Kendi Hayatımın Hizmetçisi: 48 Yıl Sonra Gelen Uyanış

“Yeter artık!” diye bağırdım, elimdeki çay bardağı tezgâha çarparken. O an mutfağın ortasında, sabahın köründe, ayakta dikilmiş, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Eşim Mehmet salondan bağırdı: “Ne oluyor Hatice? Yine neye sinirlendin?” Oğlum Emre ise odasından kulaklığını çıkarıp, “Anne, kahvaltı hazır mı?” diye seslendi. Kızım Zeynep ise banyodan çıkarken, “Anne, ütülü gömleğim nerede?” dedi. Sanki ben bu evin hizmetçisiymişim gibi, herkes benden bir şey bekliyordu.

O an içimde bir şeyler koptu. 48 yaşındaydım ve hayatım boyunca hep başkaları için yaşamıştım. Sabahları herkesten önce kalkar, kahvaltı hazırlar, çocukların okul çantalarını kontrol eder, Mehmet’in gömleklerini ütülerdim. Akşamları ise sofrayı kurar, bulaşıkları yıkar, evin her köşesini silip süpürürdüm. Annem bana hep “Kadın dediğin ailesi için yaşar” derdi. Ben de öyle sandım. Yıllarca kendimi unuttum.

Ama o sabah, dökülen çayı silerken ellerimin titrediğini fark ettim. Aynada kendime baktığımda gözlerimin altındaki morluklar, ellerimdeki çatlaklar ve sırtımdaki ağrılar bana hayatımın nasıl geçtiğini anlatıyordu. “Ben kimim?” diye sordum kendime. Sadece bir anne miyim? Sadece bir eş miyim? Yoksa bu evin görünmez hizmetçisi miyim?

O gün kahvaltı masasını hazırlamadım. Çocuklar şaşkın şaşkın bana baktı. Mehmet suratını astı. “Ne oldu sana Hatice? Hasta mısın?” dedi. “Hayır,” dedim, “sadece yorgunum.” Ama aslında yorgun değildim; tükenmiştim.

O günün akşamı annemi aradım. “Anne,” dedim, “ben çok yoruldum.” Annem telefonda derin bir iç çekti: “Kızım, kadın olmak zordur. Biz de böyle büyüdük.” O an anladım ki bu zincir annemden bana, benden de kızım Zeynep’e geçiyordu. Bir şeyleri değiştirmezsem Zeynep de aynı kaderi yaşayacaktı.

Ertesi sabah Emre yine kahvaltı istediğinde, “Kalkıp kendin hazırlayabilirsin,” dedim. Mehmet’in gömleğini ütülemedim. Zeynep’in ödevine yardım etmedim. Evde bir huzursuzluk başladı. Mehmet akşam eve geldiğinde suratını asıp televizyonun karşısına geçti. Emre odasına kapandı. Zeynep ise bana kızgın gözlerle baktı: “Anne, sen değiştin.”

Evet, değişmiştim. Ama bu değişim kolay olmadı. Akşamları yalnız kalınca içimi suçluluk duygusu kapladı. “Acaba bencil mi oldum?” diye düşündüm. Ama sonra yıllardır kendi isteklerimi nasıl bastırdığımı hatırladım.

Bir gün mahalledeki kadınlarla otururken konu açıldı. Ayşe abla dedi ki: “Hatice, senin gibi hanımı zor bulurlar vallahi! Herkesin işini yetiştiriyorsun.” Gülümsedim ama içim acıdı. Kimse benim ne hissettiğimi sormuyordu.

Bir gece Mehmet’le tartıştık. “Sen eskiden böyle değildin,” dedi bana. “Evin düzeni bozuldu.”

“Eskiden ben yoktum Mehmet!” diye bağırdım. “Sadece sizin için yaşayan bir gölgeydim!”

Mehmet sustu. O gece ilk defa ağladığımı gördü.

Günler geçtikçe evdeki hava daha da gerginleşti. Emre kendi işini yapmaya başladı ama bana soğuk davranıyordu. Zeynep ise odasına kapanıyor, benimle konuşmuyordu. Mehmet ise akşamları daha geç gelmeye başladı.

Bir gün Zeynep’in odasına girdim. Yatağında ağlıyordu.

“Ne oldu kızım?” dedim.

“Anne, sen değişince her şey değişti,” dedi.

Elini tuttum: “Kızım, ben yıllarca kendimi unuttum. Sen de büyüyünce kendini unutma diye uğraşıyorum.”

Zeynep başını omzuma koydu ve sessizce ağladı.

O günden sonra evde yeni bir düzen kurmaya çalıştık. Herkes kendi işini yapmaya başladı ama kolay olmadı. Mehmet hâlâ alışamadı bu düzene; bazen eski günleri özlediğini söylüyor.

Bir gün Emre yanıma gelip, “Anne, sen mutlu musun şimdi?” diye sordu.

Durdum ve düşündüm: “Mutlu muyum bilmiyorum oğlum… Ama ilk defa kendimi hissediyorum.”

Artık sabahları yürüyüşe çıkıyorum, mahalledeki kadınlarla sohbet ediyorum, kitap okuyorum. Kendime zaman ayırmayı öğreniyorum.

Ama bazen hâlâ içimde bir boşluk hissediyorum; yıllarca kaybettiklerimi düşünüyorum. Gençliğimi, hayallerimi…

Bir gün aynada kendime bakarken şunu sordum: “Hatice, bu hayat senin mi? Yoksa başkalarının mı?”

Şimdi size soruyorum: Siz hiç kendi hayatınızın hizmetçisi oldunuz mu? Yoksa hâlâ başkalarının beklentileriyle mi yaşıyorsunuz?