Bir Mutfakta Dört Hayat: Ortak Yaşamın Sessiz Çığlığı

“Yeter artık, Zeynep! Bir kere de şu tencereyi yıkasan ölür müsün?” diye bağırdı Elif, mutfağın ortasında elleri belinde. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Sanki o tencere değil, ben yıkanmamıştım yıllardır. O an, gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü bu evde gözyaşı dökmenin bile bir anlamı yoktu artık.

Her şey iki yıl önce başladı. Eşim Cem ile evlendiğimizde, İstanbul’un göbeğinde, Cem’in ailesinden kalan bu geniş dairede yaşamaya başladık. Başta her şey güzeldi; kayınbiraderim Murat ve eşi Elif’le birlikte yaşamanın avantajları vardı: Kira yok, faturalar yarı yarıya, alışveriş ortak… Ama zamanla, bu avantajlar yerini sessiz bir savaşa bıraktı.

Evde tek bir mutfağımız vardı. Herkesin dolapta bir rafı, buzdolabında bir köşesi… Ama iş pratiğe gelince, Elif’in kuralları geçerliydi. “Zeynep, domatesleri yanlış koymuşsun; Zeynep, çaydanlığı neden böyle bıraktın?” Bitmek bilmeyen eleştiriler… Bir gün dayanamadım:

“Elif, ben de çalışıyorum. Akşam yorgun geliyorum. Her şeyi dört dörtlük yapamayabilirim.”

Gözlerini devirdi: “Ben de çalışıyorum ama evin düzeni önemli. Herkes üstüne düşeni yapmalı.”

Cem ise çoğu zaman sessizdi. Arada sırada bana dönüp “Boşver Zeynep, takılma” derdi ama o da Murat’la arası bozulmasın diye fazla karışmazdı. Murat ise her şeyden habersiz gibi davranırdı; akşamları televizyonun karşısında uyuklar, sabahları kahvaltı masasını hazır bulurdu.

Bir akşam işten eve döndüğümde mutfakta Elif’in annesiyle karşılaştım. Masada oturmuş, bana yukarıdan bakıyordu.

“Elif kızım çok yoruluyor. Sen de biraz elini taşın altına koysan fena mı olur?” dedi.

O an içimden geçenleri anlatamam. Sanki ben bu evde fazlalıktım. O gece Cem’le tartıştık:

“Cem, ben bu şekilde devam edemem. Herkes bana yükleniyor.”

Cem başını öne eğdi: “Biliyorum zor ama idare et Zeynep. Biraz daha sabret.”

Sabretmek… Ne kadar kolay söyleniyor ama yaşaması öyle mi? Sabahları işe gitmeden önce mutfağa girip kahvaltı hazırlamaya çalışırken Elif’in bıraktığı kirli tabaklarla karşılaşmak… Akşam eve döndüğümde yorgun argın yemek yapmaya çalışırken Elif’in ‘Ben bugün çok yoruldum, sen hallet’ demesi…

Bir gün dayanamadım ve Cem’e dedim ki:

“Ya ayrı eve çıkalım ya da bu düzene bir çözüm bulalım.”

Cem’in cevabı belliydi: “Şimdi taşınmak zor. Hem annemler de üzülür.”

O gece uyuyamadım. Annemi aradım:

“Kızım, evlilik böyle şeyler işte,” dedi annem. “Biraz daha sabret.”

Sabır… Yine sabır… Ama insanın sabrı da bir yere kadar.

Bir sabah Elif’in sesiyle uyandım:

“Zeynep! Bugün alışveriş sırası sende unutma!”

O gün işten erken çıktım, markete gittim. Alışveriş poşetleriyle eve döndüğümde Elif ve Murat balkonda kahve içiyordu. Poşetleri mutfağa bıraktım, kimse yardım etmedi. O an içimdeki öfke patladı:

“Elif! Bir kere de yardım etsen ölür müsün? Her şeyi ben mi yapmak zorundayım?”

Elif bana küçümseyerek baktı: “Sen zaten evde en az işi yapan sensin Zeynep!”

O an ellerim titredi. Cem geldi, araya girdi:

“Tamam, kavga etmeyin.”

Ama artık çok geçti. O gece Cem’le uzun uzun konuştuk. Gözyaşlarımı tutamadım:

“Cem, ben bu evde kendimi misafir gibi hissediyorum. Herkes bana yükleniyor.”

Cem sessizce elimi tuttu: “Haklısın Zeynep… Ama Murat’ın işleri kötü gidiyor, ayrı eve çıkamazlar. Biz de şimdi taşınamayız.”

Ertesi gün Elif bana mesaj attı: “Akşam yemek sende.”

Yemek yaparken elimden tabak düştü ve kırıldı. Elif hemen geldi:

“Dikkat et biraz! Her şeyi mahvediyorsun!”

O an dayanamadım:

“Elif! Ben insanım! Yoruluyorum! Senin gibi her şeye yetişemiyorum!”

Elif sustu, ilk defa gözleri doldu. Sonra sessizce odasına çekildi.

O gece Murat yanıma geldi:

“Zeynep, Elif de çok zorlanıyor aslında. Annem sürekli onu arıyor, baskı yapıyor. O da sana patlıyor belki…”

İlk defa Elif’e acıdım biraz. Ama yine de bu düzenin değişmesi gerekiyordu.

Bir hafta sonra Cem’le karar verdik: Küçük de olsa kendi evimize çıkacaktık. Annemler üzüldü, kayınvalidem aradı; “Neden ayrılıyorsunuz?” dedi.

Ama ben ilk defa kendimi özgür hissettim.

Taşındığımız ilk gece Cem’le küçük mutfağımızda çay içerken ona sordum:

“Sence aile olmak birlikte yaşamak mı, yoksa birbirine nefes alacak alan bırakmak mı?”

Bazen düşünüyorum; acaba başka türlü davransaydık her şey değişir miydi? Siz olsanız ne yapardınız?