Oğlum Kim?

— Bu çocuk gerçekten benim oğlum mu?

İçimde yankılanan bu soru, sabahın köründe ofisimin kapısını kapatır kapatmaz zihnimi ele geçirdi. Masama otururken ellerim titriyordu. Oğlum Emir’in dün geceki bakışları hâlâ gözümün önündeydi; sanki bana bir şey anlatmak istiyor ama kelimeleri bulamıyordu.

Telefonum çaldı. Ekranda annemin adı: “Fatma Anne”. Açıp açmamak arasında tereddüt ettim. Sonunda dayanamayıp açtım.

— Kızım, iyi misin? Dün Emir’in hâli hiç hoşuma gitmedi. Bir derdi mi var? Yoksa yine babasıyla mı tartıştınız?

Annemin sesi her zamanki gibi endişeliydi ama bu sefer ben de endişeliydim. “Yok anne, bir şey yok. Sadece biraz yorgun,” dedim ama sesim titredi.

Ofiste kimse yoktu henüz. Herkes toplantıdaydı ya da işe geç gelecekti. Bu sessizlikte, içimdeki fırtına daha da büyüdü. Emir’in doğumundan beri hep bir şeylerin eksik olduğunu hissetmiştim. Oğlumun gözleri bana hiç benzemiyordu; ne de olsa babası Murat’a da çekmemişti. Ama bu düşüncelerimi kimseyle paylaşamazdım. Türkiye’de bir annenin çocuğunun kimliğini sorgulaması ayıp sayılırdı, hatta günah.

Birden kapı çaldı. İçeri en yakın arkadaşım ve iş arkadaşım Sibel girdi.

— Ayşe, iyi misin? Sabah sabah suratın bembeyaz olmuş.

Sibel’in gözlerinden kaçamadım. O her zaman anlar, her zaman sorardı.

— Sibel, sana bir şey soracağım ama lütfen kimseye söyleme…

Sibel sandalyeye oturdu, ciddileşti.

— Söyle tabii, ne oldu?

— Sence… sence Emir bana benziyor mu? Yani… hiç düşündün mü?

Sibel şaşırdı, gözleri büyüdü.

— Ayşe, ne diyorsun sen? Tabii ki senin oğlun! Hem de tıpkı senin gibi inatçı! Ama… neden böyle sordun?

Gözlerim doldu. İçimde yıllardır biriken şüpheler, korkular ve suçluluk duygusu bir anda ortaya döküldü.

— Bilmiyorum Sibel… Bazen düşünüyorum da… Doğumdan sonra hastanede o kadar karışıklık olmuştu ki… Hemşireler yanlışlıkla başka bir bebeği kucağıma vermişti hatırlıyor musun? Sonra hemen değiştirdiler ama… Ya o an bir hata olduysa? Ya Emir aslında benim oğlum değilse?

Sibel’in yüzü ciddileşti. Bir süre sessiz kaldı.

— Ayşe… Bunu hiç kimseye söylemedin değil mi?

Başımı salladım.

— Hayır… Kimseye anlatamadım. Murat’a bile…

Sibel elimi tuttu.

— Belki de DNA testi yaptırmalısın. İçin rahat etsin.

Bu fikir aklıma yattı ama aynı zamanda korktum. Ya gerçek ortaya çıkarsa? Ya Emir benim oğlum değilse? Ya yıllardır başka bir annenin çocuğunu büyütüyorsam?

O gün işte hiçbir şeye odaklanamadım. Eve dönerken yolda sürekli bu soruları düşündüm. Eve girdiğimde Murat televizyon izliyordu, Emir ise odasında bilgisayar başındaydı.

Akşam yemeğinde Murat yine klasik sorularını sordu:

— Bugün nasıldı? Ofiste bir sorun var mı?

Ben ise sadece başımı salladım. Gözüm Emir’deydi. Kaşığı tutuşu, konuşma tarzı… Her hareketini inceledim. Ama hiçbir cevap bulamadım.

Gece Emir uyuduktan sonra Murat’la salonda otururken dayanamadım.

— Murat, sana bir şey soracağım…

Murat gazeteden başını kaldırdı.

— Ne oldu Ayşe?

— Sence Emir bize benziyor mu?

Murat güldü.

— Ne demek şimdi bu? Tabii ki benziyor! Hem de tıpkı babama çekmiş çocuk.

Ama ben tatmin olmadım. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Sabah ilk iş olarak özel bir laboratuvarı aradım ve DNA testi için randevu aldım.

Test sonuçlarını beklerken geçen günler hayatımın en uzun günleriydi. Annem aradı, Sibel aradı, herkes bir şeyler sordu ama ben kimseye hiçbir şey anlatamadım.

Sonunda test günü geldi çattı. Emir’i okula bırakırken saçından küçük bir tutam aldım; laboratuvara götürdüm. Sonuçlar için üç gün beklemem gerekiyordu.

O üç gün boyunca evde herkesin yüzüne bakmaya korktum. Murat’la aramızda soğuk rüzgarlar esti; Emir ise nedenini bilmeden bana küstü.

Sonunda telefonum çaldı: “Sonuçlar hazır.” Laboratuvara gittiğimde elim ayağım titriyordu. Zarfı açtığımda gözlerim doldu; sonuçlar açıktı: “Biyolojik annesi sizsiniz.”

Bir anda üzerimden koca bir yük kalktı ama aynı zamanda kendime kızdım. Yıllarca oğluma şüpheyle bakmıştım; ona haksızlık etmiştim.

Eve döndüğümde Emir odasında ağlıyordu. Yanına gittim.

— Anne… Sen bana neden soğuksun son zamanlarda? Bir hata mı yaptım?

O an gözyaşlarımı tutamadım. Oğluma sarıldım.

— Hayır oğlum… Sen benim en değerli varlığımsın. Sadece bazen insan kendiyle savaşıyor, affet beni olur mu?

Emir başını omzuma koydu.

O gece uzun uzun düşündüm: Bir anne olarak şüphelerimle oğluma ne kadar zarar vermiştim? Toplumun baskısı, ailemin beklentileri ve kendi korkularım arasında sıkışıp kalmıştım.

Şimdi size soruyorum: Hiç siz de kendi çocuğunuzdan şüphe ettiniz mi? Ya da toplumun baskısı yüzünden sevdiklerinize haksızlık yaptığınız oldu mu?