Üç Kadın, Bir Mutfak ve Hiç Bitmeyen Sessizlik Arayışı
“Yeter artık! Bu mutfakta bir gün bile huzur yok mu?” diye bağırdım, elimdeki çay bardağını tezgâha öyle bir koydum ki, annem Eda Hanım ve babaannem Zeliha Hanım bir anlığına sustular. Sonra yine başladılar:
“Senin yüzünden yemekler geç kalıyor!” dedi annem, gözlerini bana dikerek.
Babaannem ise, “Ben altmış yıldır bu mutfağı yönetiyorum, kimse bana saat ayarlayamaz!” diye homurdandı.
O an, içimde bir şeyler koptu. Sanki bu evin duvarları üstüme üstüme geliyordu. Üç kadın, tek mutfak ve hiç bitmeyen bir savaş…
Benim adım Elif. Yirmi sekiz yaşındayım. Üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulamadım, İstanbul’da kiralar aldı başını gitti. Babam vefat edince annemle yalnız kalmıştık, ama babaannem de yalnız kalınca onu da yanımıza aldık. Üçümüz bir arada, küçük bir apartman dairesinde…
Her şey mutfakta başlıyor ve bitiyor. Sabahları kahvaltı hazırlama sırası kimdeyse, diğerleri ya surat asıyor ya da sessizce izliyor. Annem Eda Hanım, “Her şeyin bir düzeni olmalı,” diye tutturmuş. Babaannem ise eski usul: “Kadının mutfağı olur mu? Evdeki herkesin hakkı var!”
Bir gün, artık dayanamadım ve bir defter çıkardım. Kareli, eski bir okul defteri… “Tamam,” dedim, “Pazartesi ben, Salı annem, Çarşamba babaannem. Perşembe tekrar ben. Hafta sonu ise kim isterse.”
Annem hemen atladı: “Çok mantıklı! En azından kavga etmeyiz.”
Babaannem ise dudak büktü: “Benim günümde kimse mutfağa girmesin!”
İlk hafta fena gitmedi. Ama ikinci hafta işler karıştı. Annemin gününde babaannem sabah altıda kalkıp börek açmıştı bile. Annem uyanınca mutfağın un içinde olduğunu görünce çileden çıktı:
“Anne! Bugün benim günüm! Neden börek açıyorsun?”
Babaannem ise elini beline koydu: “Kızım, sabah namazından sonra uyuyamam ki! Hem senin böreğin benimkisi gibi olur mu?”
Ben ise odama kaçtım, kulaklarımı yastığa gömdüm. Ama nafile… O sesler duvarları delip geçiyordu.
Bir akşam iş görüşmesinden moralsiz döndüm. Annem sofrayı hazırlamıştı ama babaannem surat asıyordu.
“Ne oldu babaanne?” dedim.
“Senin annen benim yemeğimi çöpe atmış,” dedi gözleri dolarak.
Annem hemen atıldı: “Anneciğim, yemek bozulmuştu! Kimse zehirlenmesin diye attım.”
Babaannem ağlamaya başladı. O an içim acıdı. Annem de sustu. Sofrada sessizlik… Sadece çatal bıçak sesleri…
O gece odama çekildim ve günlüğüme yazdım: “Bu evde sevgi var mı yoksa sadece alışkanlık mı?”
Bir hafta sonra işler iyice sarpa sardı. Babaannemin eski komşusu Hatice Teyze ziyarete geldi. Mutfakta çay demliyordum ki, Hatice Teyze içeri girdi:
“Elif kızım, bu evde neden herkes birbirine küs gibi?”
Bir an duraksadım. Ne cevap vereceğimi bilemedim.
“Bilmem ki Hatice Teyze… Belki de herkes kendi geçmişinin yükünü taşıyor.”
O gün akşam yemeğinde annemle babaannem yine tartıştı. Babaannem eski günlerden bahsederken annem ona çıkıştı:
“Anneciğim, her şey eskisi gibi değil! Şimdi hayat çok zorlaştı.”
Babaannem ise gözlerini yere indirdi: “Ben de zor zamanlar gördüm kızım… Ama aile olmak böyle zamanlarda belli olur.”
O gece uyuyamadım. Annemin odasına gittim.
“Anne… Sence biz aile miyiz?”
Annem gözlerime baktı, sustu. Sonra sarıldı bana: “Bazen bilmiyorum Elif… Bazen sadece birlikte yaşadığımızı hissediyorum.”
Ertesi sabah babaannemin odasına gittim. O da uyanıktı.
“Babaanne… Sen mutlu musun bizimle?”
Gözleri doldu: “Kızım… Benim için en zoru yalnızlıktı. Şimdi kavga da etsek, ses de yükselse… En azından yanınızdayım.”
O an anladım ki; bu evde huzur belki de hiç gelmeyecek. Ama birbirimize tutunmaktan başka çaremiz yoktu.
Bir sabah kahvaltıda üçümüz otururken sessizlik oldu. Sonra annem gülümsedi:
“Belki de mutfağı paylaşmayı değil, sevgiyi paylaşmayı öğrenmeliyiz.”
Babaannem başını salladı: “Ben börek açmayı bırakırım ama siz de bana sarılmayı unutmayın.”
O an gözlerim doldu. Belki de huzur sessizlikte değil, birlikte gülüşmekteydi.
Şimdi size soruyorum: Sizin evinizde de böyle sessiz savaşlar var mı? Yoksa biz mi fazla kırılganız?