Başka Bir Şehirden Gelen Kocam: Beklenmedik Bir Hayatın Hikayesi
“Neden hâlâ burada kalıyorsun, Emine?” diye sordu annem, gözlerimin içine bakarak. O an, mutfağın köşesinde sıkışmış gibi hissettim kendimi. Ellerim titriyordu, çay bardağını masaya bırakırken ses çıkmasın diye özen gösterdim. Annemin sesi, evin duvarlarında yankılandı: “Kocan zaten başka bir şehirden geldi, burada ne işi var? Seninle de mutlu değil belli ki.”
Kocam Murat, yıllar önce askerliğini bizim şehirde yapmaya gelmişti. O zamanlar ben üniversitenin son sınıfındaydım. Murat’ın gelişiyle hayatımda yeni bir sayfa açılacağını hiç düşünmemiştim. Askerliği bitince memleketine dönmek yerine burada kalmaya karar verdi. O zamanlar herkes şaşırmıştı; annem, babam, komşular… “Ne işi var burada?” diye fısıldaşıyorlardı. Murat’ın ailesi de onu sürekli arıyor, “Dön oğlum, annen hasta,” diye baskı yapıyordu. Ama o dönmedi.
Bir gün Murat bana, “Burada kalmak istiyorum çünkü burada huzur buluyorum,” demişti. O huzurun ben olup olmadığından hiçbir zaman emin olamadım. Çünkü Murat’ın gözlerinde hep bir uzaklık vardı. Sanki aklı başka bir yerde, kalbi başka bir şehirdeydi.
Evliliğimizin ilk yıllarında her şey yolundaydı sanıyordum. Ama zamanla Murat’ın içine kapanıklığı arttı. İşten eve geldiğinde sessizce televizyonun karşısına geçerdi. Ben ona yaklaşmaya çalıştıkça o uzaklaşırdı. Bir gün cesaretimi topladım ve sordum:
— Murat, gerçekten burada olmak istiyor musun? Yoksa sadece alıştığın için mi buradasın?
Gözlerini kaçırdı, cevap vermedi. O an anladım ki, Murat’ın içinde çözülmemiş bir düğüm vardı. Belki de hiç çözülemeyecek bir düğüm.
Ailesiyle olan ilişkisi de hep sorunluydu. Annesi her bayram arar, “Oğlum ne zaman döneceksin? Burada seni bekliyoruz,” derdi. Murat ise ya telefonu açmaz ya da kısa keserdi konuşmayı. Ben ise arada kalmıştım; bir yanda kendi ailemin beklentileri, diğer yanda Murat’ın geçmişi ve ailesi.
Bir gün annemle tartıştık. Annem bana, “Bak kızım, bu adam buraya ait değil. Seninle de mutlu değil. Neden kendini harcıyorsun?” dediğinde içimde bir şeyler koptu. O gece sabaha kadar ağladım. Murat yanımda uyuyordu ama sanki kilometrelerce uzaktaydı.
Bir sabah Murat işe gitmek üzere hazırlanırken ona tekrar sordum:
— Murat, seninle konuşmam lazım.
— Ne oldu yine Emine?
— Mutlu musun burada? Bizimle?
Bir süre sustu, sonra başını eğdi:
— Bilmiyorum Emine. Bazen kendimi çok yalnız hissediyorum.
O an içimdeki bütün umutlar sönmeye başladı. Çünkü ben de yalnızdım ama bunu itiraf edemiyordum. Evliliğimiz iki yalnız insanın yan yana durmasından ibaretti artık.
Murat’ın geçmişinde bir kız vardı; askerliğini yaparken tanıştığı Ayşe. Onunla kısa bir süre birlikte yaşamışlar ama ayrılmışlardı. Bunu bana evlendikten sonra itiraf ettiğinde içimde bir kıskançlık ve güvensizlik oluştu. Ayşe’nin gölgesi evimizin duvarlarında dolaşıyordu sanki.
Bir gün Murat’ın telefonunda Ayşe’den gelen bir mesaj gördüm: “Nasılsın? Umarım iyisindir.” O an dünyam başıma yıkıldı. Murat’a hesap sordum:
— Neden hâlâ onunla konuşuyorsun?
— Sadece hal hatır sordu Emine, abartma lütfen.
Ama ben abartmadığımı biliyordum. Çünkü Murat’ın geçmişiyle olan bağı hiç kopmamıştı.
Ailem ise sürekli baskı yapıyordu: “Boşan kızım, daha gençsin, hayatını mahvetme.” Ama ben boşanmayı hiç düşünmedim; çünkü Murat’ı seviyordum ya da sevdiğimi sanıyordum. Belki de sadece alışkanlıktı bu.
Bir gün babam beni karşısına aldı:
— Kızım, senin mutluluğun önemli. Eğer mutsuzsan bırak gitsin.
Babamın bu sözleri beni derinden sarstı. Çünkü ben de artık mutlu değildim ama bunu kabullenmek istemiyordum.
Murat ise her geçen gün daha da içine kapanıyordu. İşten eve geldiğinde sessizce odasına çekiliyor, benimle konuşmuyordu. Bir akşam ona yemek hazırladım, sofrayı kurdum ama gelmedi. Yanına gittim:
— Sofra hazır Murat, gelmeyecek misin?
— Acıkmadım Emine, sağ ol.
O an gözlerim doldu. Çünkü artık evimizde ne sevgi ne de paylaşım kalmıştı.
Bir gece Murat’ı salonda otururken buldum. Elinde eski bir fotoğraf vardı; annesiyle çekilmiş bir fotoğraf. Gözleri dolmuştu.
— Annemi çok özlüyorum Emine, dedi sessizce.
O an anladım ki, Murat hiçbir zaman buraya ait olamamıştı. Ne kadar uğraşsam da onun geçmişini silemezdim.
Aylar geçti, aramızdaki mesafe daha da arttı. Bir gün Murat bana:
— Belki de ayrılmalıyız Emine, dedi.
O an dünyam başıma yıkıldı ama şaşırmadım da. Çünkü bu sona çoktan hazırlanmıştım.
Şimdi yalnız başıma oturup geçmişi düşünüyorum. Acaba yanlış mı yaptım? Onu burada tutmaya çalışarak hem kendime hem ona haksızlık mı ettim? Belki de bazı insanlar hiçbir zaman ait olmadıkları yerde mutlu olamazlar…
Sizce insan sevdiği için mi kalmalı yoksa ait olduğu yere mi dönmeli? Benim gibi arada kalanlar ne yapmalı?