam sofrada Mehmet dayanamayıp sordu: “Emre, oğlum, bu kız seni neden böyle değiştirdi?” Emre kaşığını masaya bıraktı, gözleri doldu: “Baba, anlamıyorsunuz! Elif’i seviyorum.”
Ama bu sevgi değildi; bağımlılıktı sanki. Elif’in her dediği oluyordu. Emre’nin eski arkadaşlarıyla görüşmesi yasaktı; ailesine gelmesi bile Elif’in iznine bağlıydı. Bir gün Emre’nin telefonunda Elif’ten gelen mesajları gördüm: “Annenle fazla konuşma, seni dolduruyorlar.” İçim parçalandı.
Bir bayram sabahı Emre’yi aradım; “Oğlum, gelin birlikte kahvaltı yapalım,” dedim. “Elif istemiyor anne,” dedi sessizce. “Neden oğlum? Biz sana ne yaptık?” diye sordum gözyaşlarımla. Cevap vermedi, telefonu kapattı.
O günden sonra Emre’yi daha az görmeye başladık. Arada sırada uğradığında ise gözlerinin altı morarmış, yüzü solgun oluyordu. Bir gün dayanamayıp sordum: “Elif sana kötü mü davranıyor?” Başını salladı: “Anne, lütfen karışma.”
Bir gece yarısı kapımız çaldı. Emre kapıda perişan haldeydi; ağlamaktan gözleri şişmişti. İçeri aldık, sarıldım ona sımsıkı. “Anne, ben ne yapacağımı bilmiyorum,” dedi hıçkırarak. “Elif bana bağırıyor, hakaret ediyor… Ama onsuz da yapamıyorum.”
O an oğlumun ne kadar yalnız olduğunu anladım. Ona yardım etmek istedim ama her seferinde Elif araya giriyor, oğlumu tekrar kendi dünyasına çekiyordu. Emre bir süre bizimle kaldı ama sonra yine Elif’in yanına döndü.
Komşular dedikodu yapmaya başladı: “Oğlun iyice değişti,” diyorlardı. Mahallede adımız çıktı; sanki oğlumu biz kaybetmişiz gibi… Oysa ben her gece dua ediyordum: “Allah’ım, oğlumu bana geri ver.”
Bir gün Emre hastaneye kaldırıldı; sinir krizi geçirmişti. Yanına koştuğumda doktorlar “Psikolojik baskı altında” dediler. Elif ise hastane odasında başında bekliyor, kimseyi yaklaştırmıyordu.
Oğlumun elini tuttum: “Emre, ne olur kendine gel! Biz senin aileniz…” Gözlerinden yaşlar süzüldü: “Anne, ben kayboldum…”
Şimdi her şey daha da zorlaştı. Oğlum hâlâ Elif’in yanında ama artık tamamen içine kapanık. Bazen düşünüyorum; acaba nerede hata yaptım? Ona fazla mı karıştım? Yoksa yeterince sahip çıkamadım mı?
Her gece pencereden dışarı bakıp oğlumun yolunu gözlüyorum. Bir gün yine bana sarılıp “Anneciğim” der mi diye umut ediyorum.
Sizce bir anne daha ne yapabilir? Sevdiğiniz birini göz göre göre kaybetmekten daha acı ne olabilir ki?