Unutulmaması Gereken İsim: Ailemde Gelenekle Mücadele

“Hayır, anne, bu konuda kararımız kesin!” dedi oğlum Emre, gözleri kararlı ama bir o kadar da yorgun bakıyordu bana. Masanın etrafında üçümüz oturuyorduk; ben, Emre ve gelinim Elif. O an, mutfağın duvarları üstüme üstüme geliyordu. Elimde tuttuğum çay bardağı titredi, içimdeki öfkeyi ve kırgınlığı bastırmaya çalıştım. “Ama Emre, dedenizin adını yaşatmak bizim ailemizde bir gelenek. Sen de biliyorsun, baban vefat ettiğinden beri bu ismi yaşatmak benim için her şeyden önemli.”

Elif sessizce başını öne eğdi, gözleri dolmuştu. Emre ise derin bir nefes aldı. “Anne, biz oğlumuza kendi seçtiğimiz bir isim vermek istiyoruz. Dede ismini vermek zorunda değiliz. Zaman değişti, artık kendi yolumuzu çizmek istiyoruz.”

O an içimde bir şeyler koptu. Sanki yıllardır sırtımda taşıdığım yük bir anda yere düştü ama ben altında ezildim. Dedemden babama, babamdan bana geçen o isim… Şimdi oğlum tarafından reddediliyordu. Sanki geçmişimiz, köklerimiz bir anda siliniyordu.

Küçükken dedem bana hep şöyle derdi: “İsim, insanın kaderidir kızım. Bizim ismimizde bereket var, güç var.” O sözler kulaklarımda çınladı. Babam vefat ettiğinde, mezar taşına adını kazırken ellerim titremişti. O gün kendime söz vermiştim: Bu isim bizim ailede hep yaşayacak.

Ama şimdi oğlum başka bir dünyada yaşıyor gibiydi. Onun için gelenekler sadece bir yükten ibaretti. Elif ise kendi ailesinden getirdiği başka değerlerle büyümüştü. Onların gözünde benim için kutsal olan şeyler, sadece eski zaman masallarıydı.

“Anne, lütfen bizi anla,” dedi Elif kısık bir sesle. “Biz oğlumuza Arda ismini vermek istiyoruz. Bu isim bize umut ve yeni bir başlangıç gibi geliyor.”

Bir an sustum. Arda… Güzel bir isimdi elbette ama benim için hiçbir anlamı yoktu. Oğlumun doğduğu gün babam hastanede başımı okşamıştı: “Emre olsun adı, mert olsun, dik dursun.” Şimdi ise torunumun adını ben seçemeyecektim.

O gece uyuyamadım. Yatakta dönüp dururken annemin sesi kulaklarımda yankılandı: “Evlatlar büyüyünce kendi yollarını seçerler.” Ama bu kadar kolay mıydı? Yıllarca ailemizi ayakta tutan değerleri bir anda bırakmak…

Sabah olduğunda Emre’yi aradım. “Oğlum,” dedim titrek bir sesle, “Sana kızgın değilim ama çok üzgünüm. Babanın adını yaşatmak benim için çok önemliydi.”

Emre sustu bir süre. Sonra sesi yumuşadı: “Anne, seni anlıyorum ama bizim de kendi ailemizi kurmamıza izin ver. Biz de kendi hikayemizi yazmak istiyoruz.”

O an anladım ki, oğlum artık benim küçük çocuğum değildi. Kendi ailesinin reisi olmuştu ve ben istemesem de onun kararlarına saygı duymam gerekiyordu.

Ama içimdeki boşluk büyüdü. Komşulara, akrabalara ne diyecektim? Herkes torununun ismini soracaktı. “Dedesinin adı mı?” diyeceklerdi. Ben ise başımı öne eğip “Hayır” diyecektim.

Bir hafta sonra Arda doğdu. Hastaneye gittiğimde Elif’in gözleri yorgun ama mutluydu. Emre ise oğlunu kucağına almış, ona masallar anlatıyordu bile. İçimde buruk bir sevinç vardı; torunum sağlıklıydı ama isminde geçmişimizin izi yoktu.

O akşam eve dönerken annemin eski sandığını açtım. İçinden babamın bana yazdığı mektuplardan birini buldum:

“Kızım,
Hayatta en önemli şey aile bağlarıdır. İsimler gelir geçer ama sevgi baki kalır.”

Gözyaşlarımı tutamadım. Belki de ben yanlış yapıyordum; belki de sevgiyi isimlere hapsetmiş, gerçek bağlarımızı unutmuştum.

Bir gün Emre ve Elif’i yemeğe çağırdım. Masada sessizlik hakimdi. Sonunda cesaretimi topladım:

“Biliyorum, size çok baskı yaptım. Sadece babamın adını yaşatmak istedim ama asıl önemli olan sizin mutlu olmanızmış. Arda’ya sevgimi ve geçmişimizi anlatacağım; belki adı başka ama kökleri bizimle olacak.”

Elif’in gözleri doldu, Emre ise elimi tuttu: “Anne, senin geçmişini oğlumuza anlatmanı isteriz.”

O an içimdeki yük hafifledi. Belki de gelenekler sadece isimlerde değil, anlattığımız hikayelerde ve paylaştığımız sevgide yaşıyordu.

Şimdi Arda büyüyor; ona dedesinin hikayelerini anlatıyorum, eski fotoğrafları gösteriyorum. Bazen düşünüyorum: Acaba geçmişi yaşatmanın tek yolu isimler mi? Yoksa asıl mirasımız sevgimiz ve hikayelerimiz mi?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Geleneklere mi bağlı kalırdınız yoksa çocuklarınızın seçimlerine saygı mı duyardınız?