Bir Mayıs Sabahı: Annemin Ardından Kalan Sessizlik
— Anne, lütfen açar mısın kapıyı? — Sesim titriyordu, avuçlarımda tuttuğum mutfak tezgâhının köşesi neredeyse parmaklarımı kesiyordu. Kapının ardından gelen sessizlik, evin içindeki bütün sesleri yutmuştu. Babam salonda televizyonun sesini açmış, ablam Zeynep ise odasında kulaklıklarıyla dünyadan kopmuştu. Ama ben, annemin ardında saklandığı o incecik kapının önünde, çocukluğumdan beri ilk defa bu kadar yalnız hissediyordum.
O sabah, 6 Mayıs’tı. Annemin doğum günüydü. Her yıl olduğu gibi ona kahvaltı hazırlamış, mutfağı süslemiş, en sevdiği çiçekleri almıştım. Ama bu yıl her şey farklıydı. Çünkü geçen hafta, üniversite sınav sonuçlarım açıklanmış ve ben, ailemin benden beklediği tıp fakültesini kazanamamıştım. Annem o günden beri benimle doğru düzgün konuşmuyordu. Babam ise her zamanki gibi suskunluğuna sığınıyor, ablam ise bana acıyan gözlerle bakıyordu.
— Anne, bak… Biliyorum hayal kırıklığına uğrattım seni ama… Lütfen konuşalım. — Sesim çatladı. Kapının ardından bir hıçkırık sesi geldi. O an içimde bir şey koptu. Annem ağlıyordu.
Çocukluğumdan beri annem benim için her şeydi. İlk adımlarımı onun elinden tutarak atmıştım. İlk defa okula giderken saçlarımı o örmüştü. Ama şimdi, aramızda görünmez bir duvar vardı ve ben o duvarı aşamıyordum.
Bir hafta önce, sınav sonuçlarını öğrendiğimde annem bana sadece bir kez bakmıştı. O bakışta öyle bir hayal kırıklığı vardı ki, sanki bütün umutlarını benden çekip almıştı. O günden beri evde bir sessizlik hâkimdi. Kahvaltılar suskun, akşam yemekleri tatsızdı.
O sabah, kahvaltı masasını hazırlarken babam yanıma geldi.
— Kızım, annenin gönlünü alman lazım. Bak, kadıncağız çok üzüldü. Sen de üzülüyorsun biliyorum ama… — dedi ve cümlesini tamamlamadan sustu.
— Baba, ben de üzgünüm ama… Ben tıp okumak istemiyordum ki zaten. Ben resim yapmak istiyorum. Bunu neden kimse anlamıyor? — dedim gözlerim dolarak.
Babam başını eğdi, bir şey demedi. O an anladım ki ailemde kimse beni gerçekten dinlemiyordu.
Kapının önünde beklerken annemin sesi duyuldu:
— Git buradan Elif… Şimdi konuşmak istemiyorum.
O an içimdeki bütün umutlar söndü. Annemin bana ilk defa adımı böyle soğuk söylediğini duydum. Sanki yabancıydık artık.
Salona döndüm. Zeynep kapısını araladı.
— Elif, annem biraz zaman istiyor bence. Sen de kendine zaman ver. — dedi yumuşak bir sesle.
Ama zaman… Zaman hiçbir şeyi çözmüyordu ki bu evde. Herkes susuyor, kimse duygularını açıkça söylemiyordu.
O gün okula gitmedim. Evde dolaşıp durdum. Annem odasından çıkmadı. Akşam olduğunda babam işten döndü ve sofraya oturduk. Annem yine gelmedi.
— Kızım, annenin doğum günü bugün… Bir şeyler yapalım mı? — dedi babam çekingen bir sesle.
— Baba, ben her şeyi yaptım zaten… Ama o benimle konuşmuyor bile! — dedim ve gözyaşlarımı tutamadım.
Zeynep yanıma oturdu, elimi tuttu:
— Elif, annem hep senin başarılı olmanı istedi çünkü kendi hayallerini gerçekleştiremedi. Senin onun gibi mutsuz olmanı istemiyor aslında…
O an Zeynep’in gözlerinde bir şey gördüm: Anlayış ve acı. Annemin gençliğinde ressam olmak istediğini ama dedem izin vermediği için evlenip ev hanımı olduğunu biliyordum. Belki de annem benden tıp okumuş başarılı bir kadın olmamı isterken aslında kendi yarım kalmış hayatını tamamlamaya çalışıyordu.
Gece yarısı oldu. Annemin odasının ışığı hâlâ yanıyordu. Sessizce kapısını tıklattım.
— Anne… Lütfen… Sadece iki dakika konuşabilir miyiz?
Kapı aralandı. Annemin gözleri şişmişti ağlamaktan.
— Elif… Ben sana kızgın değilim aslında… Sadece çok korkuyorum. Senin de benim gibi pişman olmandan korkuyorum…
İçeri girdim, annemin yanına oturdum.
— Anne… Ben resim yapmak istiyorum çünkü bu beni mutlu ediyor. Sen de gençken resim yapmak istemişsin… Neden bana izin vermiyorsun?
Annem başını eğdi:
— Çünkü ben cesaret edemedim Elif… Senin de cesaret edemeyeceğinden korkuyorum. Hayat zor kızım…
O an annemin gözlerinden yaşlar süzüldü. Onu ilk defa bu kadar kırılgan gördüm.
— Anne… Belki de birlikte cesaret edebiliriz? Sen bana destek olursan ben başarabilirim…
Annem bana sarıldı. Uzun süre öyle kaldık.
O gece ilk defa annemle gerçekten konuştuk. Korkularımızı, hayallerimizi paylaştık. Sabah olduğunda annem mutfağa gelip bana sarıldı:
— Elif… Senin yanında olacağım kızım… Ne olursa olsun.
O an anladım ki bazen ailemizle aramızda görünmez duvarlar olsa da, onları yıkmak için tek yapmamız gereken cesaretle konuşmakmış.
Şimdi düşünüyorum da; acaba kaçımız ailemize gerçekten ne hissettiğimizi anlatabiliyoruz? Kaçımız kendi hayallerimizin peşinden gitmeye cesaret edebiliyoruz? Siz hiç annenizle böyle bir yüzleşme yaşadınız mı?