Bir Telefonla Yıkılan Hayaller: Elif ve Mert’in Sınavı

“Elif, hemen eve gelmen lazım. Baban hastanede.” Annemin sesi telefonda titriyordu. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Mert’le birlikte yeni tuttuğumuz evde, duvarlara asacağımız tabloları konuşuyorduk. Gözlerimden yaşlar süzülürken, Mert’in şaşkın bakışları arasında çantamı kaptım ve dışarı fırladım. İstanbul’un trafiğinde, ambulans sirenleriyle yarışırken, içimdeki korku ve öfke birbirine karışıyordu.

Babamı kaybettim o gün. Hayatımın direği, her zaman arkamda duran adam artık yoktu. Cenazede Mert yanımdaydı ama ben ona bile dokunmak istemiyordum. O kadar çok acı vardı ki içimde, kimseyle paylaşacak gücüm kalmamıştı. Annem perişandı, ablam Almanya’dan yetişememişti. Herkesin gözleri bende, “Elif güçlüdür” bakışlarıyla doluydu ama ben paramparçaydım.

Babamın kırkı çıkmadan, Mert’in telefonunda bir mesaj gördüm. “Canım, bu geceyi unutamam.” Göğsümde bir yumru oluştu. O an, dünyam ikinci kez yıkıldı. Mert’e döndüm: “Bu ne demek?” dedim. Gözleri kaçamak, sesi titrek: “Elif, açıklayabilirim… O sadece eski bir arkadaş…”

“Yalan söyleme!” diye bağırdım. Annem mutfaktan fırladı, “Ne oluyor?” dedi. Mert’in yüzü bembeyazdı. “Elif, ben hata yaptım… O gece çok içmiştim… Sen babanla uğraşırken ben… Ben çok pişmanım.”

O an içimdeki bütün sevgi, yerini tarifsiz bir öfkeye bıraktı. “Ben babamı toprağa verirken sen başka bir kadının koynunda mıydın?” diye haykırdım. Annem ağlamaya başladı. “Kızım, yapma… Zaten başımızda yeterince dert var.”

Mert’in gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama umurumda değildi. O gece evi terk etti. Ben ise annemin yanında kalmaya başladım. Herkes bana “Affet, gençsin, hayat devam ediyor” dedi ama ben her sabah aynı kabusla uyanıyordum.

Bir gün annemle kahvaltı yaparken, “Kızım, insan hata yapar. Baban da zamanında bana çok acı çektirdi ama affettim. Yoksa bu aileyi nasıl ayakta tutardık?” dedi. Annemin sözleri kafamda yankılandı. Acaba ben de affedebilir miydim? Ama ya kendimi affedemezsem?

Mert defalarca aradı, mesajlar attı. “Sana ihtiyacım var Elif, sensiz nefes alamıyorum” diyordu. Bir gün kapıma geldi, diz çöktü: “Ne olur bir şans daha ver.” Gözlerinde gerçek bir pişmanlık vardı ama kalbim taş gibiydi.

Ablam Almanya’dan geldiğinde bana sarıldı: “Elif, hayat bazen insanı en zayıf anında sınar. Belki de bu acılar seni daha güçlü yapacak.” Ama ben güçlenmek istemiyordum; sadece eski huzurumu istiyordum.

Aylar geçti. Annem hastalandı; doktorlar stresin etkisiyle tansiyonunun yükseldiğini söyledi. Evde sessizlik hâkimdi; neşeli kahkahalarımızın yerini hıçkırıklar almıştı. Bir gece annemin odasına girdim; ağlıyordu. “Kızım, ben yaşlandım artık… Sizi böyle görmek yüreğimi parçalıyor.”

O an düşündüm: Hayat gerçekten bu kadar kısa mıydı? Bir ihanet her şeyi silip süpürmeli miydi? Yoksa affetmek, kendime yeni bir şans vermek miydi doğru olan?

Bir akşam sahilde yürürken Mert’i gördüm. Yüzü solgun, gözleri uykusuzdu. Yanıma yaklaştı: “Elif, sana ne desem az… Biliyorum haklısın ama sensiz yaşayamıyorum.”

Bir süre sessizce yürüdük. Sonra ona döndüm: “Beni en zayıf anımda yalnız bıraktın Mert. Sana nasıl güvenebilirim?”

Mert başını eğdi: “Bilmiyorum… Belki de güvenmemelisin ama ben değişmek için her şeyi yapmaya hazırım.”

O gece eve döndüğümde anneme sarıldım: “Anne, ne yapmalıyım?” Annem gözlerimin içine baktı: “Kızım, kalbin ne diyorsa onu yap. Kimse senin yerine acını çekemez.”

Günlerce düşündüm; Mert’i affetmek kolay olmayacaktı ama belki de en çok kendimi affetmeye ihtiyacım vardı. Hayat bana üst üste darbeler vurmuştu ama belki de yeniden ayağa kalkmanın zamanı gelmişti.

Şimdi pencereden dışarı bakarken kendime soruyorum: Bir insanı affetmek mi daha zor, yoksa kendini mi? Siz olsanız ne yapardınız?