Aşkın Sınırları: Bir Kadının Kendiyle Yüzleşmesi
“Sen de mi, Elif?” dedi annem, gözleri dolu dolu bana bakarken. O an, mutfağın soğuk fayanslarında çıplak ayaklarım titrerken, içimdeki fırtına dışarıdan daha sessizdi. O gece, Murat’ın bana ihanet ettiğini öğrendiğim geceydi. Hem de en yakın arkadaşım Zeynep’le. Annemle aramızda asılı kalan sessizlik, sanki yıllardır biriktirdiğimiz tüm kırgınlıkların yankısıydı.
“Anne, ben ne yaptım da bunu hak ettim?” diye fısıldadım. Sesim titriyordu. Annem, ellerini tezgâha dayadı, başını öne eğdi. “Kızım, bazen insan ne kadar uğraşırsa uğraşsın, bazı şeyler değişmez. Ama sen de kendine sor: Gerçekten mutlu muydunuz?”
O an, annemin sözleriyle yüzleşmek zorunda kaldım. Evliliğimizin ilk yıllarında Murat’la her şey çok güzeldi. Bahçelievler’de küçük ama sıcak bir evimiz vardı. Akşamları birlikte yemek yapar, eski Türk filmleri izlerdik. Ama zamanla hayatın yükü ağır geldi. Murat işten yorgun dönerdi, ben ise evde çocuklarla ve ev işleriyle boğuşurdum. Birbirimize ayıracak vaktimiz kalmamıştı. Belki de en büyük hatamız buydu; birbirimizi ihmal etmek.
Bir gün Zeynep aradı. “Elif, kahveye gelsene, konuşmamız lazım.” dedi. Sesinde bir tuhaflık vardı ama anlam veremedim. Gittim. Oturduk, kahvelerimizi içtik. Sonra birden ağlamaya başladı. “Sana söylemem gerek… Murat’la… Elif, çok üzgünüm.”
O an beynimden vurulmuşa döndüm. Zeynep’in gözyaşları, bana ihaneti anlatıyordu. “Nasıl yaparsınız bunu bana?” diye bağırdım. “Sen benim en yakın arkadaşımsın! Murat benim kocam!”
Zeynep başını öne eğdi, “Bilmiyorum… Her şey çok hızlı gelişti. O da mutsuzdu, ben de…”
O an içimdeki öfke ve acı birbirine karıştı. Eve döndüğümde Murat’ı karşıma aldım. “Bana doğruyu söyle! Zeynep’le aranda ne var?” dedim.
Murat bir süre sustu, sonra gözlerini kaçırarak konuştu: “Elif… Sana yalan söyleyemem. Evet, oldu. Ama pişmanım.”
O an dünyam başıma yıkıldı. İki çocuğumun babası, hayatımı paylaştığım adam ve en yakın arkadaşım… İkisi de bana ihanet etmişti.
Geceleri uyuyamaz oldum. Annemle konuşmalarımız daha da derinleşti. Bir gece bana şöyle dedi: “Kızım, herkes hata yapar. Ama önemli olan senin ne istediğin.”
Kafam karmakarışıktı. Çocuklarım için mi evliliğimi sürdürmeliydim? Yoksa kendim için mi gitmeliydim? Herkesin dilinde aynı cümle: “Çocuklar için sabret.” Ama ben sabrettikçe içimdeki yara büyüyordu.
Bir akşam Murat eve geldiğinde çocuklar uyuyordu. Sessizce yanıma oturdu.
“Elif… Ne desen haklısın. Ama ben de kayboldum bu hayatta. İşte sıkıştım kaldım, evde huzur bulamıyorum… Zeynep’le konuşmak kolaydı çünkü beni dinliyordu.”
“Ben seni dinlemiyor muydum?” dedim öfkeyle.
“Sen de yorgundun… Hepimiz yorgunduk.”
O an fark ettim ki; sadece ben değil, Murat da mutsuzdu. Belki de yıllardır birbirimize anlatamadığımız şeyler vardı.
Bir gün çocuklar okuldayken annemle oturduk balkonda.
“Anne,” dedim, “Ben ne yapacağımı bilmiyorum.”
Annem sigarasından bir nefes aldı, “Kızım,” dedi, “Sen kendini affetmeden kimseyi affedemezsin.”
O gece uzun uzun düşündüm. Ben gerçekten iyi bir eş miydim? Murat’a yeterince ilgi göstermiş miydim? Yoksa hayatın koşturmacasında onu ihmal mi etmiştim?
Bir hafta sonra Murat’la oturup konuştuk. Boşanmak istediğimi söyledim.
“Çocuklar için mi kalayım istiyorsun?” diye sordu.
“Hayır,” dedim, “Çocuklar için mutsuz bir evde büyümelerini istemiyorum.”
Boşandık. Kolay olmadı; ailemden tepki aldım, komşular dedikodu yaptı. Ama zamanla kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrendim.
Zeynep’le yollarımız tamamen ayrıldı. Onu affedemedim ama kendimi affetmeye çalıştım.
Şimdi bazen geceleri pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Acaba başka türlü olsaydı, her şey daha farklı olur muydu? Yoksa bazı yaralar ne kadar uğraşsak da kapanmaz mı? Sizce insan gerçekten affedebilir mi? Yoksa bazı ihanetler sonsuza kadar iz mi bırakır?