Küllerimden Doğdum: Bir Kadının Yeniden Başlama Hikayesi
“Sen bu evden öyle kolay kolay gidemezsin, Elif!” Babamın sesi mutfakta yankılandığında, elimdeki çay bardağı titredi. Annem gözlerini yere indirdi, ablam ise sessizce ağlıyordu. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yirmi sekiz yaşındaydım ve on yıllık evliliğim, bir enkaz gibi üzerime çökmüştü.
Mehmet’le evlendiğimde, herkes gibi mutlu olacağımı sanmıştım. Oysa daha ilk yıldan itibaren, evimizin duvarları arasında yankılanan tartışmalar, kırık tabaklar ve suskun geceler hayatımın gerçeği oldu. Mehmet’in öfkesi, annemin sabrı gibi sonsuzdu; ama benim sabrım bir gün tükendi. Bir gece, yine bağırışlar arasında, oğlum Emir’in korkuyla bana sarıldığını görünce kararımı verdim: Gidecektim.
Ama Türkiye’de bir kadın için boşanmak, sadece eşinden değil; ailesinden, mahallesinden, hatta bazen kendinden de ayrılmak demekti. Babamın o günkü sözleri hâlâ kulaklarımda: “Boşanmış kadın ne demek Elif? İnsanlar ne der? Senin oğlun ne olacak?” Annem ise sessizce yanıma gelip elimi tuttu: “Kızım, sen bilirsin… Ama yolun zor.”
O gece uyuyamadım. Pencereden dışarı bakarken, Ankara’nın soğuk sokaklarında kaybolmuş gibi hissettim kendimi. Kafamda binlerce soru vardı: Emir’i tek başıma büyütebilir miydim? İş bulabilecek miydim? İnsanlar bana nasıl bakacaktı? Ama en çok da kendi gözlerime bakmaya korkuyordum; çünkü orada yıllardır görmezden geldiğim bir acı vardı.
Boşanma süreci tam anlamıyla bir savaş alanıydı. Mehmet’in ailesi beni suçladı, kendi ailem ise utançtan başını kaldıramadı. Mahkeme koridorlarında saatlerce beklerken, yanımdaki kadınların gözlerinde aynı korkuyu gördüm: “Ya yalnız kalırsam? Ya çocuğumu kaybedersem?” Avukatım Ayşe Hanım bana cesaret verdi: “Elif Hanım, bu sizin hayatınız. Kimse sizin yerinize yaşamayacak.”
Boşandığım gün eve döndüğümde, Emir bana sarıldı ve fısıldadı: “Anne, artık kavga etmeyecek misiniz?” O an gözyaşlarımı tutamadım. Oğlumun küçücük kalbinde açtığımız yaraları düşündüm. Ama artık ona huzurlu bir hayat borçluydum.
Ailemle aramda soğuk bir duvar vardı. Babam aylarca benimle konuşmadı. Mahalledeki kadınlar arkamdan fısıldaştı; markette kasiyer bile bana acıyarak bakıyordu. İş ararken defalarca reddedildim; “Boşanmış kadın” etiketi üzerime yapışmıştı sanki. Ama pes etmedim. Bir gün eski bir arkadaşımın önerisiyle küçük bir yayınevinde işe başladım. Kitapların arasında kendimi bulmaya başladım; her yeni hikaye bana umut verdi.
Bir akşam işten eve dönerken annem aradı: “Elif, baban hastalandı.” Koşa koşa eve gittim. Babam yatakta bitkin yatıyordu. Yanına oturdum, elini tuttum. Gözleri doldu: “Kızım… Belki de sana haksızlık ettim.” O an yıllardır içimde biriken öfke ve özlem gözyaşlarımla aktı gitti.
Hayatım yavaş yavaş düzene girmeye başladı. Emir okulda başarılıydı, ben işimde yükseliyordum. Ama toplumun baskısı hâlâ peşimdeydi. Bir gün okulda veli toplantısında başka bir anne bana yaklaştı: “Elif Hanım, yalnız başınıza çok güçlü görünüyorsunuz ama zor olmuyor mu?” Gülümsedim: “Zor tabii… Ama insan bazen zoru seçmek zorunda kalıyor.”
Yalnızlık geceleri hâlâ canımı yakıyordu. Bazen eski günleri düşünüp ağladığım oluyordu. Ama sonra aynaya bakıp kendime şunu sordum: “Elif, sen kimsin?” Artık cevabını biliyordum: Ben, küllerinden doğan bir kadınım.
Bir gün yayınevinde yeni gelen genç bir yazarla tanıştım: Cem. Uzun sohbetlerimiz oldu; kitaplardan, hayattan konuştuk. Cem’in gözlerinde yargı yoktu; sadece anlayış vardı. İlk defa biri beni geçmişimle değil, bugünümle sevdi. Korkularımı ona anlattığımda şöyle dedi: “Geçmişin seni tanımlamaz Elif. Senin hikayen yeni başlıyor.”
Ailemle ilişkilerim de zamanla düzeldi. Annem torununu görmek için sık sık gelmeye başladı; babam ise artık bana daha yumuşak bakıyordu. Bir akşam sofrada babam sessizce şöyle dedi: “Seninle gurur duyuyorum kızım.” O an içimdeki tüm buzlar eridi.
Şimdi hayatıma dönüp baktığımda, o eski Elif’e acıyorum. Korkularına teslim olmuş, başkalarının ne dediğine göre yaşayan o kadına… Şimdi ise kendi kararlarımı alıyor, oğlumla birlikte yeni bir hayat kuruyorum.
Bazen düşünüyorum: Acaba başka kadınlar da benim gibi korkularıyla savaşıyor mu? Siz olsaydınız ne yapardınız? Hayatınızın direksiyonunu elinize almak için ne kadar beklerdiniz?