Oğlumun Annesi Olmak: Bir Köyde Kimlik Savaşı
“Sen onun gerçek annesi değilsin ki, ne diye bu kadar üstüne titriyorsun?”
Bu cümle, kaynanam Şerife Hanım’ın ağzından döküldüğünde, elimdeki çay bardağı titredi. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Mutfağın penceresinden dışarı bakarken, köyün dar sokaklarında oynayan çocukların sesleri yankılanıyordu. Oğlum Emir’in kahkahası, diğer çocukların arasında kayboluyordu ama ben onu her zaman ayırt edebiliyordum. Çünkü o benim oğlumdu. Kanımdan olmasa da, yüreğimden doğmuştu.
Kocam Mustafa ile evlendiğimde, Emir henüz üç yaşındaydı. Annesi Zeynep, Emir’i doğurduktan bir yıl sonra hastalıktan vefat etmişti. Mustafa’nın acısı tazeydi, ama Emir’in gözlerinde annesizliğin gölgesi daha derindi. Ben ise, kendi çocuğum olmasa da, Emir’e kol kanat germeye hazırdım. Ama köyde işler öyle kolay yürümüyor. Herkesin birbirini tanıdığı, dedikodunun ekmek gibi tüketildiği bu yerde, bir kadının üvey anne olarak kabul görmesi neredeyse imkansızdı.
İlk zamanlar Emir bana “Anne” demedi. “Ayşe Abla” dedi hep. İçim burkuldu ama sabrettim. Ona masallar anlattım, ateşi çıktığında başında sabahladım, okuldan geldiğinde en sevdiği tarhana çorbasını pişirdim. Mustafa ise çoğu zaman tarlada olurdu; geçim derdiyle boğuşurken bana ve Emir’e ayıracak pek vakti kalmazdı.
Bir gün okuldan ağlayarak geldi Emir. Yüzü kıpkırmızıydı. “Anne… Şey… Ayşe Abla… Arkadaşlarım bana ‘senin annen yok’ dedi. Benim annem var mı?”
O an ne diyeceğimi bilemedim. Gözlerim doldu ama ona belli etmedim. “Tabii ki annen var Emir’im,” dedim ve onu kucağıma aldım. “Bazen annelik kanla olmaz, yürekle olur.”
Ama köyde işler öyle yürümüyor işte. Şerife Hanım her fırsatta bana laf sokar, “Sen kendi çocuğunu doğuramadın da başkasınınkine mi kaldın?” derdi. Mustafa ise annesinin sözlerine karşı çıkamazdı. Ben ise her gece yastığa başımı koyduğumda içimdeki boşluğu hissederdim. Kendi çocuğum olmamıştı; doktorlar “Rahmin zayıf,” dediler yıllar önce. O yüzden Emir’e daha çok sarıldım.
Bir gün köy kahvesinde adımın geçtiğini duydum. “Ayşe’nin oğlu değil ki o çocuk… Ne diye bu kadar uğraşıyor?” diyorlardı. Sanki ben Emir’e annelik yapınca köyün düzeni bozuluyordu! Eve döndüğümde gözlerim dolu dolu Mustafa’ya baktım: “Ben ne yaparsam yapayım bu köy beni kabul etmeyecek mi?”
Mustafa başını eğdi: “Zamanla alışırlar Ayşe… Sen iyi bir kadınsın.”
Ama zaman geçtikçe işler daha da zorlaştı. Emir büyüdükçe soruları arttı. Bir gün bana sordu: “Sen benim gerçek annem misin?”
Yutkundum. “Ben seni çok seviyorum Emir’im. Bazen gerçeklik sadece kan bağı değildir.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi annemi düşündüm; bana hep “İnsan sevdiğine sahip çıkar” derdi. Ama ya köyün gözünde ben neydim? Üvey anne mi? Yabancı mı? Yoksa sadece Mustafa’nın karısı mı?
Bir gün Emir hastalandı; ateşi kırk dereceye çıktı. Gece boyunca başında bekledim, alnına soğuk bez koydum, dua ettim. Sabah olunca Şerife Hanım geldi: “Senin yüzünden çocuk hasta oldu! Annesi olsa böyle olmazdı.”
O an içimdeki sabır taşı çatladı. “Ben de onun annesiyim!” diye bağırdım ilk kez.
Şerife Hanım sustu ama bakışlarıyla beni delip geçti.
Emir iyileştiğinde bana sarıldı: “Sen benim annemsin Ayşe Abla.”
O an gözyaşlarımı tutamadım.
Ama köydeki dedikodular bitmedi. Herkesin dilinde aynı cümle: “Ayşe kendi çocuğunu doğuramadı, başkasınınkine anne oldu.”
Bir gün pazara gittiğimde komşu kadınlardan biri yanıma sokuldu: “Ayşe, senin yerinde olsam bu kadar uğraşmazdım. O çocuk büyüyünce seni bırakıp gider.”
O an içimde bir korku belirdi: Ya gerçekten öyle olursa? Ya yıllarca verdiğim emek boşa giderse?
Ama sonra Emir’in bana sarılışını düşündüm. Onun gözlerindeki sevgiyi…
Yıllar geçti; Emir liseyi kazandı, şehirde okumaya gitti. Giderken bana sarıldı: “Anne… Sen olmasaydın ben bu kadar güçlü olamazdım.”
Şimdi evde yalnızım; Mustafa tarlada, ben ise eski fotoğraflara bakıyorum. Herkesin dilinde hâlâ aynı cümleler dönüyor olabilir ama ben biliyorum ki annelik sadece doğurmakla olmuyor.
Bazen düşünüyorum: Toplumun gözünde kim olduğumuz mu önemli, yoksa bir çocuğun kalbinde nasıl yer ettiğimiz mi? Sizce annelik kanla mı olur, yoksa yürekle mi?