Düğüne Davet Edilmediğim Gün: Dört Yıldır İçimde Taşıdığım Sır
“Neden ben yokum bu fotoğrafta?” diye sordum, sesim titreyerek. Eşim Murat, bilgisayar ekranına bakarken bir an durdu, gözlerini kaçırdı. O an, dört yıl önceki o acı günü yeniden yaşadım. Kız kardeşi Elif’in düğününe davet edilmediğim günü…
O akşam, evde eski fotoğrafları düzenliyorduk. Murat’la birlikte, yıllardır biriktirdiğimiz anıları gözden geçiriyorduk. Bayramlar, tatiller, doğum günleri… Her karede bir tebessüm, bir anı vardı. Ta ki, Elif’in düğün fotoğraflarına gelene kadar. O albümde ben yoktum. O gün de yoktum. Dört yıldır içimde taşıdığım o eksiklik, bir anda boğazıma düğümlendi.
Murat sessizce, “Bunu konuşmak istemiyorum,” dedi. Ama ben susamadım. “Neden? Neden beni o gün yanında istemedin? Elif’in düğününde herkes vardı, ben hariç. Sence bu adil miydi?”
Murat’ın yüzü asıldı. “Seninle alakası yoktu. Annem istemedi. Elif de… Biliyorsun, aranızda hep bir soğukluk vardı.”
Evet, biliyordum. Evlendiğimizden beri kayınvalidem bana hep mesafeli davranmıştı. Elif ise beni hiçbir zaman ailesinden biri olarak görmemişti. Ama yine de, bir düğüne davet edilmemek… Bu kadar mı yabancıydım onlara?
O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken, geçmişte yaşadıklarımızı düşündüm. Murat’la evlendiğimizde, ailemden uzakta, İstanbul’da yeni bir hayata başlamıştım. Annemler İzmir’deydi; ben ise Murat’ın ailesinin gölgesinde yaşamaya çalışıyordum. İlk zamanlar her şey güzeldi; ama zamanla kayınvalidemle aramızda görünmez bir duvar örüldü.
Bir gün mutfakta çay demlerken kayınvalidem bana şöyle demişti: “Bizim ailede herkes birbirine yakındır kızım. Sen de alışırsın zamanla.” Ama o yakınlık bana hiç nasip olmadı. Ne yapsam, ne kadar çabalasam da hep dışarıdan biri gibi hissettim.
Elif’in düğününe gelince… O gün Murat eve geldiğinde yüzü asıktı. “Annem seni davet etmek istemiyor,” dediğinde dünyam başıma yıkıldı. “Neden?” diye sordum. “Bilmiyorum,” dedi sadece. O an anladım ki, bazen ne yaparsan yap, bazı kapılar sana açılmıyor.
Düğün günü evde tek başıma oturdum. Televizyonda eski Türk filmleri vardı; ama hiçbirini izleyemedim. Telefonum sessizdi; kimse aramadı, kimse sormadı. O gece Murat eve geç geldi; üstünde düğünden kalan gül kokusu vardı. Bana sarılmaya çalıştı, ama ben donup kalmıştım.
O günden sonra Murat’la aramızda görünmez bir mesafe oluştu. Her aile buluşmasında kendimi fazlalık gibi hissettim. Elif’in bana attığı soğuk bakışlar, kayınvalidemin sessizliği… Hepsi üst üste geldiğinde, kendi evimde bile yabancı gibi oldum.
Bir gün annemi aradım; sesim titriyordu. “Anne,” dedim, “ben burada çok yalnızım.” Annem sustu bir süre; sonra “Kızım, sabret,” dedi. “Her ailede olur böyle şeyler.” Ama ben sabredemedim.
Bir yıl sonra Elif’in bebeği oldu. Herkes hastaneye koştu; ben ise evde kaldım yine. Murat bana “Gelmek ister misin?” diye sormadı bile. Sanki varlığım yokmuş gibi davranıldı.
Bir akşam Murat’la tartıştık. “Ben senin ailenin parçası değil miyim?” diye bağırdım gözyaşları içinde. Murat sessizce başını eğdi: “Onlar seni kabul etmiyorlar diye ne yapabilirim?”
İşte o an anladım ki, bazen en yakınındaki insan bile seni savunmuyor hayatta. Kendi ailenden uzakta, başka bir şehirde kök salmaya çalışırken; en çok ihtiyacın olan şey kabul görmekken… Sana sadece duvarlar örülüyor.
Zaman geçti; ama içimdeki yara hiç kapanmadı. Her bayramda İzmir’e gitmek istedim; ama Murat hep “Annem kırılır,” dediği için gidemedim. Kendi ailemle arama da mesafe girdi.
Geçen hafta yine eski fotoğraflara baktık Murat’la. Elif’in düğün fotoğrafında herkes gülüyordu; ben ise ekranda yoktum. O an Murat’a döndüm: “Sence ben bu ailenin neresindeyim?”
Murat cevap veremedi.
Şimdi düşünüyorum da… Bir davetiyenin eksikliği insanın hayatında ne çok şey değiştiriyor aslında. Bir masada yer bulamamak, bir fotoğrafta olmamak… Bazen en büyük yalnızlıklar böyle başlıyor.
Siz hiç kendi ailenizde yabancı gibi hissettiniz mi? Bir davetin ya da bir kelimenin eksikliği sizi de benim gibi derinden yaraladı mı?