Kırk İki Yaşında, İki Ateş Arasında: Annemle Babam Evime Taşınmak İstiyor
“Hayır anne, bu konuya tekrar girmeyelim lütfen!” diye bağırdım, sesim titriyordu. Telefonun ucunda annemin sessizliği, evimizin salonunda ise eşim Murat’ın endişeli bakışları yankılandı. O an, içimde yıllardır biriktirdiğim korkuların, suçlulukların ve çaresizliğin hepsi birden patladı. Kırk iki yaşındayım, iki çocuk annesiyim, Bursa’da kendi düzenimi kurmuşum. Ama annemle babam, İstanbul’daki evlerini satıp bizim yanımıza taşınmak istiyorlar. Ve ben… ben bunu istemiyorum.
Bunu ilk söylediğimde annem çok kırılmıştı. “Kızım, biz sana yük mü olacağız? Senin yanında olmak istiyoruz, torunlarımızı görmek istiyoruz,” demişti. Babam ise her zamanki gibi sessizdi; ama gözümün önüne o yorgun, kırışık elleriyle çay karıştırırkenki hali geldi. İçim burkuldu. Ama yine de… Yine de istemiyorum! Çünkü biliyorum ki onlar bizimle yaşamaya başladığında, evimizdeki huzur gidecek. Murat’la aramızdaki o ince denge bozulacak. Çocuklarımın özgürlüğü kısıtlanacak. Ve ben… ben yine iki ateş arasında kalacağım.
Bursa’ya taşındığımızda her şey çok zordu. İstanbul’da yaşadığımız ekonomik sıkıntılar, işsizlik, borçlar… Murat’la birlikte karar verdik: “Yeni bir şehirde, yeni bir hayat.” O zamanlar annemle babam da destek olmuştu bize. “Kızım, siz gençsiniz, gidin kendi yolunuzu çizin,” demişlerdi. Şimdi ise yaşlandılar, hastalıklar başladı. Annem dizlerinden ameliyat oldu geçen sene; babamın tansiyonu bir iniyor bir çıkıyor. İstanbul’da yalnız kalmaktan korkuyorlar. Haklılar belki de… Ama ben de haklıyım.
Geçen hafta Murat’la bu konuyu tartıştık. “Bak Sevgi,” dedi bana, “senin ailen, elbette kapımız açık. Ama biliyorsun, bizim de işimiz gücümüz var, çocukların okulu var… Evde dört yetişkin olunca herkesin huzuru kaçar.” Haklıydı. Murat’ın ailesiyle de yıllar önce benzer sorunlar yaşamıştık. O zaman da ben onun yanında durmuş, ailesinin bize yük olmasına izin vermemiştim. Şimdi sıra bende miydi?
Bir gece çocuklar uyuduktan sonra annemi tekrar aradım. “Anne,” dedim, “bak, burada hayat çok farklı. Bursa’da komşuluk eski İstanbul’daki gibi değil. Bizim evimiz küçük; çocukların odası zaten daracık. Seninle babam gelince nasıl sığacağız?” Annem sustu. Sonra ağlamaya başladı. “Kızım, biz kimseye muhtaç olmak istemiyoruz ama başka çaremiz yok. Baban hastalandı mı korkuyorum, geceleri uyuyamıyorum.” O an içimdeki bütün öfke eridi gitti; yerini suçluluk aldı.
Ertesi gün iş yerinde hiçbir şeye konsantre olamadım. Müdürüm Zeynep Hanım bile fark etti halimi: “Bir derdin mi var Sevgi?” dedi. Anlatamadım tabii… Türkiye’de herkesin başında bu tür aile meseleleri var; kimse kolay kolay çözüm bulamıyor.
Akşam eve döndüğümde Murat mutfakta yemek yapıyordu. “Ne oldu?” dedi gözlerimin içine bakarak. “Annemler…” dedim sadece. O an Murat’ın yüzünde bir gölge belirdi. “Bak Sevgi,” dedi yavaşça, “ben senin yanında olurum ama bu işin sonu yok. Onlar gelir, sonra senin huzurun kaçar; çocuklar bunalır; biz kavga ederiz… Emin misin?” Emin değildim.
O gece sabaha kadar düşündüm. Annemle babamı ortada bırakmak istemiyorum ama kendi ailemin huzurunu da riske atamam. Türkiye’de kadın olmak zaten zor; bir de iki ateş arasında kalınca insanın ruhu daralıyor.
Bir hafta sonra annem aradı: “Baban hastaneye kaldırıldı.” O an her şeyi unuttum; Murat’a bile haber vermeden ilk otobüsle İstanbul’a gittim. Hastanede babamı görünce içim parçalandı: Zayıflamış, gözleri çökmüş… Annem perişan haldeydi.
O gece hastane koridorunda annemle konuştuk:
“Anne,” dedim, “belki de başka bir çözüm bulmalıyız.”
“Ne çözümü kızım? Bizim kimsemiz yok sizden başka.”
“Bak, belki size yakın bir yerde küçük bir ev tutabiliriz; ben sık sık gelirim, çocuklar da gelir… Ama aynı evde yaşamak… Korkarım ki huzurumuz kaçar.”
Annem başını eğdi: “Sen bilirsin kızım,” dedi sadece.
İstanbul’dan döndüğümde Murat beni kapıda karşıladı: “Nasıllar?”
“İyi değiller,” dedim gözlerim dolarak. “Ama ben de iyi değilim Murat.”
O gece yatağımda dönerken düşündüm: Türkiye’de kaç kadın benim gibi iki ateş arasında kalıyor? Kaçımız kendi hayatımızdan vazgeçmeden ailemize sahip çıkabiliyoruz?
Sonunda annemle babama yakın bir mahallede küçük bir daire tuttuk; kira parasını ben ödüyorum. Her hafta sonu çocuklarla onları ziyarete gidiyoruz. Ama içimde hâlâ bir yara var: Onları yalnız bıraktığım için mi kötüyüm, yoksa kendi ailemin huzurunu koruduğum için mi iyiyim?
Bazen geceleri uykum kaçıyor; annemin sesi kulaklarımda çınlıyor: “Biz sana yük mü olacağız?”
Gerçekten yük mü olurlar? Yoksa biz mi bu yükü büyütüyoruz? Siz olsanız ne yapardınız? Ben yanlış mı yaptım?