Beklenmedik Misafir: Babamın Dönüşüyle Değişen Hayatım

“Derya! Kapıyı aç kızım, baban geldi!” Annemin sesi, mutfağın buğulu camından yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, içindeki sıcaklık avuçlarımı yakarken kalbim de aynı ateşte kavruluyordu. Babam… Yıllardır adını anmaktan kaçındığımız, varlığını unutur gibi yaptığımız adam. Şimdi, kapımızın önünde, elleri cebinde, başı öne eğik bekliyordu.

Annemin gözlerinde bir umut parıltısı vardı, ama ben sadece korku ve öfke hissediyordum. “Neden şimdi?” diye fısıldadım kendi kendime. “Neden tam da yeni bir hayata alışmaya başlamışken?”

Babam içeri girdiğinde evdeki hava değişti. Annem hemen sofrayı kurmaya başladı, sanki yıllardır her akşam birlikte yemek yiyormuşuz gibi. Babam ise eski koltuğa oturdu, gözleriyle evi süzdü. “Buralar değişmiş,” dedi kısık bir sesle. “Siz de değişmişsiniz.”

O akşam sofrada üç kişiydik ama aramızda kilometrelerce mesafe vardı. Annem konuşmaya çalıştı, havadan sudan bahsetti. Ben ise çatalımı tabağa vurup durdum. Babamın bakışları üzerimdeydi; suçluluk, pişmanlık ve bir parça da gurur vardı o gözlerde.

Yemekten sonra annem bulaşıkları yıkarken babam yanıma oturdu. “Derya,” dedi, “Biliyorum, kolay değil. Ama insan bazen hatalarını telafi etmek ister.”

“Bazı hatalar telafi edilemez,” dedim soğukça. “Sen giderken on iki yaşındaydım. Şimdi on dokuzum. Yedi yıl… Yedi yıl boyunca neredeydin?”

Babam başını eğdi. “Çalışıyordum. Para biriktiriyordum. Sizin için…”

Güldüm acı acı. “Bizim için mi? Annem geceleri temizlik işine gidiyordu. Ben okuldan sonra markette çalışıyordum. Sen neredeydin?”

O gece babam salonda eski kanepeye uzandı. Annem bana odama gelince sarıldı. “Kızım, herkes ikinci bir şansı hak eder,” dedi gözleri dolu dolu.

“Ya biz anne? Biz hiç şans bulabildik mi?”

Ertesi sabah babam erkenden kalktı, mutfağa kahvaltı hazırlamıştı. Annem şaşkınlıkla baktı; ben ise mesafemi korudum. Babam iş arayacağını söyledi, mahalledeki inşaatlara bakmaya gidecekti.

Günler böyle geçti. Babam her akşam eve yorgun dönüyor, bazen iş bulmuş oluyor, bazen de eli boş geliyordu. Annem ona destek olmaya çalışıyor, ben ise duvarlarımı daha da yükseltiyordum.

Bir akşam annemle tartıştık. “Derya, baban değişmeye çalışıyor! Sen neden bu kadar sertsin?”

“Çünkü ben büyürken o yoktu! Çünkü her gece ağlarken yanımda sen vardın, o değil!”

Annem sustu, gözlerinden yaşlar süzüldü. O an içimde bir şeyler kırıldı ama yine de affedemedim.

Bir gün okuldan dönerken mahalledeki çocukların babamla dalga geçtiğini duydum. “Bakın, Derya’nın babası yine işsiz!” diye bağırıyorlardı. İçim acıdı ama gururum izin vermedi yanına gitmeye.

O gece babam bana yaklaştı. “Kızım,” dedi titrek bir sesle, “Sana layık bir baba olamadım biliyorum. Ama deniyorum.”

Gözlerim doldu ama başımı çevirdim. “Keşke denemek için bu kadar beklemeseydin.”

Bir sabah annem hastalandı. Evde para yoktu, babam telaşla oradan oraya koşturdu, komşulardan borç istedi. O an ilk kez babamın çaresizliğini gördüm; gözlerinde korku ve pişmanlık vardı.

Annem hastaneye kaldırıldığında babam yanıma oturdu. “Derya,” dedi, “Belki hiçbir zaman tamir edemeyeceğim ama en azından yanında olmak istiyorum.”

O an içimdeki öfke yerini yorgunluğa bıraktı. Babama sarılmak istedim ama ellerim titredi.

Annem iyileştiğinde evde sessiz bir barış havası esti. Babam hâlâ işsizdi ama artık her sabah birlikte kahvaltı yapıyorduk. Akşamları eski hikâyeler anlatıyor, bazen birlikte televizyon izliyorduk.

Ama içimde hâlâ bir yara vardı; çocukluğumun eksik kalan parçaları…

Bir gün babam bana eski bir fotoğraf getirdi; üçümüzün birlikte olduğu tek fotoğraf… “Bak,” dedi, “Bir zamanlar mutluyduk.”

Fotoğrafa baktım; küçük bir kız çocuğu gülümsüyordu, yanında genç bir anne ve baba… O an anladım ki geçmişi değiştiremeyiz ama belki geleceği birlikte kurabiliriz.

Şimdi her gün kendime soruyorum: Affetmek mi zor, unutmak mı? Siz olsanız ne yapardınız? Babamı gerçekten affedebilir miyim?