Yedi Uykusuz Gece: Eşimin Değişimi ve Ailemizin Kırılma Noktası

“Yeter artık Murat! Kaç gündür doğru düzgün uyumuyorsun, ne olur bir doktora gidelim!” diye bağırdım mutfağın kapısında, ellerim titreyerek. O ise gözlerini yere dikmiş, kahvesini karıştırıyordu. Gözaltları morarmış, sakalları uzamıştı. Sanki bir gecede yaşlanmış gibiydi. “Beni rahat bırak Sibel,” dedi kısık bir sesle. “Her şey üstüme geliyor, anlamıyorsun.”

O an içimde bir şeyler koptu. Yedi gündür Murat neredeyse hiç uyumamıştı. Gece yarısı salonda volta atıyor, sabaha karşı televizyonun karşısında dalıp gidiyordu. Kızımız Elif’in odasından gelen uyanık sesleriyle karışan Murat’ın boğuk nefes alışları, evimizin sessizliğini bıçak gibi kesiyordu. Ben ise her sabah işe gitmek için gözlerimi açtığımda, yanımda bir yabancı yatıyormuş gibi hissediyordum.

İlk başta iş stresi sandım. Sonuçta Murat’ın çalıştığı inşaat firmasında son zamanlarda işler iyi gitmiyordu. Ama bu kadar değişmesini beklemiyordum. Bir sabah kahvaltı sofrasında Elif, “Baba, neden bana bakmıyorsun?” diye sorduğunda Murat’ın gözleri doldu. O an içimdeki korku büyüdü: Eşim elimden kayıp gidiyordu.

O gece Murat evi terk etti. Hiçbir şey söylemeden, sadece ceketini aldı ve kapıyı sessizce kapattı. Elif ağlamaya başladı, ben ise ne yapacağımı bilemeden donakaldım. Aradım, açmadı. Mesaj attım, cevap vermedi. Ertesi gün kayınvalidem aradı: “Murat burada, biraz dinlenmeye ihtiyacı varmış,” dedi soğuk bir sesle. “Siz de biraz düşünün isterseniz.”

O an içimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. Yıllarca birlikte kurduğumuz hayat, bir haftada tuzla buz olmuştu. Elif’in gözyaşlarını silerken kendime söz verdim: Ne olursa olsun, kızım için güçlü olacaktım.

Ama geceler geçmek bilmedi. Elif her gece “Babam ne zaman gelecek?” diye sorduğunda yutkunup sustum. Annem arayıp “Belki de çok üstüne gittin,” dediğinde içimdeki suçluluk büyüdü. İş yerinde arkadaşlarımın bakışlarından kaçtım; kimseye anlatamadım yaşadıklarımı.

Bir akşam Elif’i uyuttuktan sonra mutfağa geçtim. Masanın başında oturup Murat’ın bana yazdığı eski bir notu buldum: “Sibel, seninle yaşlanmak istiyorum.” Gözlerim doldu. Ne olmuştu bize? Nerede kaybettik birbirimizi?

Bir hafta sonra Murat döndü. Kapının önünde yorgun ve bitkin duruyordu. Gözlerinde tanıdık bir ışık yoktu artık. “Konuşmamız lazım,” dedi sessizce.

Oturduk salonda, Elif odasında sessizce oynarken. “Sibel,” dedi Murat, “ben artık kendimi tanıyamıyorum. Uykusuzluktan delirecek gibi oldum. Annem de bana baskı yapıyor; ‘Sibel seni anlamıyor’ diyor sürekli.”

İçimdeki öfke patladı: “Peki ya ben? Ben seni anlamaya çalışırken yalnız bırakıldım! Elif’i düşünmedin mi hiç?”

Murat başını eğdi: “Biliyorum, haklısın… Ama bazen insan kaçmak istiyor Sibel. Her şeyden.”

O an anladım ki sadece Murat değil, ben de tükenmiştim. Yıllardır hep güçlü olmaya çalışırken kendi ihtiyaçlarımı unutmuştum. Ama yine de affetmek kolay değildi.

Günler geçti, Murat evde kalmaya başladı ama aramızdaki mesafe hiç olmadığı kadar büyüktü. Elif babasına sarılmak istediğinde Murat geri çekiliyordu; ben ise her gece ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.

Bir akşam annem bize geldi. Sofrada sessizlik hakimdi. Annem birden patladı: “Bakın çocuklar, hayat kolay değil ama aile olmak pes etmek değildir! Birbirinizi dinlemeden bu iş yürümez.”

O gece uzun uzun konuştuk Murat’la. Çocukluğundan bahsetti; babasının onu nasıl terk ettiğinden, annesinin baskılarından… Ben de ona yalnızlığımı anlattım; Elif’in gözyaşlarını, geceleri duyduğum korkuyu…

Birbirimize sarıldık ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Güven kırılmıştı bir kere.

Şimdi aylar geçti üzerinden. Murat terapiye başladı, ben de destek aldım. Elif hâlâ bazen geceleri ağlıyor ama artık ona sarılıp “Her şey düzelecek” diyebiliyorum.

Bazen düşünüyorum: Bir insanı gerçekten affedebilir miyiz? Sevgi, kırılan yerlerinden yeniden filizlenebilir mi? Siz olsanız ne yapardınız?