On Yıl Sonra: Cem’in Dönüşüyle Yıkılan Hayatım

“Sen… Sen misin gerçekten?” Sesim titredi, kapının önünde duran adamın yüzüne bakarken. Elimdeki çay tepsisi yere düştü, bardaklar paramparça oldu. O an, on yıl önceki o geceye geri döndüm; Cem’in bir daha dönmemek üzere evden çıktığı, arkasında sadece sessizliği ve cevapsız soruları bıraktığı geceye.

Cem’in gözleri yere bakıyordu. “Zeynep… Affet beni,” dedi kısık bir sesle. O an içimde bir fırtına koptu. On yıl boyunca her gece, çocuklarımın başını okşarken ona lanet ettim. Her sabah işe giderken, mahallelinin fısıltılarına kulak tıkamaya çalıştım. “Kocası kaçtı,” dediler, “Başka bir kadına gitti,” dediler. Kimse bana acımadı; kimse bana sormadı, “Nasılsın?” diye.

Cem’in yokluğunda hayatı sırtladım. Oğlum Emir o zaman sekiz yaşındaydı, kızım Derya ise beş. Emir babasının yokluğunu içine attı, sessizleşti. Derya ise geceleri ağlayarak uyanırdı, “Babam nerede?” diye sorardı. Ne cevap vereceğimi bilemezdim. “Baban uzaklara gitti, ama sizi çok seviyor,” derdim, yalan söylemekten nefret ederek.

Yıllar geçti. Çocuklar büyüdü, ben de büyüdüm. Hayatın yüküyle omuzlarım çöktü ama pes etmedim. Belediyede temizlik işine girdim, sabahları gün ağarmadan kalkıp işe gittim. Akşamları çocuklara sıcak çorba kaynatıp ödevlerine yardım ettim. Annem bazen gelir, “Kızım, bu yük sana fazla,” derdi. Ama başka çarem yoktu.

Şimdi Cem karşımda duruyordu; yüzü solgun, gözlerinde pişmanlık. “Zeynep… Sana anlatacaklarım var,” dedi. İçimdeki öfke ve merak birbirine karıştı. “Neredeydin on yıl boyunca? Bizi nasıl bırakabildin?” diye bağırdım. O an çocuklar kapıya koştu; Emir’in gözleri büyüdü, Derya ise arkamdan saklandı.

Cem yere çöktü, elleriyle yüzünü kapattı. “Hata yaptım… Çok büyük bir hata…” dedi ağlayarak. “O zamanlar kafam çok karışıktı. Borçlarım vardı, tehdit edildim… Kaçmak zorunda kaldım.”

“Bizi neden habersiz bıraktın? Bir mektup bile yazmadın!” dedim hıçkırarak. Annem arkamdan geldi, elimi tuttu. “Kızım sakin ol,” dedi ama ben sakin olamazdım.

Cem anlatmaya başladı: İstanbul’da bir inşaatta kaçak çalışmış, sonra Adana’ya gitmiş. Bir süre sokaklarda yaşamış, hastalanmış… Sonra bir gün televizyonda bir haber görmüş; bir kadın iki çocuğuyla hayata tutunmaya çalışıyor… O kadın benmişim. O an geri dönmeye karar vermiş.

Emir sessizce yaklaştı. “Baba… Sen neden gittin?” dedi incecik sesiyle. Cem oğluna sarılmak istedi ama Emir geri çekildi. Derya ise hâlâ arkamdan bakıyordu; gözlerinde korku ve öfke vardı.

O gece kimse uyuyamadı. Annem çocukları odasına aldı, ben ise Cem’le mutfakta oturdum. “Zeynep… Sana ve çocuklara çok büyük bir haksızlık yaptım,” dedi Cem. “Ama şimdi döndüm, her şeyi düzeltmek istiyorum.”

Kahkaha attım acı acı. “Her şeyi düzeltmek mi? On yıl boyunca tek başıma savaştım ben! Çocukların ilk adımlarını göremedin, hastalandıklarında başlarında yoktun! Ben tek başıma mezarlığa gidip babamın mezarına ağladım! Sen yoktun!”

Cem başını eğdi. “Biliyorum… Ama affetmek istemez misin? Yeniden aile olabiliriz.”

O an içimde bir şeyler koptu. Affetmek mi? Onca yılın acısı, yalnızlığı bir kenara bırakıp yeniden aile olmak mümkün müydü? Mahallede herkesin gözü üzerimizdeydi zaten; şimdi Cem’in dönüşüyle dedikodular daha da artacaktı.

Ertesi sabah çocuklar okula gittiğinde Cem’le baş başa kaldık. “Burada kalamazsın,” dedim kararlı bir sesle. “Çocukların seni görmeye ihtiyacı var belki ama benim sana güvenim kalmadı.”

Cem yalvardı: “Bir şans ver Zeynep… Sadece bir şans…”

O gün işteyken aklım hep evdeydi. Arkadaşım Ayşe yanıma geldi; her şeyi anlattım ona. “Ne yapacaksın?” diye sordu endişeyle.

“Bilmiyorum,” dedim gözlerim dolarak. “Bir yanım onu affetmek istiyor; diğer yanım asla eskisi gibi olamayacağımızı biliyor.”

Akşam eve döndüğümde Cem çocuklarla konuşmuştu; Derya hâlâ mesafeliydi ama Emir biraz yumuşamış gibiydi. Yemekte sessizlik hakimdi; herkesin aklında aynı soru vardı: Şimdi ne olacak?

Geceleri uyuyamaz oldum; geçmişin hayaletleriyle boğuşurken Cem’in varlığı bana huzur değil, daha büyük bir huzursuzluk veriyordu. Annem bana destek olmaya çalıştı ama onun da kafası karışıktı.

Bir akşam Emir yanıma geldi: “Anne… Babamı affedecek misin?”

Gözlerim doldu. “Bilmiyorum oğlum… Bazen affetmek en zor şeydir.”

Cem’in dönüşüyle hayatımız yeniden altüst olmuştu. Mahallede dedikodular başladı: “Zeynep kocasını geri aldı mı? Adam onca yıl sonra nasıl döner?” Bazıları bana acıdı, bazıları suçladı.

Bir gün Cem valizini topladı; “Gidiyorum Zeynep,” dedi sessizce. “Belki zamanla beni affedersiniz.”

Çocuklar ağladı; ben ise sadece sustum.

Şimdi geceleri pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: İnsan gerçekten affedebilir mi? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?

Siz olsaydınız ne yapardınız? On yıl sonra dönen birini affedebilir miydiniz?