Bir Tabak Çorbanın Ardında: Kayınvalidemin Gölgesinde Bir Hayat
“Yine mi mercimek çorbası, Elif?” Şerife Hanım’ın sesi, alt kattan yukarıya, mutfağımın ince kapısından içeri sızıyor. Kaşığım elimde titriyor. O an, pencereden dışarı bakıyorum: kasabanın dar sokakları, eski taş evler ve bahçelerdeki elma ağaçları… Hepsi bana bir hapishane gibi geliyor. 32 yaşındayım, adım Elif. Hayatım, Şerife Hanım’ın gölgesinde, onun istekleriyle şekilleniyor.
Tolga ile evlendiğimde, hayallerim vardı. İstanbul’da okumuş, kendi ayaklarım üzerinde durmak istemiştim. Ama Tolga’nın babası vefat edince, kasabaya dönmemiz gerekti. “Annem yalnız kalamaz,” dedi Tolga. “Bir süreliğine…” O süre, üç yıl oldu. Şimdi, onunla aynı apartmanda, üst katta yaşıyoruz. Alt kat ise Şerife Hanım’ın krallığı.
Her sabah saat yedide uyanıyorum. Şerife Hanım’ın bastonunun sesi merdivenlerde yankılanıyor. Kapımızı çalıyor: “Elif kızım, ekmek bitti mi? Çay demlemişsindir umarım.” O anlarda içimden geçenleri kimseye anlatamıyorum. Tolga ise çoktan işe gitmiş oluyor. Annemle babam başka şehirde; onlara her şey yolunda diyorum. Çünkü annem, “Kızım, kaynananla iyi geçin, evlilik böyle şeyler gerektirir,” der hep.
Ama iyi geçinmek ne demek? Her gün onun için yemek yapmak, çamaşırlarını yıkamak, hatta bazen ilaçlarını almak için eczaneye koşmak… Bir gün bile teşekkür ettiğini duymadım. Geçen hafta, hastayken bile bana sitem etti: “Senin yaptığın çorba annemin yaptığı gibi olmuyor.” O an gözlerim doldu ama göstermedim.
Bir gün mutfakta patates soyarken Tolga geldi. “Elif,” dedi, “Annem biraz yalnız hissediyor galiba. Akşam ona da bizimle sofrada yer açsak?” İçimde bir şeyler koptu. “Tolga,” dedim, “Ben de yalnız hissediyorum. Sen hiç bunu düşündün mü?” Yüzüme baktı ama bir şey demedi. O an anladım ki bu evde benim hislerim hep ikinci planda.
Akşam yemeğinde Şerife Hanım sofraya oturdu. Yemeğe başlamadan önce tabağıma baktı: “Pilav biraz lapa olmuş.” Tolga ise sessizce yemeğini yedi. Ben ise her lokmada boğazıma düğümlenen bir şey hissettim.
Bir gece, yatakta dönüp dururken Tolga’ya sordum: “Sence ben burada mutlu muyum?” Uykulu bir sesle cevap verdi: “Alışırsın Elif, herkes alışıyor.” O an gözyaşlarımı yastığa akıttım. Alışmak mı? İnsan mutsuzluğa alışır mı?
Kasabada herkes birbirini tanır. Marketten dönerken komşu Ayşe Teyze yolumu kesti: “Elif kızım, Şerife Hanım seni çok övüyor.” İçimden gülmek geldi. Övüyor mu? Belki de dışarıya karşı öyle gösteriyor ama evde sürekli eleştiriyor.
Bir gün annem aradı: “Kızım, sesin kötü geliyor.” Dayanamadım, ağlamaya başladım. Annem sustu, sonra dedi ki: “Kızım, bazen kendi hayatını da düşünmen lazım.” O an içimde bir umut filizlendi.
O akşam Tolga’ya dedim ki: “Ben çalışmak istiyorum. Kasabada bir iş bulsam… Belki kafam dağılır.” Tolga önce şaşırdı: “Annem ne yapacak peki? Ona kim bakacak?” İşte yine aynı döngü… Benim isteklerim hep annesinin ihtiyaçlarının gerisinde.
Bir gece mutfakta bulaşık yıkarken Şerife Hanım geldi: “Elif, senin annen seni hiç aramıyor mu? Ben olmasam burada yapamazdın.” O an elimdeki bardağı neredeyse yere fırlatacaktım ama kendimi tuttum. “Ben burada sadece senin gelinin değilim,” dedim sessizce ama o duymadı bile.
Bir sabah karar verdim: Bugün kasabanın pastanesine gidip iş başvurusu yapacaktım. Şerife Hanım’a kahvaltısını hazırladım, kapıdan çıkarken arkamdan seslendi: “Nereye gidiyorsun böyle süslenip?” “Biraz hava alacağım,” dedim.
Pastanede iş buldum. Küçük bir maaş ama kendi paramı kazanmak bana güç verdi. Akşam eve döndüğümde Tolga surat astı: “Annem bütün gün seni sordu.” Şerife Hanım ise suratını astı: “Evde işin bitti mi ki dışarıda çalışıyorsun?”
O günden sonra evdeki hava daha da gerildi. Ama ben ilk defa kendimi özgür hissettim. Pastanede çalışırken müşterilerle sohbet etmek, kendi emeğimle para kazanmak bana iyi geldi.
Bir akşam pastaneden dönerken yağmur başladı. Eve vardığımda Şerife Hanım kapıda bekliyordu: “Sen yokken elektrikler kesildi! Kim ilgilenecek bu evle?” O an dedim ki: “Ben de insanım Şerife Hanım. Benim de hayatım var.” İlk defa ona karşı sesimi yükselttim.
Tolga o gece bana kızdı: “Annem yaşlı Elif! Biraz anlayışlı ol.” Ama ben artık susmak istemiyordum.
Şimdi pencereden dışarı bakıyorum; yağmur damlaları camdan süzülüyor. Elma ağaçlarının altında çocuklar oynuyor. Ben ise kendi hayatımı yeniden kurmaya çalışıyorum.
Bazen düşünüyorum: Bir tabak çorbanın ardında kaç kadının sesi kısılıyor bu ülkede? Kaçımız kendi hayatımızı yaşamak için mücadele ediyoruz? Sizce susmak mı gerekir yoksa kendi sesimizi bulmak mı?