Baba Dediğin Böyle mi Olur? Bir Şaka, Bir Hayat, Bir Yıkım

“Senin gibi bir kızım olduğu için çok şanslıyım, Zeynep.”

Babamın sesi salonda yankılandığında, elimdeki çay bardağı titredi. O an, annemin yüzünde bir gölge gezindi. Masada herkes sustu. Amcam bile, elindeki sigarayı kül tablasına bırakırken gözlerini kaçırdı. Oysa bu sadece sıradan bir aile yemeği olacaktı. Annem, “Yusuf, yine başladın mı şakalarına?” dedi ama sesi çatallıydı. Babam ise gülümsedi, “Ne var canım, kızımızla gurur duymak suç mu?”

Ama ben o gün, babamın bana neden hep “kızım” dediğini sorgulamaya başladım. Çünkü ben onun kızı değil, karısıydım. 27 yaşındaydım ve Yusuf’la üç yıldır evliydik. Herkesin önünde bana “kızım” demesi başta bana da komik gelmişti. “Yaş farkı var aramızda, alışamadı,” diye geçiştiriyordum. Ama o gün annemin bakışındaki acı ve öfke, içimde bir şeyleri kırdı.

Yemekten sonra mutfağa geçtiğimde annem yanıma geldi. “Zeynep,” dedi sessizce, “Baban… Yusuf… Yani… Sen mutlu musun?”

Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Annemin gözleri dolmuştu. “Anne, neden soruyorsun bunu?” dedim. O ise ellerini yıkarken gözlerini yere indirdi. “Bazen insan yanlış kararlar verir. Sonra o yanlışlar büyür, büyür… Bir bakmışsın, hayatın olmuş.”

O gece Yusuf’la yatakta sırt sırta yattık. O bana dokunmadı, ben de ona. İçimde bir huzursuzluk vardı. Sanki evin duvarları üstüme üstüme geliyordu. Yusuf’un telefonu çaldı gece yarısı. Sessizce kalktı, balkona çıktı. Camdan bakarken onu izledim; karanlıkta sigarasını içerken yüzü bembeyazdı.

Ertesi sabah kahvaltıda yine sessizlik hakimdi. Babam –pardon, kocam– bana “Kızım, ekmek uzatır mısın?” dediğinde, annem kaşığını masaya bıraktı ve hızla mutfağa gitti. Ben de dayanamayıp peşinden gittim.

“Anne, ne oluyor? Neden bu kadar üzgünsün?”

Annem gözyaşlarını sildi. “Zeynep, ben senin mutlu olmanı istedim hep. Ama Yusuf… O adam… Senin için doğru mu gerçekten?”

O an içimde bir şeyler koptu. Annemin ne demek istediğini anladım ama kabul etmek istemedim. Yusuf’la evlendiğimde herkes karşı çıkmıştı zaten. 20 yaş farkımız vardı. Babamı küçük yaşta kaybetmiştim; Yusuf ise babamın eski arkadaşıydı. Bana sahip çıktı, korudu kolladı derken bir anda kendimi onun yanında bulmuştum.

Ama şimdi… Şimdi her şey çok ağır geliyordu.

O hafta sonu Yusuf’la konuşmaya karar verdim. Akşam işten geldiğinde onu salonda bekliyordum.

“Yusuf, neden bana hep ‘kızım’ diyorsun?”

Bir an durdu, gözlerini kaçırdı. “Alışkanlık işte Zeynep,” dedi gülümsemeye çalışarak. “Sen de biliyorsun ya…”

“Hayır,” dedim kararlı bir sesle. “Bilmiyorum. Ben senin karınım. Ama bazen kendimi gerçekten kızın gibi hissediyorum.”

Yusuf derin bir nefes aldı. “Bak Zeynep,” dedi yavaşça, “Ben seni çok seviyorum ama… Bazen kendimi suçlu hissediyorum. Sanki senden gençliğini çalmışım gibi.”

O an gözlerim doldu. “Ben mi istedim böyle olmasını? Sen bana sahip çıkmasaydın, belki başka bir hayatım olurdu.”

Yusuf başını eğdi. “Belki de hata ettik,” dedi sessizce.

O gece sabaha kadar ağladım. Annemle konuştum ertesi gün.

“Anne, ben ne yapacağım?”

Annem sarıldı bana. “Kızım,” dedi titreyen sesiyle, “Hayat bazen insanı yanlış yollara sürükler ama geri dönmek de cesaret ister.”

Bir hafta boyunca Yusuf’la konuşmadık neredeyse. Evde iki yabancı gibi dolaştık. Sonunda bir akşam Yusuf valizini topladı.

“Bir süre annende kal istersen,” dedi bana bakmadan.

O an içimde hem bir rahatlama hem de tarifsiz bir acı hissettim.

Annemin evine döndüm. Herkes fısıldaşıyordu mahallede; “Zeynep geri dönmüş,” diyorlardı.

Bir gece annemle balkonda otururken ona sordum:

“Anne, sence ben hiç mutlu oldum mu?”

Annem gözlerimin içine baktı ve ağlamaya başladı.

Şimdi odamda yalnız başıma oturuyorum ve düşünüyorum: Hayatımızdaki yanlış seçimlerin bedelini hep biz mi öderiz? Yoksa bazen affetmek ve yeniden başlamak da bir cesaret midir?

Siz olsanız ne yapardınız? Sevgiyle yapılan bir hata affedilir mi yoksa her yara iz bırakır mı?