Beyaz Elbisenin Ardında: Kaçışımın Hikayesi
“Zeynep, kalk kızım! Herkes seni bekliyor!” Annemin sesi, sabahın köründe odamın kapısında yankılandı. Gözlerimi açtığımda, beyaz gelinliğim askıda bana bakıyordu. İçimde bir sıkışma, midemde bir düğüm… Bugün benim düğün günüm. Herkesin hayalini kurduğu o gün. Ama ben, nefes almakta bile zorlanıyordum.
Annemin telaşı, babamın salondaki öfkeli adımları… “Bu kız neden hala hazırlanmadı?” diye bağırıyordu. O an, içimdeki huzursuzluğun sebebini biliyordum: Ali. Nişanlım. Dışarıdan bakınca herkesin imrendiği, iyi bir işi olan, ailesi varlıklı bir adam. Ama kimse onun içtiğinde nasıl değiştiğini bilmiyordu. Kimse onun bana attığı küçümseyici bakışları, sarhoşken söylediği kırıcı sözleri duymamıştı.
Geceyi zar zor uyuyarak geçirmiştim. Düğünden önceki akşam Ali’nin arkadaşlarıyla yaptığı bekarlığa veda partisi hâlâ aklımdaydı. Eve döndüğünde sarhoştu, gözleri kan çanağı gibiydi. “Sen de biraz eğlenmeyi öğren Zeynep!” diye bağırmıştı bana. Annem duymasın diye sustum, ama içimde bir şeyler kırılmıştı.
Hazırlıklar başladı. Kuaförde saçımı yaparken aynada kendime baktım. Gözlerim doldu. Yanımda çocukluk arkadaşım Emre vardı. O her zamanki gibi sessizce yanımda oturuyordu. “Zeynep, iyi misin?” diye sordu fısıltıyla. Başımı salladım ama gözyaşlarımı tutamadım. “Ben istemiyorum Emre… Ben bu adamla evlenmek istemiyorum.”
Emre’nin gözleri büyüdü. “O zaman yapma,” dedi kısık sesle. “Ama ailem… Annem, babam… Herkes… Ne derler?”
O an annem geldi, “Kızım, ağlama! Bugün senin en mutlu günün olacak.” Annemin elleri titriyordu. Onun da içi rahat değildi biliyordum ama o da toplumun baskısına boyun eğmişti.
Saatler geçti, evdeki kalabalık arttı. Davetliler geldi, fotoğraflar çekildi. Ben ise her an patlamaya hazır bir bomba gibiydim. Sonunda düğün salonuna geldik. Ali’yi gördüm; gözleri hâlâ puslu, nefesi alkol kokuyordu. Yanıma geldi, kulağıma eğildi: “Bugün çok güzelsin ama fazla naz yapma Zeynep.”
O an içimdeki tüm korkular bir öfkeye dönüştü. Emre uzaktan bana bakıyordu; gözlerinde endişe vardı. Nikah masasına oturduğumda ellerim buz gibiydi. Nikah memuru sorusunu sorduğunda sesim çıkmadı. Herkes bana bakıyordu.
“Zeynep Hanım, Ali Bey’i eş olarak kabul ediyor musunuz?”
O an zaman durdu sanki. Annem ağlamaklı gözlerle bana bakıyor, babam kaşlarını çatmış bekliyordu. Ali ise sabırsızca ayağını yere vuruyordu.
Birden ayağa kalktım. “Hayır!” dedim yüksek sesle. Salon bir anda buz kesti. “Ben bu evliliği istemiyorum!”
Ali öfkeyle kolumdan tuttu: “Ne yapıyorsun sen? Herkese rezil ettin bizi!”
Kolumu çekip kurtardım. Emre hemen yanıma geldi, “Hadi Zeynep, buradan gidelim.”
Annem arkamdan ağlayarak seslendi: “Kızım yapma! Bizi düşün!”
Ama ilk defa kendimi düşündüm. Elimi Emre’nin eline bıraktım ve koşarak salondan çıktık.
Sokakta nefes nefese kaldık. Beyaz elbisemle koşarken insanlar arkamızdan bakıyordu. Arabaya bindik; Emre anahtarı çevirdi ve uzaklaştık o hayattan.
Yolda sessizce ağladım. Emre elimi tuttu: “Korkma Zeynep, artık özgürsün.”
Bir süre sonra küçük bir sahil kasabasına vardık. Orada bir pansiyona yerleştik. Telefonum susmak bilmiyordu; annem, babam, halam… Herkes arıyordu. Hiçbirine cevap vermedim.
Gece Emre’yle sahilde yürüdük. Ayağımda hala gelin ayakkabılarım vardı ama umurumda değildi.
“Zeynep,” dedi Emre yavaşça, “Yıllardır seni böyle mutlu görmemiştim.”
Başımı omzuna yasladım: “Bilmiyorum Emre… Şimdi ne olacak?”
“Hayatına yeniden başlayacaksın,” dedi kararlı bir şekilde. “Kendi kararlarını kendin vereceksin.”
O gece uzun uzun düşündüm. Ailem beni affedecek miydi? Toplumun dedikodusu ne kadar sürecekti? Ama ilk defa içimde hafiflik vardı.
Ertesi sabah annemden bir mesaj geldi: “Kızım, seni çok seviyorum ama çok kırıldık.”
Gözyaşlarımı tutamadım. Annemi üzmek istemezdim ama kendi hayatımı da mahvetmek istemiyordum.
Günler geçti, kasabada küçük bir kafede çalışmaya başladım. Emre hep yanımdaydı; bana destek oldu, yeni bir hayat kurmam için cesaret verdi.
Bir gün kafede otururken eski komşumuz Ayşe Teyze geldi; beni görünce şaşırdı: “Zeynep kızım… Sen burada ne yapıyorsun?”
Gülümsedim: “Hayatımı yaşıyorum Ayşe Teyze.”
O an anladım ki; toplum ne derse desin, ailem ne kadar kızarsa kızsın, insan önce kendini sevmeliymiş.
Aylar sonra annem beni ziyarete geldi; sarıldık, ağladık… Zamanla ailem de beni anlamaya başladı.
Şimdi bazen o günü düşünüyorum; nikah masasındaki o anı… Eğer cesaret edemeseydim, şimdi kim bilir nasıl bir hayatım olurdu?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Ailenizin ve toplumun baskısına rağmen kendi yolunuzu çizebilir miydiniz? Yoksa herkes gibi susup kaderinize razı mı olurdunuz?