Bir Çocuğun Eksikliği: Sessiz Bir Evin İçinde
“Yeter artık Serkan! Daha ne kadar kaçacaksın bu konudan?” diye bağırdım, gözlerim dolu dolu. O an mutfağın ortasında, ellerim titreyerek tuttuğum çay bardağıyla, hayatımın en büyük kavgasını veriyordum. Serkan ise her zamanki gibi gözlerini kaçırdı, dudaklarının kenarı titredi. “Zeynep, şimdi zamanı değil,” dedi kısık bir sesle. Ama ben biliyordum, bu konu için hiçbir zaman doğru zaman olmayacaktı onun gözünde.
Evliliğimizin başında her şey masal gibiydi. Serkan’ı ilk gördüğümde, o mahcup gülümsemesiyle bana bakarken, içimde bir sıcaklık hissetmiştim. Annem, “Kızım, iyi bir adam buldun,” derdi hep. O zamanlar ona inanmak istiyordum. Düğünümüzden sonra küçük bir evde, Kadıköy’ün arka sokaklarında yeni hayatımıza başladık. Her sabah birlikte kahvaltı yapar, akşamları diz dizi otururduk. Ama zaman geçtikçe, içimdeki boşluk büyümeye başladı.
Çocuk sahibi olma isteğim, evliliğimizin üçüncü yılında iyice su yüzüne çıktı. Arkadaşlarım birer birer anne olurken, sosyal medyada bebek fotoğrafları paylaşırken, ben her gece yastığa başımı koyduğumda içimde tarifsiz bir eksiklik hissediyordum. Bir gün cesaretimi topladım ve Serkan’a açıldım: “Serkan, artık çocuk sahibi olalım mı?” dedim. O ise başını öne eğip sustu. O an anlamalıydım belki de…
Aylar geçti, ben konuyu açtıkça Serkan daha çok içine kapandı. Bir gün annem aradı: “Zeynep, bak kızım, yaş geçiyor. Torun sevmek istiyoruz babanla.” Annemin sesi telefonda titriyordu. O an boğazım düğümlendi. Ne anneme ne de başkasına anlatamıyordum yaşadığım çıkmazı.
Bir akşam Serkan eve geç geldi. Yorgun ve dalgındı. “İşler yoğun,” dedi ama ben gözlerindeki uzaklığı fark ettim. O gece cesaretimi topladım ve sordum: “Serkan, neden çocuk istemiyorsun? Beni sevmiyor musun artık?”
Serkan derin bir nefes aldı. “Zeynep, ben… Ben baba olmaktan korkuyorum,” dedi sonunda. “Ya iyi bir baba olamazsam? Ya seni ve çocuğumuzu mutlu edemezsem?”
O an içimde bir şeyler koptu. Onun korkularını anlıyordum ama benim hayallerim ne olacaktı? O gece sabaha kadar ağladım. Sabah olduğunda gözlerim şişmişti ama Serkan hiçbir şey olmamış gibi kahvaltı hazırlıyordu.
Günler geçtikçe aramızdaki mesafe büyüdü. Annemler her gelişlerinde ima dolu bakışlar atıyor, komşular “Hadi bakalım Zeynep Hanım, sıra sizde,” diye takılıyordu. Herkesin gözünde eksik olan bendim. Kimse Serkan’ın isteksizliğini bilmiyordu.
Bir gün iş yerinde arkadaşım Elif bana sarıldı: “Zeynep, neden bu kadar üzgünsün? Bir sorun mu var?” dedi. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Elif’in gözleri doldu: “Senin suçun değil ki bu! Konuşmalısınız tekrar,” dedi.
O akşam eve gittiğimde Serkan’ı salonda buldum. Televizyon açıktı ama o ekrana bakmıyordu bile. Yanına oturdum ve elini tuttum: “Serkan, ben anne olmak istiyorum. Bu benim en büyük hayalimdi çocukluğumdan beri. Seninle bir aile kurmak istedim hep.”
Serkan başını eğdi: “Biliyorum Zeynep… Ama ben hazır değilim.”
“Ne zaman hazır olacaksın? Ya hiç olmazsan?” dedim gözyaşları içinde.
Serkan cevap veremedi. O an anladım ki bu sadece onun korkusu değil, bizim ortak çıkmazımızdı.
Aylar geçti, ilişkimizdeki soğukluk arttı. Annemler daha sık aramaya başladı; babam telefonda sessizce dinliyor, annem ise laf arasında hep torun konusunu açıyordu. Bir gün annem dayanamayıp sordu: “Kızım, doktora gittiniz mi? Belki bir sorun vardır.”
O an içimdeki öfke patladı: “Anne! Sorun bende değil!” dedim bağırarak ve telefonu kapattım. Sonra pişman oldum ama artık dayanacak gücüm kalmamıştı.
Bir gece Serkan’la yine tartıştık. “Senin yüzünden anne olamıyorum!” diye haykırdım. O ise sessizce odadan çıktı ve kapıyı kapattı. O an evin içinde yankılanan sessizlik beni boğdu.
Geceleri uykusuz geçirmeye başladım. Yastığım gözyaşlarımla ıslanırken, içimdeki umut her geçen gün biraz daha soluyordu. Bir sabah aynaya baktığımda kendimi tanıyamadım; gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım dağılmıştı.
Bir gün iş çıkışı sahilde yürürken yaşlı bir kadın yanıma oturdu: “Kızım, üzgünsün belli… Hayat bazen istediğimizi vermez ama yine de devam etmek zorundayız,” dedi bana bakarak. O an içimde hafif bir huzur hissettim ama eve döndüğümde yine aynı boşlukla karşılaştım.
Serkan’la son kez konuşmaya karar verdim. Akşam yemeğinde masanın başında otururken ona döndüm: “Serkan, ben artık böyle devam edemem. Ya birlikte bir yol buluruz ya da yollarımızı ayırırız.”
Serkan uzun süre sustu. Sonra gözleri doldu: “Seni kaybetmek istemiyorum Zeynep… Ama kendimi de zorlayamıyorum.”
O an kararımı verdim; kendi mutluluğumu erteleyerek yaşamak istemiyordum artık.
Şimdi bu satırları yazarken hâlâ içimde bir sızı var ama biliyorum ki bazen en çok sevdiklerimizle bile yollarımız ayrılabiliyor. Peki siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi hayallerinizden vazgeçer miydiniz yoksa yeni bir yol mu çizerdiniz?