Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Kocamın Ailesinde Kaybolan Hayatım
“Senin annen böyle mi temizlik yapardı, Elif?” diye bağırdı kayınvalidem, ellerinde hala sabun köpüğüyle. O an, mutfağın ortasında öylece kalakaldım. İçimde bir yerler titredi; annemin bana çocukken söylediği o cümle yankılandı: “Kızım, kimseye boyun eğme.” Ama işte, eğmiştim. Hem de ne boyun eğmek…
Ben Elif, 27 yaşındayım. Üç yıl önce, İstanbul’dan kalkıp Balıkesir’in bir köyüne gelin geldim. Üniversitede tanıştığım Ali’ye deliler gibi aşık olmuştum. O zamanlar Ali’nin gözlerinde başka bir dünya vardı; bana umut veren, beni olduğum gibi kabul eden bir dünya. Ama işte, insan bazen gözlerini kapatıp atıyor kendini bilinmeze.
Düğünümüz köyde oldu. Annemler başta karşı çıktı; “Kızım, şehirde büyüdün, köy hayatı sana zor gelir,” dediler. Dinlemedim. Aşkın gözü körmüş ya hani…
İlk zamanlar her şey güzeldi. Ali ile birlikte tarlaya gidiyor, akşamları yıldızların altında hayaller kuruyorduk. Ama sonra işler değişti. Ali’nin annesi Fatma Hanım ve babası Hüseyin Bey’in evine taşındık. “Bizde öyle ayrı ev olmaz,” dediler. “Gelin eve gelir, aile oluruz.” O gün bugündür, kendi evim olmadı.
Fatma Hanım’ın kuralları vardı: Sabah ezanıyla kalkılır, önce inekler sağılır, sonra kahvaltı hazırlanır. Benim ellerim alışkın değildi; şehirde büyümüşüm, inek sağmak ne bilirim? İlk sabah ellerim titrediğinde Fatma Hanım’ın bakışları delip geçti içimi.
Ali başta arkamda durdu. “Alışırsın Elif,” dedi. Ama zamanla o da sustu. İşten yorgun gelince annesinin yanında oturup çayını içer oldu. Ben ise mutfakta bulaşık yıkarken kendi kendime konuşmaya başladım.
Bir gün, annem aradı. Sesimi duyar duymaz ağlamaya başladım. “Anne, ben burada çok yalnızım,” dedim. Annem sustu önce, sonra “Sabret kızım,” dedi. “Her evlilikte zorluk olur.” Ama bu zorluk değildi; bu başka bir şeydi.
Fatma Hanım’ın istekleri bitmek bilmiyordu. “Elif, çamaşırları yıkadın mı? Elif, bahçeyi suladın mı? Elif, Hüseyin Bey’in gömleğini ütüledin mi?” Kendi adımı duymaktan nefret eder oldum.
Bir gün dayanamadım, Ali’ye açıldım:
— Ali, ben böyle devam edemem. Kendi hayatımızı kuralım, ayrı eve çıkalım.
Ali başını öne eğdi:
— Annemi bırakıp nereye gideceğiz Elif? Babam hasta zaten…
— Ama ben de hastayım Ali! İçim hasta! Her gün biraz daha yok oluyorum burada!
Ali sustu. O sustukça ben de sustum.
Bir gece, odada yalnızken aynaya baktım. Gözlerimin altı morarmıştı; saçlarım dağınık, yüzüm solgundu. “Bu ben miyim?” dedim kendi kendime. Üniversitede hayalleri olan Elif gitmişti; yerine başkalarının istekleriyle şekillenen bir kadın gelmişti.
Köyde dedikodu çok olurdu. Komşu kadınlar arada uğrar, bana bakıp fısıldaşırlardı: “Şehirli gelin alışamadı galiba…” Bir gün komşu Ayşe Abla geldi:
— Kızım, anneni özledin mi?
— Çok…
— Sabret yavrum… Bizim buralarda gelin olmak kolay değil.
Ayşe Abla’nın gözlerinde de bir hüzün vardı; sanki o da yıllar önce aynı acıyı yaşamıştı.
Bir sabah Fatma Hanım yine bağırdı:
— Elif! Bu ne biçim kahvaltı? Zeytinleri bile doğru düzgün koyamamışsın!
O an elimdeki tabağı yere bıraktım. Gözlerim doldu:
— Yeter artık! Ben insan değil miyim? Hiç mi hakkım yok?
Fatma Hanım şaşırdı; ilk defa sesimi yükseltmiştim. Ali odaya girdi:
— Ne oluyor burada?
— Ali, ben böyle yaşamak istemiyorum! Kendi evimiz olsun istiyorum!
Ali yine sustu. O sustukça içimdeki umut da öldü.
O gece annemi aradım:
— Anne, ben dayanamıyorum artık…
Annem ağladı telefonda:
— Gel kızım… Kapımız sana her zaman açık.
Ama gitmek kolay mı? Toplumun baskısı var; “Gelin evi terk etti” derler diye korktum. Kendi ailemden utanırım sandım. Ama bir sabah uyandığımda kararımı verdim: Ya kendim için yaşayacaktım ya da bu evde yavaş yavaş yok olacaktım.
Ali’ye son kez konuştum:
— Ben gidiyorum Ali. Kendimi kaybettim burada.
Ali gözlerime bakamadı:
— Sen bilirsin Elif…
O gün valizimi topladım; Fatma Hanım kapıda durdu:
— Nereye gidiyorsun?
— Kendimi bulmaya…
Otobüsle İstanbul’a döndüm. Annem beni kapıda karşıladı; sarıldık uzun uzun. O an anladım ki bazen gitmek de cesaret istermiş.
Şimdi yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum. Hala geceleri uykumda o evi görüyorum; Fatma Hanım’ın sesini duyuyorum bazen rüyamda… Ama her sabah aynaya baktığımda kendime şunu soruyorum:
“Bir kadının kendi hayatını seçmesi bencillik mi? Yoksa gerçek cesaret bu mudur?” Siz ne düşünüyorsunuz? Benim yerimde olsaydınız ne yapardınız?