Geçmişin Gölgesinde Bir Çocuk: Sevginin Sınandığı Ev
“Baba, neden yine gelmedin?”
Bu cümle, akşam yemeğinde sofraya otururken Artun’un telefonundan yükseldi. Küçük bir kız çocuğunun sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. O an, içimde bir düğüm oluştu. Ben, Elif, otuz iki yaşında, hayatımda ilk defa bir çocuğun gözyaşlarına bu kadar yakından tanık oluyordum. Artun ise başını öne eğdi, sesi titreyerek cevapladı: “Baba bu hafta çok yoğundu, Zeynep. Söz, haftaya birlikte dondurma yemeye gideceğiz.”
Benim için Artun’un geçmişi, onun bir kızı olması, başta bir sorun değildi. Hatta ona hayranlık duymuştum; sorumluluk sahibi bir adam, eski eşine ve kızına karşı saygılı. Ama zaman geçtikçe, Artun’un Zeynep’le arasındaki mesafenin nedenini anlamaya başladım. O sadece eski eşinden değil, kendi kızından da uzaklaşmıştı. Her hafta sonu buluşmaları ya erteleniyor ya da kısa sürüyordu. Ben ise arada kalmıştım; ne Zeynep’in annesi olabilirdim, ne de onun hayatındaki boşluğu doldurabilirdim.
Bir akşam Artun’la tartıştık. “Neden Zeynep’le daha fazla vakit geçirmiyorsun? O senin kızın!” dedim. Gözleri doldu, sesi kısıldı: “Bilmiyorum Elif… Onu görünce kendimi suçlu hissediyorum. Sanki her şeyin sebebi benmişim gibi.”
O gece uyuyamadım. Kafamda sorular dönüp durdu: Bir insan kendi çocuğundan neden kaçar? Sevgi bu kadar zor mu? Sabah olduğunda mutfakta annemin bana çocukken söylediği sözler aklıma geldi: “Bir çocuğun kalbi camdan yapılmıştır, Elif. Kırılırsa kolay kolay onaramazsın.”
Bir gün Zeynep bize geldi. Küçük elleriyle bana sarıldı, “Elif abla, babamla parka gidebilir miyiz?” dedi. Artun ise koltuğa gömülmüş, televizyona bakıyordu. “Bugün çok yorgunum Zeynep,” dedi kısık sesle. Kızcağızın gözleri doldu. Dayanamadım, elinden tuttum: “Gel Zeynep, ben seninle giderim.”
Parkta salıncağa binerken bana sordu: “Babam beni sevmiyor mu?” O an boğazım düğümlendi. Ne diyebilirdim ki? “Bazen büyükler duygularını göstermekte zorlanır,” dedim. Ama içimde bir öfke vardı; Artun’a karşı, kendime karşı…
Akşam eve döndüğümüzde Artun hâlâ yerinden kalkmamıştı. Kapıyı açınca Zeynep koşup ona sarıldı ama o kızı hafifçe kenara itti. “Zeynep, biraz yalnız kalmam lazım,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu.
O gece Artun’la yüzleştim:
“Elini taşın altına koyman lazım! Bu çocuk senin kızın! Onu böyle görmeye dayanamıyorum.”
Artun sinirliydi: “Sen benim yerimde olsan ne yapardın? Herkes beni suçluyor! Esra (eski eşi) bana nefretle bakıyor, Zeynep benden uzaklaşıyor… Ben de insanım Elif!”
“İnsan olmak demek kaçmak mı? Sevgi vermek bu kadar mı zor?”
O gece sabaha kadar ağladım. Annemi aradım. “Anne,” dedim, “Ben bu evde ne yapıyorum? Bir çocuğun sevgisizliğine tanık olmak çok acı.” Annem sustu, sonra dedi ki: “Elif’im, bazen başkasının yarasını sen iyileştiremezsin.”
Günler geçti. Zeynep’in doğum günü yaklaşıyordu. Ona küçük bir hediye aldım; renkli bir defter ve kalemler… Artun’a sordum: “Kızının doğum gününe gidecek misin?” Yüzü asıldı: “Bilmiyorum… Esra orada olacak.”
“Zeynep için gitmelisin,” dedim.
Doğum günü günü geldi çattı. Artun son anda karar verdi ve birlikte gittik. Esra kapıyı açınca yüzünde soğuk bir ifade vardı. Zeynep bizi görünce koşup boynuma sarıldı; babasına ise çekingen bir bakış attı.
Doğum günü boyunca Artun köşede oturdu, kimseyle konuşmadı. Zeynep pastasını üflerken gözleri babasını aradı ama o bakışları görmezden geldi.
Eve dönerken arabada sessizlik vardı. Sonunda dayanamadım:
“Artun, bu şekilde devam edemezsin! Kızın seni bekliyor ama sen yokmuş gibi davranıyorsun.”
Artun gözyaşlarını tutamadı: “Ben iyi bir baba olamıyorum Elif… Bunu kabul edemiyorum.”
O gece ilk defa anladım; bazen insanlar kendi acılarının esiri oluyorlar ve en çok sevdiklerine zarar veriyorlar.
Bir hafta sonra Zeynep hastalandı. Esra aradı: “Artun, Zeynep ateşler içinde yatıyor. Gelmek ister misin?” Artun tereddüt etti ama ben onu cesaretlendirdim.
Hastaneye gittiğimizde Zeynep’in yüzü solgundu. Bizi görünce hafifçe gülümsedi. Artun başucuna oturdu ve ilk defa kızının elini tuttu.
“Baba burada,” dedi fısıltıyla.
O an gözlerim doldu; belki de ilk defa baba-kız arasında görünmez bir köprü kurulmuştu.
Zamanla Artun değişmeye başladı; Zeynep’le daha çok vakit geçirdi, ona hikâyeler anlattı, birlikte resim yaptılar. Ama aralarındaki mesafe tamamen kaybolmadı; geçmişin gölgesi hâlâ üzerimizdeydi.
Şimdi bazen düşünüyorum: Bir insan geçmişinin yükünü bırakıp yeni bir başlangıç yapabilir mi? Sevgi gerçekten öğrenilebilir mi? Sizce insanlar değişebilir mi?